Bir bakan, bakanlığının politikalarından, yönetiminden ve ortaya çıkan ciddi sorunlardan Meclis ve kamuoyu karşısında sorumludur…
-*-*-
Genel kural böyledir!
-*-*-
Haaa Kuzey Avrupa’da “ciddi sorunların” sonucunda, ilgili bakan istifa ederken; Japonya’daki kültür çok acıdır, ilgili bakanın harakiri yapmasına kadar gidebilir!
-*-*-
Dolayısı ile şunu iyice ayırt etmek lazım; Erhan Arıklı, kendi bakanlığındaki sorunlardan sorumludur. Ancak “her hatanın doğrudan kişisel sorumlusu” olduğunu söylemek kesinlikle yanlıştır!
-*-*-
Erhan Arıklı, geçtiğimiz hafta Meclis’te yaptığı duygusal konuşmada, “feci deniz kazasındaki” kişisel sorumluluğundan söz etti!
Siyasal sorumluluğu gizledi!
-*-*-
“… Sanki gemi kalkmayacaktı Erhan Arıklı izin verdi… Gemiyi kaldırın dedi… Gem çürük bir gemiydi, yüzme imkanı yoktu Erhan Arıklı yüzdürün ya da izin verin dedi…”
-*-*-
Erhan Arıklı Meclis’te bu ve bunlara benzer savunma yaptı!
-*-*-
Tabii ki “kişisel anlamda” haklıdır; elbette “gemiyi yüzdürün ulan” dememiştir…
-*-*-
Ama siyasal sorumluluk kendisindedir!
-*-*-
Siyasi sorumluluk yanında, “bakanlığın teşkilatını kendisi yönetmekteydi; denetim ve koordinasyon konusunda en üst düzey yetki kendisindeydi…”
Haliyle idari sorumluluk da kendisindeydi!
-*-*-
Şimdi, siyasi ve idari sorumluluğu hemen üstlenip, “istifa ediyorum” demesi, daha önce de yazdım, en doğru olandı!
-*-*-
Hukuki ya da cezai sorumluluk mu?
Ona polis – Başsavcılık ve sonuçta Mahkeme karar verecek!
-*-*-
“Denetim” en önemli mesele!
Denetim yapacak kurul yaklaşık 5 yıldır “eskik”ti iddiası var mesela!
-*-*-
Neyse; geçenlerde sevgili kardeşim Serdar Sarı ile telefonda konuştuk…
-*-*-
Serdar’ın Londra’da araç muayenesi müfettişliği lisansı veren bir okulu var…
Serdar’ın kendisinin de ayrıca araç muayenesi - ki İngilizler MOT diyor- yapan şirketi var…
-*-*-
MOT (Ministry of Transport test), araçların yola çıkmaya elverişli olup olmadığını ve çevre standartlarını karşılayıp karşılamadığını kontrol eden zorunlu araç muayenesidir…
-*-*-
Serdar, bu muayeneleri yapanları ve muayene yapılan yerleri denetleyen müfettişleri eğitiyor…
Ama bunun da ötesinde, Serdar’ın eğitim verdiği okul veya atölye de sürekli denetleniyor!
Kim denetliyor?
İlgili bakanlık tabii ki!
-*-*-
Neden denetliyor?
-*-*-
En küçük bir sıkıntı olmasın, her araç yola güvenli çıksın, çevreye de zarar vermesin diye denetleniyor!
-*-*-
İlginç olan bir şey daha söyleyeyim; Serdar bir Kıbrıslı Türk!
Galatyalı!
Mehmetçik canım!
-*-*-
Serdar’ın araç muayenesi müfettişi belgesi verdiği eğitim kurumunu destekleyen ekibin başındaki kişi de Kıbrıslı Rum!
-*-*-
Hani Rum – Türk, torpil veya düşmanlık falan gelmez mi aklınıza?
-*-*-
Asla öyle bir şey olamaz!
-*-*-
Çünkü en küçük bir ihmalde, ne Serdar’ın okulu kalır, ne de işi!
-*-*-
En küçük ihmalin cezası mı?
500 Sterlin ceza ve 5 sene kapatma!
-*-*-
Haaa, KKTC’de beş yıldır kimse atanmadığı için o gemiyi denetleyecek bir ekip yoktu; eğer aynısı İngiltere’de olsa, değil ilgili bakan, Kral Charles’ın da gelmişi ve geçmişi, İngiliz medyası tarafından tarumar edilir!
