Mehmet Güneş “Omorfo’nun Kalbindekiler-Güzelyurt Hepimizin Hikâyesi”
Kendi yayını, 360 syf: Ağustos 2025
Mehmet Güneş’in “Omorfo’nun Kalbindekiler-Güzelyurt Hepimizin Hikâyesi” Sözlü Tarih çalışmalarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha bizlere gösteren değerli bir yapıt. Uzun soluklu ve epeyce emek harcanmış bu kitapta özelde Güzelyurt bölgemizdeki insan suretlerinde, hikâyelerin, anıların, geçmiş kültür ve sosyal yaşamın izdüşümlerini görüyoruz. Gerçekleştirdiği her röportaj sadece o kişinin kişisel bir anlatımı değil, anlatılanlarda tarihi, sosyal yaşamı, kültürü, sporu, müziği... kısaca her şeyi bulmak mümkün. Belki buna bir “monografik çalışma” da diyebiliriz Omorfo-Güzelyurt ekseninde. Ve bu kitapta, bedenen göç edenlerin, gün gelir bir gün göç edecek olanların anıları, onların “yaşar” olmasını sağlayacak. Çok değerli ve çok yerinde bir proje çalışması.
“Değerli dostlar. Eski adıyla Omorfo, yeni adıyla Güzelyurt’umuzla ilgili anıları ve yaşanmışlıkları bu kitapta toplamaya çalıştım. 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra yaşanan göçlerle birlikte Güzelyurt hikâyesi yeni bir döneme girse de, bu güzel şehirde 1974 öncesinde de yaşanmış bir hayat vardır. Bu kitapta, hem o eski dönemlerin izlerini hem de son 50 yıllık süreçte yaşanan nostaljik hatıraları sizlerle buluşturmak istedim. Bu süre zarfında kimler geldi, kimler geçti... Güzelyurt’a sembol olmuş; sosyal, kültürel ve siyasal hayatına iz bırakmış kişilerin yaşam öykülerini, hem 1974 öncesi hem de sonrası perspektifiyle bu çalışmada bir araya getirmeye gayret ettim. Her meslek grubunundan farklı kişilerin hayat hikâyelerinden kesitler aracılığıyla Güzelyurt’a geliş sürecini, bu şehirde nasıl bir yaşam kurulduğu, işyerlerini, okulları ve insan ilişkilerini görebileceksiniz. Ayrıca farklı meslek gruplarının inceliklerini, ustalık detaylarını ve geleneklerimizi de bulabileceksiniz. Bu kesitler sayesinde, Güzelyurt’un sosyal ve kültürel yapısına dair genel bir çerçeve hayal edebileceksiniz. Yaklaşık iki yıl süren bu çalışmada, birebir görüşmeler yaparak bilgi toplamak hiç kolay olmadı. Ancak bu kitabı hazırlamak istememdeki en önemli nedenlerden biri; meslek gruplarının inceliklerini, geçmişin insan ilişkilerini, sevgi, muhabbet ve dayanışma ruhunu sizlere yansıtmaktı. Kitabın içeriğinde de göreceğiniz üzere, herkesin hayatında inişli çıkışlı dönemler olabilir. Ancak dürüstlük, inanç ve sabırla hayatta iz bırakmak mümkündür.
Güzelyurt’a farklı bölgelerden göç ederek bir arada yaşam kuran insanların gelenek ve göreneklerini de elimden geldiğince aktarmaya çalıştım. Hayatta olan sembol isimlerle söyleşiler yaparak bilgi toplarken, aramızdan ayrılmış olanların hikâyelerini ise ailelerinden dinleme fırsatı buldum. Anlatımları ve paylaştıkları resimler için herkese ayrıca teşekkür ederim. Günlük hayatın akışı içerisinde kendi sorumluluklarımı yerine getirirken, bu çalışmayı da gelecek nesillere bir anı bırakmak amacıyla yürüttüm. Üretmek gerçekten kolay değil; sabır ve fedakârlık ister. Yeri geldi sabahlara kadar çalıştım, araştırdım, yazdım. Bu kitap, Güzelyurt için bu anlamda yapılan ilk çalışmadır. Özellikle vurgulamak isterim ki! bu çalışma ile Güzelyurt’un sosyal yaşamının özgeçmişini gelecek nesillere aktarmak amaçlanmıştır.
