Kıbrıs sorunu çözülmezse Kıbrıs Türk Toplumu diye bir toplumun varlığından kimse söz edemeyecek!

Serhat İncirli

Kıbrıs sorunu çözülmelidir!
Nasıl?

-*-*-

İnandığım çözüm modeli, kesinlikle 1960’a dönüştür!

-*-*-

Ancaaaak, köprülerin altından çok sular aktığını düşünerek, iki bölgeli, iki toplumlu, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı federal çözüm “ideal” olandır, “kabul edilebilir”liğin zirvesindeki modeldir!

-*-*-

KKTC’deki son cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları ve akabinde yapılan anketlere rağmen hala TC Cumhurbaşkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yaptığı gibi “eşit egemen devlet” vurgulaması, sadece ve sadece çözümsüzlüğe oynamaktır!

-*-*-

Ayrıca açık bir “empoze”dir!
Hatta meseleyi “sömürge – işgal” tartışmasına dayamış olma halidir!
Doğru bir tavır değildir!
Perde gerisinde KKTC – Türkiye dış siyaset belirleme masası olabilir ama perde önünde “eşit egemen devlet” dediğiniz KKTC’nin kaderi veya geleceği ile ilgili konuşmak, tek kelimeyle “yanlış”tır!

-*-*-

Yanlış olmanın ötesinde, “kabalık”tır, “bağımsız bir devlet iddiasında olduğunuz KKTC’ye hakarettir” ve ondan da öteye, “uluslararası camia önünde Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğüne açık saldırıdır!”

-*-*-

Kıbrıs sorunu çözülecekse elbette Türkiye’nin “garantör devlet” hakkı söz konusu olacaktır ama “çözüm empoze etmek” başka bir şeydir!

-*-*-

Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü açıkça savunuyor olmak, sadece Kıbrıs Türk Toplumu adına çok ciddi bir sıkıntıdır!
Tükenme – tamamen yok olma tehlikesi olan tek taraf, Kıbrıs Türk Toplumudur!

-*-*-

Ayrıca, “eşit egemen devlet” diyerek inatla çözümün üzerine gitmek, mevcut dünya şartlarında, başka müdahaleleri de getirebilir!

-*-*-

Çözümsüzlük mesela Donald Trump’ı getirebilir!
Ve o zaman da size “çözüm empoze” edilebilir!
İsrail’in, Amerika’nın veya başkalarının her türlü çıkarı ağır basarsa; bu söylediğim müdahalenin olasılığı yükselecektir!
Ve empoze çözüm ya da çözümlerin işe yaramayacağı da ayrı bir gerçek olarak kapı eşiğinde bekliyor olacaktır!

-*-*-

“Biz öyleyiz, biz böyleyiz, koduk mu oturturuz” gibi heyecanlara lütfen kapılmayın!
Çünkü gerçek hayat öyle değil!

-*-*-

Haaaa, elbette Türkiye halkları, en azından Venezüela muhalefeti gibi değil o ayrı mesele ama yine de mevcut yeni Dünya düzeni koşullarında “şu asla olmaz, bu kesinlikle mümkün değil” demekten kaçınmamız gerekiyor!

-*-*-

Venezüela’da Muhalefet Lideri María Corina Machado, Nobel Barış Ödülü madalyasını geçtiğimiz Perşembe günü Amerika Başkanı Donald Trump’a hediye etti!

-*-*-

Beyaz Saray’da özel bir törende madalyasını Trump’a veren bu kadın, Türkiye’de örneğin “Maduro’dan sonra sıra Erdoğan’da şakası” sonrası kükreyen CHP Lideri Özgür Özel ya da Erdoğan muhalifi gazetecilerle kıyaslandığında, “satılmış”tır!

-*-*-

Allah, tüm toplumları, halkları, devletleri bu tiplerden korusun!

-*-*-

Ama bu tiplerin yaratılmasının sorumlusu olan Maduro’lardan da korusun!

-*-*-

Dün de yazdık!
Çevremiz karışık!

-*-*-

Sadece çevremiz değil!
Dünya karışık!
Üstelik, “kafalar da karışık”…

-*-*-

Örneğin Amerika, gitti Maduro’yu birkaç saate kaçırdı; açıkçası Rusya – Çin – İran ve Kuzey Kore buna izin vermez diye düşündüm; Erdoğan’ın Gazze ile ilgili açıklamaları gibi üç beş açıklama ile konu neredeyse kapatıldı!

-*-*-

İran’da ne olacağı belli değil ama İran tarihinin en korkunç diktatörlerinden “Son Şah”ın oğlunu geri istemek, bence Molla yönetiminden daha iyi bir şey olamaz, olmamalı!
İran’a yakışan, Şahlık – Padişahlık değil, demokrasi olmalı!
Durum karışık!
Amerika ve İngiltere vurdu vuracak!

-*-*-

Kafayı veya kafamı en çok allak bullak eden Grönland meselesi!
Kimse Grönland’ta yaşayanlara bir şey sormuyor!
Trump, “öyle ya da böyle benimdir, alacağım” diyor; NATO üyesi Avrupa devletleri Grönland’a savaş gemileri gönderiyor!

