Kıbrıs’ın kaybı…

Tayfun Çağra

Yazılarını Gazete sayfalarında görmediğimde “tatile gitmiştir, kısa bir süre sonra tekrar başlar” diye düşündüm. Uzun sürdü bu ara ama ben kendi derdime düştüğüm için arayıp da soramadım.

“Kendi derdim” derken, başımdaki ağrılardan söz ediyorum… Bir değil, iki değil tam üç çeşit ağrı varmış başımda… En son doktorun yazdığı ve ancak “Almanya’da bulabilirsin” dediği ilacı bulmak ve getirtmek için uğraştım ama Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü buna da engel oldu. İlaçla çözümsüzlüğün nasıl mı ilgisi var? Var işte, bu ilişkiyi gelecek yazımda yazarım ama bu yazı Sevgülümüzle ilgili…

***

Sevgül’ün yazılarının uzun süren boşluğu sonunda gelen haberle şok oldum. Berbat bir hastalık kısa sürede aldı bizden O’nu… Koskocaman yürek, kayıp ailelerinin umudu, iki toplumun sevgilisi, barış için ömrünü veren Sevgül ve O’na hiç yakıştıramadığımız ölüm, başta ailesi, yakınları, mesai arkadaşları, biz ve de iki toplumu yıktı, geçti.

Cenaze günü Yenidüzen ve Cami’deki törende iki toplumdan, Sevgül’ün deyişiyle ‘Kıbrıslıların’ ortak göz yaşları bu yıkımın göstergesiydi.

Kıbrıs’ı yaşıyordu Sevgül… Kıbrıs’ın kuzeyi veya Kıbrıs’ın güneyi gibi bir ayrım yoktu hayatında… Kayıplar neredeyse oradaydı. Kayıp aileleri neredeyse oradaydı.

Ailelerin sesi, umuduydu. Acılarının, gözyaşlarının ortağıydı. Kayıplardan bir iz bulduğunda heyecanlanır, yıllar yıllar süren bekleyişlerin sona erecek olmasından dolayı her seferinde sanki de kendi bekleyişlerinin bitecek olması gibi bir ruh haline girerdi.

***

O’nu sade Sevgül halleriyle de hatırlamak isterim;

Öfkesi önemliydi. Öfkeli olduğu gün, nedenini soramazdınız, yanına yaklaşamazdınız, soru soramazdınız. Ancak uzun sürmezdi o öfkesi. Kısa süre sonra yine sıcak halleriyle gergin hale giren odadaki mesai arkadaşlarını yumuşatır, şakalarıyla Gazetenin o bitmeyen mesai saatlerinin rahat geçmesini sağlardı.

Bazen kucağı hediye paketleriyle dolu Gazete’den içeriye girerdi. Paketleri dağıtmaya başlar, “Bugün bir şey değil, neden hediye?” sorularına “içimden geldi” derdi.

***

Kayıplar ve aileleri öksüz kaldı artık. Öfkesi, yalın hali, samimiyeti yok ama yarattığı koskocaman bir barış alanı var artık. O alana isteyen istediği zaman girebilir, yapabilirse o alanı genişletebilir, barışa katkı sağlayabilir, Kıbrıs’ı Sevgül’ün yaşadığı gibi kuzeyi-güneyi olmadan içine çeke çeke yaşayabilir.

Güle güle demek bile içimden gelmiyor Sevgül… Çünkü hâlâ o bilgisayarın başına heyecanla oturan, o gün topladığın bilgilerle ertesi gün için yine heyecanla sayfasını hazırlayan Sen, hep hafızamızda olacak. Gitmemiş, hep varmış gibi…  

Hoşçakal!