Bazen tuhaf bir aydınlanma yaşar insan. Geçenlerde birkaç kez yaşadım bunu. Hangi kamusal alana ait olduğum konusundaki belirsizliklerden bahsetmiştim geçmişte. Kıbrıs’ın güneyi, kuzeyi, yılın bir bölümünü geçirdiğim politik ve sosyal gündemlerini bir biçimde takip ettiğim Türkiye ya da başka bir yer? Türkiye’de edebiyat ya da yayın çevresinden birtakım isimlerden, kolektif belleğe mal olmuş bazı hikayelerden bahsedildiğinde kıyısından dahil olduğumu hissediyorum buna. Bazı isimleri hiç bilmiyorum, paylaşılmış bazı anlatılardan haberdar bile değilim. Kültürel politik kodlarla tam buluşamıyorum. Aidiyet duygusu içermeyen bir durum bu. Dışarıdan biriyim ben. Aileye ait değilim kesinlikle. Belki bir üvey çocuğum. Bu dışarılık halinde ezikliği alt etmek için kaçılmış bir snopluk sezilebilir ama bu sadece kendini korumaya çalışan bir haysiyet refleksi bana kalırsa
Bazen senin hakkında yapılan bazı dedikodular bir biçimde kulağına gelir ya yıllar önce yılın bir bölümünü Kıbrıs’ta geçiren Türkiyeli bir şair: “Seni eleştirip duruyorlar. Türkiye için yazdığını söylüyorlar” demişti. Çok şaşırmıştım buna, en çok da “Türkiye için yazmak”a. İnsan bir yer için mi, bir hedef için mi, bir kabul, bir yer kapma için mi yazar?” diye düşünmüştüm. Yazma bahsinde öylesine uzaktım ki bunlara. Neresi ya da kim bir yana, ne için yazdığımı bile düşünmemiştim doğrusu. Daha çok da bir uyurgezer gibiydim. Yapabileceğim en iyi şey bu olduğu için, hayat canımı fena halde acıttığı için yazıyordum. Kendimi bildim bileli, yemek yemek, uyumak gibi, en temel aktivite olarak. Türkiye bir kötüleme bir ihanet içinde olma saptamasıydı tabii burada. Ekmeği bol olan sömürgeciye yamanma iması. Oysa yalnızca yazıyı kendine yurt edinmiş, bütün sınırları yok saymaya azmetmiş biri için öylesine içerikten yoksun ki bu saptama.
Kıbrıs’ın güneyinde teslim edilmiş bir farklılığın rahatlığını yaşadığımı itiraf etmeliyim. Tam bir aidiyet içinde olmamanın, kıyıda durmanın, bir çeviri konusu olmanın rahatlığı. İnsanı özgürleştiren bir eğretilik hali sözünü ettiğim. Dahil edilmemenin konfor alanında olmak paha biçilmez bir durum. Egemen grup için bir kimlik avukatı olman, bir temsilci olman beklenmiyor senden.
Hiçbir yere dahil olmamak bir sorumsuzluk hali gibi de algılanabilir. Herkes canını dişine takıp bir aidiyet grubunu savunurken, kıran kırana mücadele ederken bunun dışında durmak örneğin. Kim bilir belki ben de bu mücadele ile mücadele eden biriyimdir.
Bu gönüllü izolasyon en çok da yazıya yarayan bir şey diye düşünmüşümdür hep. Aile bağlarından azade olabilmek yani. Oysa mümkün değil bu. Senin teslim edilmiş kimlik grubun Kıbrıslıtürk olmak. Kimlik senin seçiminden çok sana verilen bir şeydir çünkü. Kimlik hafızadır en temelde. Alzheimer hastaları en çok da hafızasızlıktan ötürü yitirir kimliğini. Kolektif hafıza bahsinde, kültürel, politik kodlar söz konusu olduğunda bir Kıbrıslıtürk’üm tabii ki. Ama kimlikler dinamik ve Kıbrıslıtürk kimliği benim çocukluğumdaki, gençliğimdeki Kıbrıslıtürk kimliği değil artık. Bu dijital çağda zaten öylesine akışkan ki kimlikler. Kıbrıs’ın kuzeyindeki kamusal alan düşünüldüğünde sınırın o dönemde geçilmez olan tarafında geçirdiğim günler göze alınınca kitabın orta bölümleri büyük ölçüde kayıp bende.
Kıbrıs’ın kuzeyinde bir topluluk içinde konuşulan detaylar çoğu zaman öylesine yabancı ki bana. Herkesin her şeyi bildiği bu küçük toplumun bile yabancısıyım bir anlamda. Tanıyor olmam tartışılmaz bir ön kabul taşıyan birinin adı anıldığında, ablak ablak baktığımda hayret içinde kalıyor karşımdaki. Hele kim kimin eski sevgilisi, karısı ya da kocasıymış bahsi tamamen kör bir boşluk. Politik, kültürel alanda bile pek çok isim bilgim dahilinde değil. Reel politika, politik alanda yer kapma meseleleri zaten hiçbir zaman ilgimi çekmemiştir. Bazı tartışmalara dahil olamamak, gizli bir din taşıyan biri gibi sesini içimi çekerek oturmak canımı acıtmıyor değil bu arada.
Kim olduğumuz, nereye ait olduğumuz her gün yeni baştan tanımlanıyor. Pek çok insan birer kimlik göçebesi bu dünyada. Ama şu çocukluk var ya, hele yaralı bir çocukluksa bir göbek bağı acısı gibi bırakmaz yakanı. Bir Kıbrıslıtürk çocukluğu benim için bu.