Kıbrıslı Türkler çözüm istiyor. Çözümden başka bir şey de istemiyor. Yarım yüzyıldan fazla bir süredir devam eden çözümsüzlük Kıbrıslı Türkleri tüketiyor. Tükenmemek için, toplumsal yaşamımızı sürdürmek ve yaşama tutunmak için bir an önce çözüme ulaşmalıyız.
19 Ekim 2025 tarihinde gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçiminde, bütün baskı ve yönlendirmelere rağmen çözüm yanlısı adaya verilen %63 oranındaki oy doğrultusunun temel nedeni budur.
Bunu anlamamak ya da anlamazdan gelmek kimseye bir şey kazandırmaz. Çünkü bu toplum kararını verdi.
Artık bugün yaşadığı gibi yaşamak istemiyor. Kendi kararlarını kendi vermek, kendi yöneticilerini kendi seçmek istiyor. Son seçimde sandığa atılan %63 oyun anlamı tam da budur.
Kıbrıs Türkü çözüm istiyor. Çözümsüzlükten, çözümsüzlüğün daha da uzamasından ve deyim yerindeyse hep arafta kalınmasından bıktı usandı.
Çözümsüzlük uzadıkça Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşam daha da zorlaşıyor. Dahası çözümsüzlük uzadıkça Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşam Kıbrıslı olmaktan da uzaklaşıyor.
Biz Kıbrıslı olmaktan memnunuz. Adanın kuzeyinin küçük Türkiye olmasını istemiyoruz. Bunun yarattığı sıkıntıları, dertleri yaşamak istemiyoruz.
Nüfusumuzu yapay yollarla artırarak, nüfus olarak bizden çok olan Rumları geçmek diye bir derdimiz yoktur. Aksine biz nüfus yapımızın bozulmasını hiç ama hiç istemiyoruz.
Bunu doğru okumak ve doğru anlamak gerekir. Hayal dünyasında yaşayanlar hala Kıbrıslı Türklerin %80’inin iki devletli çözümden yana olduğunu iddia ediyorlar.
Son seçim sonuçları yanında son dönemde yapılan bütün anketler de bunun tam tersi federal çözüm yanlılarının oranını 2004 referandumunda verilen %65’lik ‘Evet’ oylarının hala yerinde durduğunu, hatta biraz da arttığını gösteriyor.
Halkımız neden “Federal Çözüm” istiyor?
Bu sorunun yanıtı aslında çok basittir. Çünkü mümkün olan en gerçekçi çözüm federal çözümdür.
Kıbrıslı Türkler zaten hem 2004 referandumunda BM çözüm planına %65 ‘Evet’ oyu ile destek olmuştu. Bugün hala böyle bir çözüme ‘Evet’ noktasında olduğunu herkes biliyor.
Kıbrıslı Rumlar ise 2004 referandumu öncesinde AB üyeliğini ceplerine koydukları için BM çözüm planına %76 ‘Hayır’ oyu vermişlerdi. Rumlar AB üyesi oldular ama AB üyesi olduktan sonra istedikleri çözümü AB sayesinde sağlayacaklarına olan inançları her geçen gün azaldığı için yapılan anketlerde artık federal çözüm yanlıları %40’ların üzerine çıktı.
Doğal olarak bu çözümün iki tarafın da kabul edebileceği tek çözüm olduğu gerçeğini herkese hatırlatıyor.
Bu nedenle BM başta olmak üzere konu ile ilgili bütün çevreler mümkün olan tek çözümün federal çözüm olduğunu düşünüyorlar.
Bu durumda yapılması gereken Kıbrıslı Türklerin çözüm, erken çözüm isteklerine saygı duymaktır.
Çözümsüzlüğün uzaması yalnızca biz Kıbrıslı Türklere değil, Kıbrıslı Rumlara da, Türkiye ve Yunanistan’a da hatta daha geniş düşünürseniz AB’ye de, bütün bölgemize de kaybettiriyor.
***
Bunu görmek ve yarım yüzyıldan fazladır devam eden çözümsüzlüğün yalnızca biz Kıbrıslı Türklerin istemesiyle bitmeyeceğini kabul etmeliyiz.
Buna rağmen bizim yapabileceğimiz ve yapmamız gereken çok fazla şey olduğunu da unutmamalıyız.
Evet %63 oyla çözüm isteyen ve bize çözüm için elinden geleni yapacağına söz veren bir cumhurbaşkanı seçtik. Ama iş bununla bitmez.
Şimdi erken seçimi zorlamak ve bir an önce seçmediklerimizden kurtulmak için sorumluluk üstlenmeliyiz. Bu adımın da bir an önce atılması ve Kıbrıs’ın kuzeyinde cumhurbaşkanıyla uyumlu bir hükümetin işbaşına getirilmesi çözümü daha da hızlandıracaktır.
Bu da yetmez. Bir an önce ortaklık kuracağımız Rum tarafı ile temas kurmalı başta sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, tüm meslek odaları olmak üzere tüm kişi ve kurumlar güneydeki örgüt ve kişilerle ilişkileri geliştirmek ve onları da çözüme hazırlamak göreviyle karşı karşıyayız.
Elbette bunların yanında yine tüm örgütlerimizin BM, AB gibi kurumlarda ve Kıbrıs sorununa taraf olan tüm ülkelerde lobi faaliyetlerini artırması gerekiyor.
Çözümsüzlükten kurtulmamız ve mümkün olan bir çözüme ulaşmamız için yapacak çok işimiz var.