Kıbrıs Görüşmeleri, Sonbahardan Dondurucu Kışa!.

Kutlay Erk


Kıbrıslı liderlerin New York’ta BM Genel Sekreteri ile birlikte görüşmesi de oldu, bitti… Geçen hafta bu köşede paylaşılan makalede yorumlandığı gibi dağlar fare doğurdu; şimdi her ilgili taraf kendi masalını anlatma çabasında… Sonuç? Kıbrıs’ta mevcut koşullar ve yapı yakın bir gelecekte değişebilecek gibi görünmüyor…

Umutlar vardı, bekleyiş de vardı… İnanç vardı, güven de vardı… Hayal kırıklığı galip geldi… Anlatılan ‘durum değerlendirmeleri’ hep zevahiri kurtarma çabası… Bu sınavda Akıncı iyi not, Anastasiadis ise kötü not almış olabilir; ortalama not ikisini birden sınıfta bırakıyor…

Güney Kıbrıs’ta yapılan son genel seçimlerde sertlik yanlışı partilerin oy artırması, görüşme sürecini destekleyen DISY ve AKEL’in de oy kaybetmesi ile birlikte Anastasiadis’in havası kaçmaya başlamıştı. Ona göre bu sonuç, kendisinin gelecek seçimleri için bir tehditti ve bu tehdidi aşmak için de yavaş – yavaş ray değiştirmesi gerekiyordu; öyle de yaptı. Özellikle garantiler konusundaki çıkışları, görüşme masasında esneme yapmasına, yaratıcı yeni fikirlere itibar etmesine meydan bırakmayacak sertlikte idi…

New York’a giderken söyledikleri, yani “ne garantiler, ne hakemlik, ne deregasyon, ne takvim olamaz” dediğinde, zaten New York buluşması ölü doğmuştu. Akıncı da “mucize beklemeyin” dediğinde, görüşmenin içeriğinin tüm ilgili taraflar için tribünlere oynamak olduğu az-çok belli olmuştu. 

Şimdi ne olacak?!. BM GS Ban yılın sonuna kadar ilgileniyor gibi yapıp, görevini Kofi Annan gibi Kıbrıs sorununda Kıbrıslılara yenilmiş bir imaj ile devretmeyecek. Yeni gelen de, Ban’ın göreve yeni geldiği dönemde yaptığı gibi, ‘öğrenme – değerlendirme – neyi nasıl yapacağına dair karar üretme’ gibi senaryolarla durumu ağırdan alacak. Bu arada Kıbrıs Rum siyaseti geleneksel bir oyununu gecikmeli de olsa sahneye koymaya başladı, BM Genel Sekreteri’nin tüm Kıbrıs temsilcilerine yaptıkları gibi Eide’yi de çarmıha gerdiler, görevine son verilmesini istiyorlar. Yeni Genel Sekreter buna prim vermeyecektir, yoksa diplomatik rezalet olur. Ancak, yeni Genel Sekreter’in Kıbrıs konusunda birlikte çalışacağı isme karar vermesine şans yaratmak için Eide istifa ederse ve istifası da kabul edilir ise, bahar da biter,  yaz da… Sonrasında da Güney’de seçimler, sonrasında Kuzey’de seçimler; görüşmeler yatar… Yani bu kış Kıbrıs donacak, çözünmesi de uzun sürecek, 2020 yaz başına kadar… Ne garip bir tecellidir ki, geçmişte Akıncı, kendi tabiriyle, “Kıbrıs sorununu derin dondurucuya koydu” diye Talat’ı eleştirirdi…

Öyle veya böyle, liderlerin on altı aylık görüşme sürecinde kritik sorunlarda yakınlaşma sağlayamaması üzücü bir gerçek. New York sonrasında da ‘takvim var mı - yok mu?’ tartışması başlatmak ve konunun esasından uzaklaşmak, başarısızlıklarının esasının tartışılmasını önleyici bir gündem saptırma olmuştur. Ekim ayı içinde yoğun görüşeceklermiş, ilerleme kaydedip de bir türlü tamamlayamadıkları dört konu bölümünü tamamlamaya çalışacaklarmış; sonrasında da Ban-Ki-Moon ile yeniden bir araya gelme olabilirmiş… Hatta iyi iş çıkarırlarsa, nasıl ve nerede görüşeceklerini halen daha bilemedikleri son iki konu bölümlerine de geçebilirlermiş… Masal bunlar… Kamuoyu tepkisini yatıştırmaya yönelik, insanlarda yaratacakları umutlu bekleyişten kendi siyasi hayatlarını beslemeye yönelik masallar bunlar…

Kıbrıs içi ve dışı etkenlerin, görüşmelerde yakın bir zamanda sonuç alınmasına yardımcı olmayacağı da belli… Türkiye’de OHAL üç ay daha uzatılıyor, Erdoğan 12 aya kadar da sürdürülebileceğini söylüyor; OHAL varken Türkiye’nin AB süreci de çalışmaz; bittiği zaman da çalışabilecek mi bilinmez… Dolayısıyla, Kıbrıs sorununda Türk tarafının ‘Bir adım önde olmak’ stratejisinin gereği kalmaz… Kıbrıs’ta çözüm için Rumların kullanmayı çok sevdiği AB kaldıracı da böylece ‘avare unsur’ oldu… Suriye savaşı devam ettikçe, ABD’nin Türkiye’yi Kıbrıs konusunda köşeye sıkıştırması hayal… Kala kala kaldı doğal gaz; o da ‘denizde balık’… 2020’den önce doğal gaz akışı beklenmiyor; bölge pazarı kapasite – kalite – fiyat yönünden istikrarsız ve Kıbrıs doğal gazının kaderi de belirsiz. Yani çözüm için Kıbrıslı taraflar ondan - bundan, oradan – buradan bir etki arayışını bırakıp, onlarca yıl yaşadıkları dramların bir daha yaşanmamasına çare olacak çözümü ve barışı kendileri tarafından, kendileri ile ve kendileri için bulmak zorundadır. Kıbrıslı taraflar bu kararlılığı ortaya koymadıkça, her lideri Kıbrıs sorununu derin dondurucuya koymakla eleştirecek birileri olacaktır.

Marifet laf söylemek değilmiş demek, maharet eleştirmek değilmiş demek; masallar da uyutmuyor artık… Kıbrıslı Türkler sokağa döküldüğünde Kıbrıs sorunu çözülecek… Yeter ki Kuzey’in siyasetinde bunu yapabilecek olanlar boy göstersin…