-*-*-

NATO ne olacak?
NATO’nun ağabeyi Amerika ile kardeşleri Grönland için savaşacak mı?

-*-*-

Böylesi bir durumda, Rusya ve Çin, çok avantajlı olmaz mı?

-*-*-

Bu arada Kolombiya tehlikededir; Küba kesinlikle Trump’ın bir sonraki durağı olabilecek potansiyele sahiptir!

-*-*-

Gazze düşmüştür; oraları artık Dünya’nın gözü önünde, uluslararası hukuk hilafına ve de tamamen sessizce İsrailleştirilmiştir!
100 bin masum insan katledilmiştir ve en başta Müslüman devletler olmak üzere, tüm Dünya bu açık soykırımı sadece demeçlerle kınayabilmiştir!

-*-*-

Sonuç: Dünya’yı yakından izlerken, öte yandan da kendi içimizde insanların yaşamlarını kolaylaştıran, Kıbrıslı Türk Toplumu’nun yok oluş – tükeniş pozisyonunu tersine çevirmeyi de kapsayacak bir “çözüm modelini” yaşama geçirebilecek liderliklere acil ihtiyacımız vardır!

-*-*-

Özellikle Kıbrıslı Rum liderin bu “acil” durumu görüp, geçmişin karanlığına çakılmış salakça açıklamalar yapıp ortalığı germek yerine – mutlak çözüme odaklanması gerektiği inancım tamdır!

-*-*-

Aksi takdirde Girye Nikos anipşim; komşun Türkiye’dir!
Ve düşmez kalkmaz da bir tek Allah’tır!
Bilmem anlatabildim mi?

-*-*-

Biz bitersek, ki bitiyoruz hatta bitmek üzereyiz; senin ense kökünde nefes öyle bir artacak ki, geceleri uyuyamayacaksın!
Bu tehdit değildir; ne haddime!
Bu bir dost uyarısıdır!

-*-*-

Kıbrıslı Türk Lider mi?
Kesinlikle çözüm adına bir şanstır…
Gecikirsek, O’nu da kurtlar yutacak!


UBP!

40 yıla yakın süredir gazetecilik yapıyorum... 
Spordan siyasi gazeteciliğe geçtiğim yer UBP’dir...

-*-*-

Demokrat Parti’yi (DP) doğuran Dokuzlar Hareketi günlerinde Kıbrıs Gazetesi adına gelişmeleri takip etmek için neredeyse UBP’de dönemin ilçe idare amiri Tünay komutanın evlatlığı olmuştum!

-*-*-

Ülkede meslek büyüklerimden biri Özer Kanlı’dır...
Yıllarca BRTK’da muhabirlikten genel müdürlüğe, yönetim kurulu başkanlığına kadar her görevi yapan Özer Kanlı ile Kıbrıs Gazetesi’nde birlikte de çalıştık...

-*-*-

Bana göre “beş gerçek UBP’li say” deseler, iki – üç kişiyi belki sayarım ve bunlardan biri Özer Kanlı’dır...

-*-*-
 
Kanlı şu anda yazılarını sosyal medyada paylaşıyor...

-*-*-

UBP’deki gidişattan memnun olmadığı açık...
Bazı önerileri var...
İlgiyle okuyorum...

-*-*-

Son paylaşımında iki konu çok dikkatimi çekti!

-*-*-

Birincisi şu: “UBP gecikmeksizin; Genel Başkanlık, Parti Meclisi ve diğer tüm parti organları için, isteyen herkesin aday olabileceği, adil ve demokratik kapsayıcı bir seçim sürecine gitmelidir”…

-*-*-

İsteyen herkes ne demek?
İsteyen herkesin adaylığna engel olan veya olanla rmı var?

-*-*-

İkincisi şöyle: “… UBP’nin bu dönüşümü başarıyla gerçekleştirebilmesi için Ankara’nın onayı ve desteği, siyasi gerçekliğin bir parçası olarak göz ardı edilemez”!

-*-*-

Yani, aslında buradan anladığım da; “bırak bizi Ankara, dilediğimiz kişiyi seçelim”in, kibarca anlatılmış şeklidir!

-*-*-

Elbette sevgili Özer Kanlı, “bu ülke siyaseti, Ak Parti’ninm mutlak kontrolündedir, UBP bu kontrol mekanizmasının merkezidir” diyemezdi ama gerçeklerin dile getirilmesi adına, bence yazdıklarını okuyun!

-*-*-

Haaa tamamına katılıyorum yazdıklarının; dileyen adayın katılabileceği demokratik – adil bir kurultay!
Elbette bazı tüzük maddesi değişiklikleri akabinde…

-*-*-

Bu sadece UBP’nin geleceği ile alakalı değil; Federal Kıbrıs veya Eşit Egemen KKTC Devleti’nin geleceği adına da çok önemli bir konudur…  

-*-*-

Bu türden bir olağanüstü kurultay, bence Ünal Üstel adına da çok önemlidir…
Aday olur, kazanırsa kimse ağzını açamaz!
Kaybederse de güle güle gider!