“Kıbrıs’ın sözlü tarihi, kolejlerde ders olarak okutulmalı…”

Sevgül Uludağ

Bir Kıbrıslırum okurumuz, “Kıbrıs’ın sözlü tarihi”ne ilişkin son dönemlerde yazdıklarımızı okuduktan sonra bize bir elektronik posta göndererek, “Kıbrıs’ın sözlü tarihi, kolejlerde ders olarak okutulmalıdır” dedi ve bu konuda çalışma yapmak istiyorsak, kendisini aramamızı istedi. Kıbrıslırum okurumuz Louis, şöyle yazdı:

“Sevgili Sevgül,
Sana İngilizce olarak yazmaktan üzgünüm. Ancak POLİTİS gazetesinde okuduğum araştırmaların ve makalelerin nedeniyle hem sana teşekkür etmek, hem de seni tebrik etmek stiyorum.
Ülkemizin tarihine ilişkin gerçek olayları ortaya koyma yolunda son derece yararlı ve dikkatli bir metoddur yapmakta oldukların. İnanıyorum ki hem senin çabaların, hem de aynı gazetede yazmakta olan Sayın Şener Levent’in çabaları, adamızın yeniden birleştirilmesi için barış çabalarına ciddi katkılardır.
Bu yöndeki çalışmalarınız yararlıdır çünkü sözlü tarih – ister yakın geçmiş, isterse daha geniş anlamda olsun – aşırı milliyetçiler ya da yabancı “müdahaleler”le her zaman çarpıtılan olayları anlamamıza yardımcı olur. Ama sanırım bunu zaten biliyorsundur. Daha da önemlisi, geçtiğimiz Pazar günkü şahane yazında da belirtmiş olduğun gibi, sözlü tarihin kolejlerde ders olarak okutulmasıdır. Ortak Sözlü Tarih Projesi belki bir kolejde sistematik biçimde nasıl ders olarak okutulabilir? Bu bilimsel bir yöntemdir. Eğer bu konuyu konuşmak istiyorsan, çok memnun olacağım.
Ben de bir kolej öğretmeniyim ve gazeteciyim, Omorfolu’yum. 60 yaşındayım yani tahmin edebileceğin gibi Kıbrıs’ın acı geçmişindeki pek çok olayı bizzat “yaşadım”.
Lütfen bu iyi çalışmalarına devam et, tekrardan sana teşekkür ederim.
Louis.”

***

“Kızkardeşim için yolunuzun kesişmesi çok anlamlıdır…”

Bir okurumuzun Sinde dışında göstermiş olduğu bir gömü yerinde onlardan geride kalanların bulunduğu altı Kıbrıslırum “kayıp”tan Lisili Yerobaba ailesi adına Yangos Yerobaba’nın eşi Kikitsa’nın erkek kardeşi de bize bir elektronik posta göndererek teşekkürlerini sundu. Halen İngiltere’de yaşamını sürdürmekte olan Andreas Kaçunas, şöyle yazdı:
“Sevgili Sevgül Uludağ,
Benim adım Andreas Kaçunas’tır, Kikitsa’nın erkek kardeşiyim, Yangos Yerobaba benim eniştemdi.
Tüm ipuçlarını takip ederek sevdiklerimizin nerede gömülmüş olduğunu bulmak için yürüttüğün ısrarlı çabalar nedeniyle sana çok teşekkür etmek istiyorum. Onlardan geride kalanların bulunması, hem kızkardeşim, hem onun çocukları, hem de bu altı kayıp şahısın “kayıp” edilmesinden etkilenmiş olanlara bir tür “kapanış” getirmiştir. Ana-babaları ve kardeşleri için belki çok geç kalındı ancak halen hayatta olanlar ve onların akibetini merak edenlere en azından huzur getirmiştir bulunmaları. Otuzdokuz yıl çok uzundur – gerçekten çok uzun bir zaman sürecidir 39 yıl…
Eminim ki kızkardeşim cenaze töreninde sana teşekkürlerini sunmuştur ancak benden istediği, yollarınız kesiştiği için çok mutlu olduğu mesajıdır, kendini tehlikeye atma pahasına ona yardımcı olmakta istekliliğinden mutluluk duyduğunu iletmemi istedi sana. Yangos’un gömü yerinin – bazı yanlış bilgilendirmeler olmasına karşın – bulunmasında ısrarlı ve inatçı çabalarından ötürü de sana çok müteşekkirdir.
Senin yürütmekte olduğun tarz ve düzeydeki araştırmacı gazetecilik Kıbrıs’ta yeni ve gerçekten ihtiyaç duyulan birşeydir  ve ben de senin çalışmalarından hem memnuniyet duyuyorum, hem de buna müteşekkir oluyorum. İnsanların en temel insani ihtiyaçları bakımından yaşamlarını etkilemek herhalde insanı çok mutlu kılar…
Lütfen iyi ve değerli çalışmalarına devam et…
En içten dileklerimle,
Andreas.”