-*-*-
Arıklı tabii ki 28 kişinin katili değildir!
Zaten sonuçta buna mahkeme karar verecektir!
-*-*-
Ancak, Arıklı, ilk günden “bu çok büyük bir sorumluluktur ve bu sorumluluk bana aittir, başbakandan affımı istiyorum” deseydi; sıkıntı yoktu!
Ama kişisel sorumluluk ile idari ve siyasi sorumluluk aynı şey değildir!
-*-*-
Tekrar ediyorum; “siyasi sorumluluk, bir siyasetçinin kendi görev alanındaki kararların, politikaların veya yönetim başarısızlıklarının siyasi sonuçlarını üstlenmesi”dir…
-*-*-
Haaaa belki de ne kaptanda, ne gemide, ne de denizde kusur vardı!
Kim bilir, belki gemiye bir denizaltı, biz uzay aracı, bir uzay gemisi hatta Trodos’tan havalanan bir Rum – Yunan dronu çarpmıştır!
-*-*-
Soruşturma sağlıklı bir şekilde sonuçlanana kadar Arıklı’nın konuşması ve ısrarla “kişisel sorumluluk” ile “siyasi ve idari sorumluluğu” birbirine karıştırması, doğru değildir!
Sorumluluk alması gereken bir tek Arıklı olmamalı!
Öteki yazımızda Erhan Arıklı’nın “sorumluluk” adına kaza ile alakasını yazmaya çalıştık…
-*-*-
Elbette gemi faciası, 28 kayba sebep olan, büyüklüğü ve acısı benzer “idari veya siyasi ihmal konuları”na göre çok büyüktür!
-*-*-
Ancak unutulmaması gereken birkaç örnekten söz edelim!
-*-*-
İlaçlı mama ile yaşamını yitiren bebek skandalı!
-*-*-
Sağlık Bakanı anında istifa etmeliydi!
Kişisel değil, idari sorumluluğu olduğu için!
-*-*-
Geçtiğimiz hafta mahkemeye yansıyan “anne – babanın, ikiz bebeklerine işkence iddiası”…
-*-*-
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı istifa etmeliydi!
-*-*-
Beş günde iki kadın cinayeti!
-*-*-
Yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı istifa etmeli!
-*-*-
Haaa, bebeği Hakan Dinçyürek mi zehirledi?
Ne münasebet!
-*-*-
İkiz bebekleri Oğuzhan Hasipoğlu mu dövdü?
Ne münasebet!
-*-*-
İki katil kocayı, eşini veya eski eşini öldürsün diye Oğuzhan Hasipoğlu mu azmettirdi?
Ne münasebet!
-*-*-
Ama idari ve siyasi sorumluluk istifayı gerektirir!
-*-*-
“Bir yerde yanlış var ve o yanlış bizim sorumluluğumuzdadır” diyebilen bakana, “BAKAN” denir!
Değilse, “tatlı koltuğum, idare et gitsin” diyebilirsiniz!
-*-*-
Elbette KKTC, Norveç değildir, Finlandiya da değildir…
Ancak ne yazık ki hem cinayetler, hem evlada şiddet hem de siyasi – idari sorumluluk almama konusunda “KKTC” denen şey, tam “Türkiyeleşmiş” haldedir!
-*-*-
Ki bu son “Türkiyeleşme” noktası, değil ilgili bakanların, Hükümet, Meclis ve hatta Cumhurbaşkanı’nın dahi “sorumluluk” almasını gerektirir ki…
Neyse!
Mare Monte 1967’de açıldı… Yaşıtız… Sahibi Kıbrıslı Rum’du… Gelişen Kıbrıs turizminin yıldızlarından biriydi… Plajıyla, bangalovlarıyla, restoranıyla bir şaheserdi… 1974’te aldık; “alış veriş birkaç milyon kantar yemiş” ve tabii ki “kanla aldık” hikayelerinden, Turizm İşletmeleri, Vakıflar İdaresi derken batırdık… Şu anda tam bir felaket! Yıkıntı! Yazık! “İşte KKTC gerçeği” diyeceğim; bir yığın ganimetçi faşist kafa kızacak! Demiyorum! Başınızda parçalansın! Ne haliniz varsa görün! İnşallah bir gün yasal sahipleri geri döner ve mülklerini alır! Hayattaysam çok güleceğim!