Kıbrıs sorununda şeffaflık ve Kıbrıs Rum tarafının mevcut önerileri

İpek Borman

Crans-Montana sonrası bir süre sürüncemede kalan çözüm çabalarında yeniden birtakım gelişmeler yaşanmaya başlayınca, sürece bir nebze olsun şeffaflık kazandırmak adına tarafların kapsamlı çözüm yönünde attıkları somut adımları yazılı olarak Güvenlik Konseyi’ne sunmaları ve böylelikle sürece hesap verilebilirlik getirilmesi yönünde bir fikir geliştirilmişti.

Nitekim, Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’a ilişkin 25 Temmuz 2019 tarihinde aldığı kararda, Genel Sekreter’den İyi Niyet Misyonu’na ilişkin rapor sunmasını talep ederken, ilk defa, her iki liderden de sürdürülebilir ve kapsamlı bir çözüme ulaşma bağlamında ve diğer ilgili konularda o dönem içerisinde ne gibi eylemlerde bulunduklarına ilişkin yazılı rapor sunmalarını istedi. BMGK, liderlerin raporlarını Genel Sekreter’in İyi Niyet Misyonu’na sunmalarını, Genel Sekreter’in de bunları Güvenlik Konseyi’ne sunacağı kendi raporuna olduğu gibi ek olarak koymasını talep etti.

Bu çerçevede tarafların ilk raporları 14 Kasım 2019 tarihli BM Genel Sekreteri’nin İyi Niyet Misyonu raporuna ek olarak konuldu ve bu tarihten beridir tarafların o dönem içerisinde attıkları somut adımları içeren raporları Güvenlik Konseyi’nin talebiyle Genel Sekreter’in bahse konu raporlarına eklenmeye devam etti. Geçtiğimiz günlerde ön kopyası paylaşılan BMGS İyi Niyet Misyonu raporunda da tarafların raporları yine ek olarak yer aldı.

Şeffaflık ve hesap verilebilirlik adına başlatılan bu pratiğin, on yıllardır kapalı kapılar ardında sürdürülen Kıbrıs barış süreçlerinde tarafların ne gibi öneriler sunduğunun bilinmesi bakımından önemli ve kayda değer bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Yayımlanan BMGS raporları ile BMGK kararlarının BM’nin websitesinde açık erişime sahip olmasından dolayı, çoğu zaman basında yer alan bölük pörçük haberlerden okumaya ve anlamlandırmaya çalıştığımız tarafların pozisyonları ve çözüm önerilerinin kendi açılarından tam olarak neyi içerdiğini görme ve ona göre değerlendirme yapma şansına sahip olmuş olduk.

Kıbrıs Türk tarafının Nisan 2021’de Cenevre’de sunduğu öneri basına sızdığından bunu tekrardan yazma gereği duymuyorum ama örneğin Rum tarafının bugüne kadar basında yer alan bazı fikirler dışında bu dönemde çıkmazın aşılması bağlamında bütünlüklü bir şekilde ne önermekte olduğunu hep merak edegelmiştim.

Bu bağlamda Rum tarafının önerisinin tam olarak neyi içerdiğinin bilinmesi adına özüne dokunmadan aşağıda özetlemeye çalıştım.

• 11 Şubat 2014 Ortak Açıklaması, geçmiş yakınlaşmalar ve Genel Sekreter’in Crans-Montana’da sunduğu 6 maddelik çerçeveye dayalı olarak müzakerelerin yeniden başlamasına vurgu yapılarak, varolan (federal) zemin dahilinde Kıbrıs Türk tarafının endişelerini karşılamaya yönelik bazı konuları değerlendirdikleri kaydediliyor.


