Bu ülkeyi yönetemedik!
Sadece soyuyoruz!
-*-*-
Hiç sevmedik!
Hiç de umurumuzda değil!
-*-*-
Nüfusu bilmiyoruz!
Veya bilmek istemiyoruz!
Ya da savaş suçu korkusuyla açıklamamayı tercih ediyoruz!
-*-*-
Ama bilinmeyen, sayılmayan, açıklanmayan ya da her neyse “kalabalık” nüfus nedeniyle eğitim ve sağlık başta olmak üzere; elektrikte, suda, toplu taşımacılıkta, her türlü devlet hizmetinde “batıyoruz”!
-*-*-
Hükümet övünüyor ki o da başka bir tür sıkıntı ya!
-*-*-
Gelin battığımız en önemli konulardan birine daha bakalım!
-*-*-
Çöp yönetimi!
-*-*-
KKTC’nin en büyük fiyaskolarından biri çöp yönetimidir…
Vatandaştan taaaa hükümete kadar, memleketteki çöp sıkıntısına çözüm üretmiyoruz hatta kötüye gitmesi zerre umurumuzda değil!
-*-*-
Önce nüfus!
Bakın, Güngör’deki çöp alanını 30 yılda doldurmayı hesapladık ancak 10 yılda dolduğunu saptadık!
-*-*-
Neden?
Çünkü hesaplayacak olanlara verdiğimiz nüfus rakamları ile gerçek nüfus rakamları tutmadı!
-*-*-
Uzmanlara göre “çöp yönetimi”, atıkların çevreye ve insan sağlığına zarar vermeden toplanması, taşınması, geri dönüştürülmesi ve bertaraf edilmesi sürecidir. Amaç; çevre kirliliğini azaltmak, doğal kaynakları korumak ve sürdürülebilir bir yaşam sağlamaktır.
-*-*-
Çağdaş anlamda “ayrıştırma” meselesi bizde sıfırdır!
Ayrıştıramıyoruz!
-*-*-
“Geri Dönüşüm” denen olay da çağdaş devletlerin en ciddi siyasetleri arasındadır bizde kimsenin zerre umurunda olmayan bir konudur…
Oysa “geri dönüşüm” ciddi bir ekonomik gelirdir…
-*-*-
İyi bir “çöp yönetimi” demek; çevreyi temiz tutmaktır, doğal kaynakları korumaktır, enerji tasarrufudur veya enerjinin ta kendisidir – enerji üretmektir; iklim değişikliği gibi hiç uğraşmadığımız konuda “katkı”dır!
Ama hepsinden önemlisi “halk sağlığını korur”…
-*-*-
Bir örnek…
Lapta Alsancak Çamlıbel (LAÇ) Belediyesi, Geçitköy bölgesinde, daha önce baraj yapımı için kazılan dev çukurlara çöp bırakıyor!
Her türlü atık!
-*-*-
Belediye, “elbette maddi gerekçeleri olabilir” – örneğin mazot harcaması gibi – veya yönetim umursamazdır!
Çünkü toprak zaten ganimettir!
Topla çöpü, dök çukura ve ört!
-*-*-
Doğanın anasını ağlatmışsın; yer altı kaynaklarını – suyu kirletmişsin; halk sağlığını riske atmışsın!
-*-*-
Yapmayın!
Ne olur yapmayın!
-*-*-
Ya da ne olur, bu ülkeyi sevin!
Daha ne diyeyim!
-*-*-
Ormanda yürüyorum, her köşe çöp!
Deniz kenarı, çöp!
Kent içi çöp!
Dağ çöp!
Yol kenarları çöp çöp çöp!
Belediyelerin çoğu umursuz veya batak!
Övünme de cabası!
Kaşarlandım ama…
Evet, bir yazı yazarsınız veya bir program yaparsınız, birinin veya birilerinin bu yazı ya da programı eleştirmesi kadar normal karşıladığım hiçbir şey olamaz!
-*-*-
Ama iki şeyi kabul etmem; birincisi “küfür ediyorsun”, ikincisi ise “hakaret ediyorsun!”…
Yazılarımda ya da programlarımda ne küfrederim ne de hakaret!
Ettiysem de özür dilerim!
-*-*-
Birçok kişi, yazdıklarımı – söylediklerimi ve özellikle Kıbrıs sorunu ile ilgili savunduklarımı sevmeyebilir!
“Sevmek zorundasınız” demedim ki?
-*-*-
Ne Türkiye’nin başkanıyım ne de Kuzey Kore’nin!
-*-*-
Haaa bu tür “ifadelerim” elbette vardır!
Ve bunlar yüzünden de sık sık “eleştiriş ötesi” mesajlar ya da yorumlar alırım!
-*-*-
Şunu diyecektim aslında; “boşuna benle uğraşmayın, çünkü kaşarlandım!”…
-*-*-
Kaşarlanmak nedir?
Kaşarlanmak, Türkçede argo bir ifadedir ve genellikle olumsuz anlam taşır…
Olumsuz anlam taşıması da umurumda değil!
