Kısa Kısa.....

Erdinç Gündüz


Türkiyeli dostlara...
Türkiye’de olup bitenlerle her zaman olduğu gibi yine yakından ilgileniyoruz.  Türkiyedeki çoğu insan, politikacı ve medya mensubu gibi,  ilgilenir gibi yapmıyoruz. Gerçekten ilgileniyoruz. Bunun birçok nedeni var.  Durup teker teker nedenleri sıralayacak değilim. Ama bazı şeylere de dikkatinizi çekmenin zamanı geldi galiba.
Eylemcilere ‘Çapulcular’ yakıştırması yapıldığı için çok ama çok bozuldunuz. Yerden göğe kadar da haklısınız.  Haklısınız da, aynı kişilerin, biz Kıbrıslı Türkler’e de  “Beslemeler”, “Vatan hainleri”, “Satılmışlar”  hatta “Piçler” yakıştırmaları yaptıklarını  hatırlatmak isteriz. Umarız şimdi anlamaya başlamışsınızdır o yakıştırmalarla karşı karşıya kaldığımızda neler hissetiğimizi....

Polis mi “Milis’ mi ?
İzmirli eylemcilerin karşısına eli sopalı sivil insanlar çıkıvermiş. Hem de resmi giyinmiş polislerin arasından.  Emniyet Müdürü’ne sorulmuş. Cevap: “Onlar sivil polisti. Ben emir verdim....”
Böyle kritik bir ortamda resmi giysili polislerin arasında eli odunlu sivil polislerin ne işi vardı Sayın Müdür ? Hangi eğitim kurumunda eğitildin  bilmiyoruz ama sana eğitimin sırasında bunu da mı öğrettiler ? “Sıkıyı gördün mü sivil polislerin eline birer odun ver ve sokağa sal” mı dediler ?
Yoksa birşeyler mi saklıyorsun Sayın Müdür ?  Birilerini korumaya mı aldın yoksa ?

Ders çıkaranlar ders çıkarmayanlar...
Başbakan yardımcısı Arınç da Cumhurbaşkanı Gül de  “.....ders çıkardık....” diyor..... Ama Başbakan, olup bitenlerden bırakın ders çıkarmayı, hiçbir şey anlamamış. Tüm konuşmalarında, açıklamalarında bu, açıkça belli. Öyle görünüyor ki, çevresinde ona neler olup bittiğini anlatan birisi de yok.
Çok merak ediyorum bizim buradakiler ne anladılar Türkiye’de olup bitenlerden. Ders çıkaranlardan mıdırlar yoksa hiç ders çıkarmayan vurdumduymazlardan mı ?

% 50’nin ipleri...
Başbakan kendisine oy veren Türkiye’nin % 50’sinin sokaklara çıkmasını önlemek için çok çaba sarfettiğini söylüyor. Yani  “% 50’nin ipleri benim elimde. Bir emir verirsem görürsünüz neler olacağını” demeye getiriyor.
Bir tehdit değil de nedir bu ?  Hem de dünyada eşi  benzeri görülmemiş bir tehdit. Üstelik de bir ülkenin Başbakan’ının ağzından çıkmış. “Kafamı bozmayın yüzbinleri sokağa döker sivil savaşı başlatırım” tehdidi.

Taksim’de cami...Kilise Restorasyonu....AKM’nin yıkılması....
Başbakan  “AKM’yi yıkacağım....”, “Taksim’e cami inşa edeceğim.....”, “Taksim’deki Rum kilisesini restore edeceğim.....” diyor. Der mi der....Yapar mı yapar...
Belli ki Başbakan, aklına koyduğu Cami’yi yaptırmak için her şeyi göze almış durumda.  Dünyaya sempatik görünmek için Rum Kilisesi’ni de  restore ettirecek. Rum Kilisesi’nin restore edilmesinden önce Patrikhane’nin  tapulu malı- mülkünü  iade etse ya önce.... Yılan hikayesine dönen Ada’daki Ruhban Okulu’nun açılmasını sağlasa ya...

Son mu başlangıç mı ?
Gezi Parkı ile başlayan ama daha sonra tüm Türkiye’ye yayılan halk hareketinde tansiyon azdan azdan düşmeye başladı. Başladı ama bu olaylar, bundan sonra Türkiye’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının da habercisi  oldu. Dilemiyorum ama, bir nedenle bundan sonraki halk hareketinin, bu seferkinden çok çok daha şiddetli olacağı öngörümü de paylaşmak istiyorum. 
Bunun Kıbrıs’a yansımaları nasıl mı olur ? Hiç ama hiç kestiremiyorum. Çünkü Kıbrıslı ‘vatanseverdir’ ama biraz farklıdır...Kıbrıslı fazlaca soğukkanlı....Kıbrıslı hudutsuz gibi görünen tolerans sahibi....  Taa ki patlayana kadar....