Kimseyi suçlamadan…

Dr. Berkan Tokar

 

Birkaç gündür izliyorum, yazılı medya görsel medya dâhil olmak üzere sosyal medya kaynıyor. Özellikle Cumhurbaşkanımız Sn. Akıncı’nın The Guardian gazetesine verdiği mülakatın ardından Türkiye’den gelen tepki toplumu yine içinden çıkılmaz çekişmelere, kavgalara soktu. Bu gelişmeyle bir anda toplum cepheleşti ve iki cephe arasında hiç hoş olmayan karşılıklı hakaretlere evirildi bu gelişme.

Tarih tekerrürden ibarettir derler. Gerçekten de öyleymiş. Tarihi boyunca hep bir karşı taraf yaratılarak yönetilmeye çalışılan toplumumuz hiç ders almamışçasına şimdi de “ilhakçılar” ve “yamacılar” olarak iki cepheye bölünmenin yolunda ilerliyor. Birçok insan iki ayrı cepheden, pür heyecan kendi cephesini savunmaya ve rasyonelleştirmeye çalışıyor. Tarihimizden ders almadığımız aşikâr ancak tarih bilgimiz yok değil. Benim jenerasyonumun yaşadığı kaç tane bölünme var bilmiyor muyuz? Osmanlı idaresinde kendi toplumlarını Müslüman ve gayri Müslim olarak ayırırdı. Ardından da İngiliz sömürge dönemi, bu iki cepheyi din bazından ırk bazına dönüştürüp Türk ve Rum toplumları olarak bölerek yönetmedi mi? Daha sonra idare Kıbrıslılara geçince komünistler ve milliyetçiler çıktı ötekileştirme ve bölünme noktası olarak. İdare kendi toplumumuza geçince, milliyetçi komünist ayırımı bu kez Rumcu, statükocu diye, coşup gitmiş kendi aramızdaki bu ayırımcılıklar. Böylelikle, devamlı olarak bu ayrımcılıklar üzerinden kurgulanan yönetimler toplumun gereksiz çekişmelerle vaktini geçirmesini sağlarken bizleri “çok güzel” uyutup geleceğimiz için ilişkin endişe eder hale gelmemize sebep olmuşlardır. Yakın tarihimize bakacak olursak bu cepheleşmelerin yarattığı anlamsız çekişmeler sonucunda nereden nereye geldiğimiz yüzümüze şamar gibi vurmaktadır. Ancak görünen de odur ki, toplumumuzda küçükten büyüğe, bu çirkin tarihi tecrübelerden ders çıkaran maalesef yoktur. Şimdi ülkemizde nur topu gibi yeni bir gündem, yeni bir toplumsal ayırımımız oldu! “İlhakçılar” ve “yamacılar” diye iki yeni cephe anında oluşmuş durumdadır.

Tarihi boyunca ayırımcılık ve cepheleşme nedeniyle acılar çekmiş ve çektirmiş bir toplumun, yaşayarak öğrenmesi gerekirken düştüğü hallere bakın! Bir taraf Türkiye “ilhakçısı” bir taraf Kıbrıs Cumhuriyeti “yamacısı”, ne kadar kötü ve ne kadar asılsız bir kutuplaşma.

Ne kadar kötü diyorum çünkü kimsenin gündeminde böyle birşey yokken, bir anda,  tüm gündemin bu şekilde oluşmasının, geleceğimizle ilgili potansiyel riskleri çağırıyor olduğunu gördüğüm için endişe duyuyorum.

Ne kadar asılsız diyorum çünkü bu adada yaşayan Kıbrıs Türk halkının ne Türkiye’ye ilhak olmak, ne de Kıbrıs Cumhuriyetine yama olmak gibi herhangi bir arzu, istek veya düşünce içerisinde olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Bu ülkede dünyanın her yerinde olduğu gibi aşırı uç gruplar mevcut olabilir. Ancak halkımızın nerdeyse tümüne yakınının bu radikal beklentilerle yakından uzaktan bir ilişkisi olmadığına olan inancımdan dolayı asılsız diyorum. Hal böyle iken bile üzülerek izliyorum ki, bir mahalle baskısı yaratılıp taraf olunması için toplumumuz bilerek veya bilmeden bahse konu iki radikal kutba doğru çekilmeye çalışılıyor.

Peki durup, otururken bu neden böyle oldu? Seçimlerle mi ilgilidir? Hiç bu sorulara girmeden ve kimseleri suçlamadan ne yapmamız gerektiğine ilişkin görüşümü paylaşmak isterim;

İnancım odur ki, bu toplumun yolu, çıkarı ve yarını Federal bir çözümdür. Dolayısıyla toplumumuz iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal bir çözüm zemininden asla uzaklaşmamalıdır. Federal çözüm, tek başımıza başarabileceğimiz bir hedef olmadığından Güney komşularımızın da bu zemini kabul etmesi gerekmektedir. O yüzden idarecilerimiz, toplumumuza federal çerçevede bir barış vizyonunu kaybetmeden, Kıbrıs’ın Kuzey’inde kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomik yapı ile birlikte daha iyi bir demokrasi ve daha yüksek bir yaşam kalitesi sunmak durumundadır.

Sonuç olarak, bizlerin sonunu göremediğimiz kutuplaşma maceralarının peşinden koşacak kadar bol vakti yoktur. Dolayısıyla Kıbrıs Türk toplumunun bir bireyi olarak bu saçma sapan kutuplaşma macerasının bir tarafında değil, Federal çözümün ve kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomik yapının odağında durulması ve bu umut cephesinin asla terkedilmemesi gerektiği inancındayım.