“Kızımın gözlerini çıkarttılar…”

Sevgül Uludağ

Tunceli’nin Başakçı köyünde bir anıt mezar var. İşte o mezarda yatan Ayten Öztürk, Anayasa Mahkemesi’nin “JİTEM araştırılsın” diye sunulan kararının ve üzeri kapatılan karanlık hikâyelerinin özetidir. Ve o karanlık hikâye sadece Ayten Öztürk’ün değil, fişlemenin, aile boyu mahkûm edilmenin, en görünür anda bile yok sayılmanın da hikâyesidir.

Anayasa Mahkemesi “JİTEM araştırılsın” kararı vermiş.
Hoş kararda da öyle yazmıyor ya, yine de işte, “Etkili soruşturma yürütülsün” denilerek kayda geçilmiş.
Keşke görüp de yüz çevirenleri, duyup da duymazdan gelenleri de kayda geçebilseydi.
Keşke yapıp da rahat uyuyanları, edip de yanına kalanları da yazabilseydi herhangi bir mahkeme kararı.

***

Tunceli’nin Başakçı köyünde bir anıt mezar var.
Gömüldüğü toprakta sokak köpeklerinin bulduğu Ayten Öztürk’ün belki son bir yardım için uzanmış eli uzanıyor mezar taşından.
İşte o mezarda yatan Ayten Öztürk, Anayasa Mahkemesi’nin “JİTEM araştırılsın” diye sunulan kararının ve üzeri kapatılan karanlık hikâyelerinin özetidir.
Ve o karanlık hikâye sadece Ayten Öztürk’ün değil, fişlemenin, aile boyu mahkum edilmenin, en görünür anda bile yok sayılmanın da hikâyesidir.

***

Ayten Öztürk, ablası Aysel 1979’da bir yol araması sırasında gözaltına alınıp tutuklandığında, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 12 Eylül darbesinden sonra yargılandığında, ağır işkencelerden dolayı hastalandığında, işkenceyi protesto için 49 gün açlık grevi yaptığında henüz çocuktu.
Onca işkenceden, ithamdan sonra 1986’da suçsuz bulunarak tahliye edildiğinde de bütün yaşananların ne anlama geleceğini bilmiyordu.
Tahliye olan ablası hasta yatağında yeniden gözaltına alınıp sonra yeniden serbest bırakıldığında, en sonunda dağa çıkıp bir daha dönmediğinde bunun kendisini nasıl etkileyeceğini de bilmiyordu elbette.
Babası Hıdır Öztürk, memurdu, şef olarak çalışıyordu.
1992’de jandarmaya bayramlaşmaya gittiğinde, komutan, asıl suçun ailede olduğunu düşündüğünü gösteren cümleleri sıralayıp, elini havada bıraktı:
“Kızının cesedi gelene kadar bayramlaşmam.”
Hıdır Öztürk’ün diğer 3 kızı ise yanındaydı.
Ayten fabrikadaydı, diğer iki kızından biri mühendis olmuştu, diğeri hemşire olarak çalışıyordu.
1992’de bir gün, Hıdır Öztürk ve 3 kızı garip bir davet aldı, komutan çağırmıştı.
Orada “Mahmut” diye tanıştırılan, sakallı biri kendilerini karşıladı.
Kızların tek tek adreslerini alıp, Öztürk ailesini geri yolladı.
Hıdır Öztürk, çok sonra, “Mahmut” diye tanıştırılan, bütün bilgilerini alan kişinin, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım olduğunu anlayacaktı.

***

O buluşmadan kısa bir süre sonra Öztürk’ün hemşire kızının aniden Kars’a tayini çıktı.
Mühendis kızı da nasılsa Çankırı’da görevlendirilmişti.
Evde artık Ayten, annesi ve babası kalmıştı.
27 Temmuz 1992’de ise bir beyaz Toros’la Ayten Öztürk kaçırıldı.
8 Ağustos’a kadar izine rastlanamadı.
8 Ağustos’ta, Elazığ’da bir mezarlık yakınında sokak köpekleri toprağı aşındırmış, kim olduğu yüzünden asla tanınamayacak Ayten Öztürk’ün toprağa yarı gömülü cesedi açığa çıkmıştı.
Öztürk’ün cesedi 11 gün sonra bulunmuştu ancak otopsi raporuna bedenindeki eksiklerin 2 aya yakın toprakta kalmasından kaynaklandığı yazıldı.
Otopsi raporuna göre gözleri yoktu çünkü çürümüştü, kulağı yoktu çürümüştü, dudakları yoktu çünkü çürümüştü, yüz derisi yoktu çünkü çürümüştü, saçları ve kafa derisi yoktu çünkü üzerindeki toprak alınırken kazma ve kürek gelmişti.
Çürüyenin Öztürk’ün bedeni olmadığı açıktı.
O otopsi raporunun hesabı da hiç sorulmadı.
JİTEM komutanı Cem Ersever, öldürülmeden önce Öztürk’ü Yeşil’in kaçırdığını söylemiş ancak kâr etmemişti.
JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan da yıllar sonra aynı bilgiyi tekrarladı.
Hıdır Öztürk ise bütün geçen o yıllarda, bu itiraflara rağmen olayın detaylı soruşturulmadığını görmüş, diğer çocukları zarar görmesin diye ne kadar zehir varsa içine atmıştı.

***

Yıllar geçti, 2011’de TBMM’de İnsan Hakları Komisyonu’na Hıdır Öztürk de davet edildi.
“Ben gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş, vücudu parçalanmış bir kızın babası olarak buradayım” dediğinde komisyonun bütün üyeleri susuverdi.
Dönemin Komisyon Başkanı, bütün iddiaları dinleyip suç duyurusunda bulundu, dosya yeniden açıldı.
Tunceli ve Elazığ savcılıkları soruşturma başlattı, dosya özel yetkili Malatya Savcılığı’na yollandı.
Mahmut Yıldırım hakkında zaten verilmiş onlarca yakalama kararına ek olarak yeniden arama kararları çıkartıldı.
O dönem jandarmada görevli bazı isimler, JİTEM’in bölgedeki yapısını ve kimlerden oluştuğunu tek tek anlattı.
O eylemlere göz yumanlar, tek işlem yapmayanlar, o raporları yazanlar her biri belliydi.
Ayten Öztürk’ün Yeşil ve bu isimlerce kaçırıldığı, Diyarbakır’a götürüp sorgulandığı, öldürülüp, gözleri çıkartılıp, derisi yüzülüp, gömüldüğü, her biri tanıklarca anlatıldı.
Bir bölüm kamu görevlisinin ifadesi de şüpheli sıfatıyla alındı.
Ve sonra öylece kaldı.
Zira savcılıklara göre Mahmut Yıldırım, yani “Yeşil”, yani “Sakallı” bulunamamıştı, başka ne yapılacaktı?
Aile, terörle mücadeleden zarar gördüklerini belirterek tazminat talebinde bulundu ama bu da uygun bulunmadı.
“JİTEM araştırılsın” denilmiş, araştırıldı, duruyor oradaki Meclis raporunda.
Ayten Öztürk’ün nasıl işkencelerden geçirildiği duruyor.
Çürümeyi çürümeyle açıklayanlar duruyor.
Mezar taşından buraya bir el uzanıyor.
Ama bir şey olmuyor, en kabadayısı, “Bir araştırın bakalım” diyor ve o kervan mutlaka yürüyor.
(MİLLİYET – Gökçer TAHİNCİOĞLU – 26.6.2016) DEVAM EDECEK