• Yetkilerin kullanılmasında desentralizasyona gidilmesi (yetkilerin daha fazla kurucu devletlerde toplanması) öneriliyor ve bu yolla kurucu devletlerin asli rolünün güçlendirilmesi ile (federal) devletin engelsiz işleyişi arasında uygun bir dengenin sağlanmasından söz ediliyor. Bu bağlamda, Başkanlık makamına addedilen sembolik önemden dolayı devletin başının dönüşümlü ve törensel olacağı parlamenter bir sistemin değerlendirilebileceği belirtiliyor.


• Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Anayasası ile kurulan devlet kurumlarına tekrardan katılmaları yönünde Kıbrıslı Türklere yakın bir geçmişte davette bulunulduğu hatırlatılarak, Anayasanın ilgili hükümlerinin gerekli uyarlamalarla tam olarak uygulanmasının mümkün kılınacağı söyleniyor. Bu davetin, BM Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilen, üzerinde uzlaşılmış çözüm zeminine bir alternatif olarak sunulmadığı, tam tersine önerinin bu çerçeve dahilinde olduğu ve, özellikle (Guterres çerçevesinde) stratejik bir anlaşmaya varılması halinde, çözüm gerçekleşene kadar Kıbrıs Türk toplumunun yerine eklemlenmesini (entegre olmasını) içerdiğini, dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal bir devlete evrilmesine tam olarak katılmış olunacağı belirtiliyor. Bu önerinin, stratejik bir anlaşmaya varılması ile çözümün nihai olarak hayata geçmesi arasındaki kapsamlı çözümü yazma ve referandumlara sunmayı içerecek geçiş dönemine ilişkin sorulan sorulara bir cevap olabileceği değerlendiriliyor.


• Bu önerinin, ayrıca, Kıbrıs Rum tarafınca geçtiğimiz yıl sunulan Güven Yaratıcı Önlemler paketinin bir parçası olarak ele alınabileceği, böylelikle geri döndürülemez bir yola girilmiş olunacağı ve Kıbrıs Türk tarafının sürecin çökmesi durumunda yeniden sürüncemede kalma olarak adlandırdığı duruma karşı bir teminat görevi taşıyacağı belirtiliyor.


• Güven Yaratıcı Önlemler ise şöyle sıralanıyor: Ercan Havaalanı ve Maraş’ın BM idaresinde açılması, Mağusa Limanı gümrüğünün AB idaresinde olması ve Türkiye’nin Ek Protokolü istisnasız uygulaması, Türkiye ile MEB sınırlandırma anlaşması imzalanması durumunda doğalgaz gelirinden Kıbrıs Türk toplumuna düşen payın emanet bir hesapta toplanması.

Elbette bu öneriler enine boyuna ciddi bir şekilde değerlendirilmeye muhtaçtır. Ancak önerileri bir bütün olarak okuyunca, halihazırda edindiğim izlenimi teyit etmiş oldum. O da, Kıbrıs Türk tarafının BM parametrelerinden ve uzlaşılmış zeminden tamamen sapmasının, Kıbrıs Rum tarafına da yakınlaşılan konulardan (en azından önerilerinde yer alanlardan) kendi lehine uzaklaşmaya fırsat vermiş görünüyor. Federal yürütmenin yapısından çözüm antlaşmasının yürürlüğe girmesine kadar Rum tarafı, bir yandan geçmiş yakınlaşmalara bağlı kaldığını söylüyor, diğer yandan ise geçmiş yakınlaşmalardan geri adım atarak tamamen farklı pozisyonlar ortaya koyabiliyor. Çok şanslılar ki karşılarında pirincin taşını ayıklamaya niyetli ve kararlı bir muhatapları yok!

Olur da şartlar yeniden el verir ve federal bir çözüm yeniden gündeme gelirse, Guterres çerçevesinde stratejik bir anlaşmaya varılması halinde bazı önemli Güven Yaratıcı Önlemlerin çözümü beklemeden hayata geçirilmesi ve bununla tüm tarafların sürece geri döndürülemez bir şekilde angaje olması fikri ise üzerinde önemle durulması gereken bir fikir olarak not edilmelidir.