Ders almıyorlar değil…
Bundan besleniyorlar.
Sahtelikten…
Hileden…
Kurnazlıktan…
Kayırmacılıktan…
Yandaşlıktan…
Üniversitelerde yüzlerce sahte diploma ortaya çıktı.
Davalar sürüyor hâlâ…
Vekilinden hekimine…
Bakanından müdürüne…
Polisinden gazetecisine kadar…
Bu ülke tam anlamıyla “diploma bataklığı” yaşadı.
Böylesi bir skandalın ardından denetimin ne kadar hayati olduğunu artık anlamamız gerekmez mi?
Üniversiteleri denetleyen bir üst kurul var: YÖDAK.
Kurul üyelerinden birinin görev süresi 20 Mart’ta doldu.
Üç ay önce…
Yeni üyeyi Meclis seçecek.
YÖDAK, 18 Mart’ta Meclis’e yazı gönderdi.
Günler geçti…
Haftalar geçti…
Sonunda ne yapıldı?
İki basılı gazetede ilan yayımlandı.
Tek gün...
Kaç kişi kaldı bugün yalnızca basılı gazeteleri takip eden?
Belki yasanın gereği yerine getirildi.
Ama üniversitelere duyurulmadı…
Akademisyenlere bildirilmedi…
Yaygın bir ilan yapılmadı…
Sonuç?
Tek başvuru…
YDÜ'den bir akademisyen.
Her sabah basılı gazetelerin ilan sayfalarını satır satır takip ediyor olmalı (!)
***
Böylesi münhallerin amacı en iyiler arasından seçim yapmaktır.
En geniş duyuruyla "yarışmacı" bir ortam yaratmak olmalıdır hedef...
Aksi hâlde buna seçim değil, önceden belirlenmiş bir atamanın usulüne uygun tamamlanması denir.
***
Anlaşılan pazartesi günü Meclis gündemine gelecek YÖDAK üyeliği…
Ama ortada adaylar yok.
Bir kişi var.
Çünkü süreç yine kimseler duymasın diye yürütüldü.
Hep aynı senaryo…
***
Tabii bugünlerde eğitime dair daha da büyük bir dert var.
Yine aynı zihniyet.
Bundan besleniyorlar.
Atatürk Öğretmen Akademisi’nde de şimdi “kolay diploma” için imkan yaratacaklar.
Amaç kalite değil.
Oy toplamak…
Sırt sıvazlamak...
İdare etmek...
İsteyene okula gitmeden diploma veren…
Canı çekene doktora dağıtan…
Liyakati hiçe sayan anlayış…
Şimdi de kendi tercih ettiği isimleri kolayca öğretmen yapmanın yollarını arıyor.
Eğitimde böylesine büyük bir çürüme yaşanırken, Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu üyelerinin hakkıyla seçileceğine kim nasıl inanabilir?
Bu ülkenin insan kaynağını tüketiyorlar.
Yeteneği…
Bilgiyi…
Emeği…
Eşitliği…
Liyakati…
Hepsini biraz daha değersizleştiriyorlar.
Elbette insanlar seçim gününü bekliyor.
Hesap soracak toplum eminim...
Ama geride bırakılan tahribatın onarılması kolay olmayacak.
Çünkü kötülük yalnızca yaşanıp bitmiyor.
İz bırakıyor.
İşte o iz, çoğu zaman seçim sonuçlarından daha uzun yaşıyor.