O konuda da ekstra kaşarlandım!
-*-*-
Utanmaz ya da yüzsüz durumdayım!
Tam da sözlüklerde açıklandığı gibi; “O kadar eleştirdik ama artık kaşarlandı, hiçbir şeyi umursamıyor” noktasındayım!
-*-*-
Her gün yazmak, her gün ekrana çıkıp canlı yayın yapmak o kadar kolay sayılmasın ama…
-*-*-
Her yaşayan sağ sayılmaz / Diri diri ölen de var. / Derdi bilinmesin diye / Öle öle gülen de var!”
-*-*-
Ki bu da ayrı bir mesele!
Kolay değil bu iş!
Ne kadar kaşar olsanız da!
Bir çınarımız daha devrildi
1967 – 1976 yılları arasında Türk Mukavemet Teşkilatı’nda (TMT) görev yapan kahraman mücahitlerimizden Mustafa Şevki TÜRKALP, 14 Şubat 2026 tarihinde vefat etmiştir.
Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve silah arkadaşlarına başsağlığı dileriz…
-*-*-
Yukarıdaki mesajı Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı yayınladı…
Kendi internet sitelerinde gördüm…
-*-*-
Asker, bunu hep yapıyor…
Kaybettiğimiz her TMT mensubu veya eski mücahit için başsağlığı ya da taziye mesajı paylaşıyor…
-*-*-
Mustafa Türkalp’i tabii ki askerden tanımış değilim…
Harbiye mezunu olmayan subaylarımızdandı ve ben tanıdığımda emekli yüzbaşıydı…
-*-*-
Çok uzun yıllar birlikte çalıştık…
Patronumuz merhum Asil Nadir’in en yakın çalışma arkadaşlarından biri ve “sır deposu”ydu!
Aynı zamanda Asil Nadir’e, babası merhum İrfan Nadir’den emanetti…
-*-*-
Çok ciddi görünürdü ve size doğru yürüdüğü zaman sanırdınız ki “ha şimdi tokadı basacak, ha biraz sonra…”
Ama o ciddi görüntünün arkasında şahane bir yürek vardı…
-*-*-
1952 doğumluydu...
Çok önemli bir dönemde aslında TMT’ye katılmıştı… Ve 17 yaşındaydı…
-*-*-
1967…
Neden bu tarih önemli?
Çünkü bir sene sonra, “ateşkes” falan olacak ve yüzlerce mücahit terhis edilecek; büyük çoğunluğu işsiz kaldığı için de İngiltere’ye göç edecekti…
-*-*-
Mustafa Türkalp’e, hep “komutanım” dedim…
Öyle çağırırdım…
-*-*-
Çok cesurdu ve özellikle Asil Nadir’in “yanında” olduğu anlarda, örneğin “yakın koruma” anlamında bu cesurluğuna birkaç kez tanıklık ettiğimi hatırlarım…
-*-*-
Ama en önemli özellikleri (bana göre) neydi biliyor musunuz?
Bunları yazmak zorundayım çünkü şu anda yitirdiğimiz özelliklerdir…
-*-*-
Bir: Vatan sevgisi sorgulanamaz biriydi…
-*-*-
İki: Milliyetçi – asker geçmişine rağmen, ülkenin belki de son 15 senesinde her karşılaşmamızda, kesinlikle memnuniyetsizliğini dile getirirdi… Ama sessizce!
-*-*-
Üç: Sessizliği korkusundan – çekincesinden değildi… Devlete, bir zarar gelmesinden endişe ederdi…
-*-*-
Dört: Sır küpüydü; ne 1967 – 1974 arasında gördüklerini – yaşadıklarını anlatmak isterdi; ne de Asil Beyle ilgili konuşurdu… Asla dedikodu yapmazdı ve dedikodunun “kuruma zarar verdiğini” anlatırdı…
-*-*-
Beş: Kesinlikle kişisel bir çıkar için en küçük çaba harcadığına tanık olmadım.
-*-*-
Altı: Ailesine çok düşkündü ve hayvan sevgisi efsaneydi…
-*-*-
Ölüm ilanına sosyal medyada rastladığımda, hemen birlikte çalıştığımız Alpay Sadıkoğlu’nu aradım… “Maalesef gardaş” dedi Alpay…
Öldüğü gün (14 Şubat 2026) Lefkoşa’da toprağa verilmiş…
-*-*-
Gerçek bir vatan sevdalısı…
Gerçek bir Kıbrıs aşığı…
Gerçek bir aile babası…
Gerçek bir arkadaş…
-*-*-
O siyah güneş gözlüklerinin arkasındaki sert görüntünün çok öncesinde, iyi bir insan…
-*-*-
Eşine, evlatlarına, torunlarına başsağlığı dilerim…
Allah rahmet eylesin…
Bir çınarımız daha devrildi…
-*-*-
Sana son görevimizi yapamadık – cenazende bulunamadık komutanım… Üzgünüm… Ve senin oralardan “Üzülme gardaş” dediğinden de eminim!