Bireylerin farklılıkları, toplumu ayrıştıran değil zenginleştiren değerlerdir. Zaman değişir fakat insani değerlerimizden vazgeçmezsek, insanı seversek, güzel anılarımızı gelecek nesillere aktarıp bu anlamdaki rol model bireyler gönüllerde yaşamaya devam eder.
Bu kitapta, 50 yıllık Güzelyurt herkesin hikâyesine tek tek yer veremesem de, fotoğraflar ve isimlerle onları da hatıralarda yaşatmak istedim. Öğretmenler, doktorlar, sporcular... Güzelyurt’ta 50 yılı aşkın süredir aynı köşede faaliyet gösteren esnaflarımızı gözlemledim. Bu kişilerin işletmecilikteki başarısı, müşteri ilişkilerindeki kabiliyetleri; sadece pratik değil, aynı zamanda akademik olarak da incelenmeye değer örneklerdir. Elbette yarım asırlık bir tarihi tek bir kitapta yansıtmak mümkün değil. Ancak bu ilk çalışmamda temelini atmak istedim. Güzelyurt’ta büyümüş bir birey olarak Güzelyurt’u seviyorum. İnşallah ilerleyen süreçte, bu değerli geçmişin devamını anlatacağım başka bir kitapta yeniden buluşuruz.
Sevgiyle muhabbetle...”(önsöz)
Tayfun Atabey “Dimitri ve Angelica”
İkinci adam yayını, 229 syf, 2026
Sevgili Tayfun Atabey’le müzik yolculuğumuz ‘70’lerin sonuna dek uzanır. Neredeyse yarım asra yanaştığımız Girne Gelişim’den Grup Net yolculuğumuz; nice başarılarla, albümlerle, konserlerle ve en önemlisi keyifle doludur. Sevgili Tayfun’un zaman zaman eleştirel ama daima duyguya dokunan gazete köşe yazıları da yer almıştı KIBRIS gazetesinin o ‘80’li yılların sonu ‘90’ların başlarında. Albümlerimizdeki birçok bestemizin söz yazarlığını da üstlenmesi onun bir başka marifeti, kabiliyeti. Ve bugün bir romanla okurun karşısına çıktı. Yine bu ada, bu coğrafya ve sevdanın pekiştiği yürekler. Şiirsel anlatımın kol gezdiği cümlelerde, adanın doğal atmosferini, kültürünü duyumsarken, âşkın çemberinde bir sevdanın da tanıklığını yapıyoruz.
“İlkbahar nergisleri gülümsüyorken güneşe, adanın yollarında çisil çisil bir neşe. Dimitri sevdalıydı, dalgalar biliyordu. Angelica âşıktı martılar görüyordu. İskeleden bir meltem akşamları eserken, onlar sırılsıklamdı sımsıcak sarılırken. Dimitri ve Angelica mutluluğun koynunda, tertemiz bir sevdaydı bu o küçücük güzel adada. Bembeyaz küçük bir ev hayalleriydi onların, o masmavi kapılar nağmesiydi şarkıların. Dimitri sevdalıydı kumsallar biliyordu, Angelika âşıktı sandallar görüyordu. İskeleden bir meltem akşamları eserken, onlar sırılsıklamdı sımsıcak sarılırken. Dimitri ve Angelica mutluluğun koynunda, tertemiz bir sevdaydı bu o küçücük güzel adada.”(arka kapak yazısı)
Şevket Öznur “Modern Türk Yazınının Öncü Adlarından Semih Sait Umar 100 Yaşında-Hayatı, sanat, eserleri-“
KT Yazarlar Birliği Yayını, 160 syf , 2025
Sevgili dostum Şevket Öznur, edebiyatımız içerisinde birçok çalışması yanında artık bir “seri” mahiyetinde, yazın dünyamızın değerli isimlerinin 100. Yaşında onlara bir vefa borcunu öderken, yeni kuşaklara tanıtmak açısından bir müsyon yüklenmiş. Semih Sait Umar bey de, bugün bilinmesi, gelecek kuşaklara taşınması gereken bir değerimiz. Bu kitabıon özelliklerinden biri de budur kanımca.
