KKTC’de tek dert: Hangimiz cenaze töreninde en önde olacağız?

Serhat İncirli

KKTC’yi yönetenlere bir soru sorup bir de ufak yorum yaparak yazıya başlamak istiyorum:

Soru: “... Gencecik fidanlarımızın cenaze törenlerinde en önde olmak için bir birimizi itmekten başka planımız olmadığının farkında mıyız?”

Yorum: Cenaze törenlerine katılmak dışında başka ne işe yarıyoruz ki!

-*-*-

Gayet net gördük, büyük bir doğal afet karşısında çaresiziz!

En başta eğitim eksikliği ortaya çıkıyor bu gibi durumlarda...

Akabinde “panik”...

Ve tabii ki “öfke”...

-*-*-

Artık sosyal medya da var ya, geçmişe göre dedikodular daha yoğun, haliyle “ahalinin” panik ve öfke durumuna yanıt veremiyoruz...

-*-*-

Çocuklarımızı, öğretmenlerimizi, kardeşlerimizi Adıyaman’daki depremde kaybettik...

Tarihi bir felaketle karşı karşıyayız.

Bundan büyük acımız olmamıştı...

Gencecik fidanlarımız bir anda kuruyuverdi.

-*-*-

Bu konuda birinci dakikadan itibaren, KKTC devletinin yönetiminin “halkla ilişkileri” kesinlikle sınıfta kalmıştır...

En iyi ihtimalle tecrübesiziz...

-*-*-

Efendim iktidarda başkaları olsaydı çok mu mamur edecekti?

Onu demiyorum ki!

Benim dediğim, “devlet” dediğiniz “gücün”, halkla ilişkilerden başlayıp, Adıyaman’a uçakla veya Türkiye’ye gemiyle – en kısa sürede – ulaşması gerektiğidir.

-*-*-

Efendim ulaşılmadı mı?

Hayır ulaşılmadı!

Ve ulaşılamazken de otel enkazındaki 35 insanımızla ilgili bilgi kirliliği önlenemedi...

-*-*-

Evet felaketin boyutu çok büyüktü ve Anavatan yetkilileri bile Adıyaman’a 24 saat dokunmamıştı...

Ama dokunulması için tek bir sağlıklı ilişkimiz olmadığı da gayet net açığa çıkmıştır...

-*-*-

Ne diyoruz; “Evet felaketin boyutu çok büyüktü.”

Kesinlikle katılıyorum...

Şimdi birlik olma zamanı...

Doğrudur!

Siyaset yapılmaması gerekir...

Bu da doğrudur ama birlik olmamızı hiç istemeyen, sadece kendi çıkarları – koltukları için çaba harcayan ve her fırsatta, örneğin Türkiye’den gelen “devletin adını değiştiriyoruz” gibi her emri – saçma sapan olsa bile yerine getirmek için takla atanlar var olduğu sürece, siyaset yapılmalıdır, yapılacaktır ve bu, her şeyden daha doğru olandır”.

-*-*-

“Egemen eşit bir devlet” iddiasındayız ama her açıdan çaresiziz...

Belki de çaresiz – yönetimsiz olmamız isteniyor ki o da ayrı bir mesele...

Cumhurbaşkanımız ve hükümetimiz, görevlendirilmiş bir dilbandiye emanet... Geçtim kendi ordumuzun, merkez bankamızın, hatta dualarımızın dahi Türkiye’nin kontrolünde olmasını...

Suyumuzdan elektriğimize, dış siyasetimizden doğal afetlere müdahaleye kadar; hatta üzgünüm ama donumuza varıncaya – ismimizin değiştirilmesine kadar her şeyimizi Türkiye’ye teslim ederken hiç düşünmedik.

Düşünüp tedbir almak yerine, hamaseti ve koltuğu sağlama almayı tercih ettik.

-*-*-

“Egemen – eşit devletimiz var” diye, yalan olduğunu bile bile Türk dizi filmi formatında saçmaladık...

Şimdi gencecik fidanlarımızın cenaze törenlerinde en önde olmak için bir birimizi itmekten başka planımız olmadığının farkında mıyız değil miyiz?

-*-*-

Silkelenecek miyiz yoksa bu şekilde tamam mıyız?

Sıradaki ihale neydi?

Kıb – Tek özelleşmeli...

Akaryakıtta bizim komisyon ayrıldı mı?

Yok canım, niye istifa edelim ki!

Depremin sebebi biz değiliz ki!

-*-*-

Bilerek veya bilmeyerek “çaresiz bir toplum” haline geldik ya da getirildik.

Sonuç, “çaresiziz!”.

Sosyoloji bilimine, felsefeye dalıp da “sebebi aramak” meselesini geçmek zorundayız...

Çaresiziz!

Ama ondan da acısı, çaresiz olduğumuzu kabul etmiyoruz...

Çaresiz olalım umurumuzda değil, yeter ki hamaset devam etsin!


İnsan olmamak!

Enkazda sıkışan insanları telefonla arayıp, sanal medyada yayın yapanlar ve zavallı insanlarla dalga geçenler!

-*-*-

Depremde çöken binalardaki iş yerlerini soyanlar!

-*-*-

Battaniye fiyatlarını bile yükseltenler!

-*-*-

Kayıp insanlarla ilgili olarak “bulundu, sağlıklıdır” diye, hiç bir gerçek yanı olmaksızın sırf bir kaç “like” uğruna sanal ortamda canlı yayın yapanlar!

-*-*-

Ve öte yanda, 6 bin civarında bina çökmüş!

İnsanlar uykudaydı!

Her apartmanda 10 kişinin yaşamını yitirdiğini kabul etsek, ölü sayısının çok yüksek olacağını tahmin etmek zor değil...

-*-*-

Ve bu büyüklükte bir felaketi, bu ciddiyette bir kıyameti “eğlenceye” veya “avantaja” çevirmek...

-*-*-

Bilemiyorum...

Daha fazla yazmak isterdim...

Çok söz söylemek isterdim...

-*-*-

14 milyon insanın yaşam sürdüğü bir yaşam alanı yerle bir olmuştur...

Olay her açıdan çok ciddidir...

Çok büyük insan kaybı söz konusudur...

Yollar, köprüler, havaalanları, hastaneler, binalar, evler çökmüştür...

Ve Türkiye’nin ekonomisi altından kalkılamaz bir çıkmaza girecektir...

-*-*-

Böyle bir ortamda, “kişisel keyif”, “kişisel kazanım” peşinde olmak, sadece “insan olmamak”tır...

-*-*-

Yardım edelim...

Nasıl edebilirsek...

Elimizden ne gelirse...

Cebimizden ne çıkarsa...


En başta sporcu öğrenci kafilemiz olmak üzere, deprem bölgesinde bulunan çok sayıda KKTC vatandaşından sağlıklı haber alamıyoruz... Hatta hiç haber yok... Hataylı, Adıyamanlı, Maraşlı çok sayıda KKTC vatandaşı var... Büyük felaket, onların yakınlarını vurdu... Fotoğraftaki gibi Hatay’da bulunan Yeşilırmaklı kardeşlerimiz Bahar ve Ulaş Hüsam’dan da dün bu sayfayı hazırladığım saat 14.30’a kadar hiç haber alınamamıştı... Bilen, gören, duyan bize ulaşsın lütfen...