***
 

“Siskilip konusunda bir şeyler yapmak istiyorum…”

Amerika’dan bize yazan ve bizi telefonla da arayan Lukia Borrell, yakın geçmişte Siskilip’in (Akçiçek) “kayıplar”ıyla ilgili yürüttüğümüz araştırmalar ve gösterdiğimiz olası gömü yerleri hakkındaki yazılarımızı okumuş.
Lukia Borrell, Siskilip’te bir evde bulunan, kimilerine tecavüz edilen, bazılarının başı kesilen ve sonra da öldürülen 14 kişilik Kıbrıslırum Siskilipli “kayıp”tan Anastasia ve Hristodulos Kamenos’un torunu imiş. Lukia Borrell’in annesinin adı da Marulla imiş. Siskilip’in “kayıpları”yla ilgili yazdıklarımızı internette okuduktan sonra bizi arayan Lukia Hanım’la konuştuk ve ona araştırmalarımız ve bulgularımız hakkında bilgi verdik. Lukia Hanım daha sonra bize gönderdiği elektronik postada şöyle yazdı:
“Sevgili Sevgül,
Seninle konuşmak güzeldi. Bir süre önce YouTube’tan CYBC’de iki haber gördim, her ikisi de annemin köyü Siskilip’te olup bitenleri aktarıyor:
http://www.youtube.com/watch?v=roMbOag5ulM  (Preview) 
http://www.youtube.com/watch?v=TRfTQmy5ZHc  (Preview) 
Birisini bulman lazım ki sana bunları çevirsin çünkü her ikisi de Rumca’dır.
Birkaç yıl önce ninemle dedemin akibetini araştırmaya başlamıştım, ninemin adı Anastasia, dedemin adı Hristodulos Kamenos.  O videoları geçen hafta görünce, çabalarımı yeniden canlandırmaya karar verdim, Kıbrıs Elçiliği’yle temasa geçtim, internette araştırma yapyorum ve Kayıplar Komitesi’ne de bir elektronik posta gönderdim.
Ekte ninemle dedemin bir fotoğrafını gönderiyorum. Röportaj yapmış olduğun Siskilipli Maria’nın yakın akrabalarıdır ninemle dedem.
Lütfen beni olup bitenler hakkında bilgilendir. Bence bu adanın geleceği için en iyi çözüm, herkesin birlikte çalışmasıdır.
Benim annem de, babam da Kıbrıslı’dır ve tüm hayatları boyunca Kıbrıslıtürkler’i biliyorlardı, tarlalarda yan yana çalışıyorlardı. Dedem anneme köyler arasında seyahat ettiği zaman Kıbrıslıtürk arkadaşlarının her zaman kendisini yemeğe çağırdıklarını ya da yolluk olarak ona çeşitli yiyecekler verdiklerini anlatırdı. Belki de hemen köyü terk etmeme nedenlerinden birisiydi bu çünkü Kıbrıslıtürkler’le dosttu. Sanırım o günerde henüz işgal kuvvetlerinin, tüm hayatı boyunca tanımış olduğu insanlardan farklı olduğunu bilmiyordu.
Her halukarda eğer çabaların sonucunda birkaçından geri kalanlar dahi bulunacak olursa bu çok iyi olur, ister Kıbrıslıtürk, ister Kıbrıslırum olsunlar, tümü de Kıbrıslı’dırlar….”