“Semih Sait Umar’la 1999 yılında tanışma fırsatım oldu. O yıllarda Kıbrıs Türk Yazınının ilkleriyle ilgili araştırma ve malzeme topladığım yıllardı. Girne’deki evinde onu ziyaret etmiştim. Kendisiyle o yıllarda 4-5 kere buluşma fırsatım olmuştu. Bana Ocak ve Dünya dergilerinin orijinallerini fotokopi çekmem için vermiş, kitaplarından da imzalayıp takdim etmişti. Uzun uzadıya dergicilik ve yazın serüvenini konuşma fırsatını bulmak, onu tanımak büyük bir şanstı. Ciddi görünümlü, beyefendi duruşuyla ve yazdıklarıyla, Semih Sait Umar üstat, modern yazınımızın ilk öncülerinden birisidir.
Yazarımız, yazılarını çok genç olmasına rağmen 1940’lı yıllardan itibaren gazetelerde görmeye başlarız. 20 yaşındaki ilk ciddi edebi yazısını, 1943 yılında çıkan ÇIĞ Antolojisi adlı eserde görüyoruz. 1940’lı yıllardan vefatına kadar ara ara iş icabı yazım süreci sekteye uğrasa da, birçok dergi ve gazetede yazılar yazmıştır.
.....”(ön sözden alıntı)
Gürkan Uluçhan “Cadı Neşteri”
Herdem yayıncılık, 211 syf, 2025
Gürkan Uluçhan’ın önceki kitapları da kendine bir özgülük taşıyor. Fakat kanımca yeni romanı gerek içerik gerekse tür olarak apayrı bir yere sahiptir. Teenage-gençlik dönemini ‘80’li yıllarda geçirmiş biri olarak (hatta benden de bir yerinde bahsederek J ), hikâye içerisinde beni o yıllara götürdüğünü söyleyebilirim. Söz konusu dönemin sosyal, kültürel yaşamının izdüşümleri içerisinde “Kıbrıs’ın ilk korku romanı”şiarıyla sürükleyici, merak girdabında bizi döndüren bir hikâye.
“1986 yılının soğuk bir ocak gününde, Lefkoşa Türk Lisesi öğrencisi bir grup genç, zorbalık ettikleri sınıf arkadaşlarının ölümüne neden olur. Gençlerin zengin ve nüfuzlu aileleri tarafından olay kapatılır. Ama suçluların bilmedikleri bir şey vardır: Ölen genç, çok güçlü bir cadının torunudur ve bu cadı intikam için, Goetika adlı kadim bir büyü kitabındaki şeytanları çağırmıştır. Kasetçalarlar, aerobik dersleri, kabarık saçlar, vatkalı ceketler, Atari salonları, He-Man figürleri, Ajda Pekkan şarkıları, Zeki Müren besteleri ve Michael Jackson klipleri bir anda kana bulanmış bir korku masalına dönüşür.
Ödüllü yazar Gürkan Uluçhan’ın kalemini âdeta bir kamera gibi kullandığı bu romanda nostalji, kanlı bir cadı neşteri kadar keskin. Karanlık ama eğlenceli bir geçmişe yolculuk. Nefes almak için bile ara veremeyeceksiniz!”(arka kapak yazısı)