KİBİR

Mehmet Çağlar

KENDİ SANILARIYLA KİBİRLENEN İNSANLARA:
“Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma,
Sen hak için âlemin kölesi ol, kulu ol.
Nefsin hevası ile mağrur olup aldanma,
Yüzüne bassın kadem, her ayağın yolu ol
Güneş gibi şefkatli, yer gibi tevazulu,
Su gibi sehavetli, merhametle dolu ol” (Osman Hulusi Efendi).

İlk insanın yaratılışına ait, 
İblis’i “Şeytan’a” dönüştüren hikâye şöyle anlatılır:
Kibir yüzünden İblis'in secde etmeme inadı doğmuştur;
Melek konumunda iken tüm nimetleri kaybeder ve İlâhî huzurdan da kovulur.

Mevlâna ise, 
kendi sanılarıyla kibirlenen insanları,
"Kendini (haddini) bilmeyen insanlar" olarak tanımlar!

Mevlâna'ya göre Zât-ı Ulûhiyet’e mahsus büyüklük, bir kalp hastalığıdır...
Etrafını hakir görme hastalığının davranışa dönüşmüş halidir.
“Hastalığın tesiriyle”, 
kendisi dışında meydana gelen hiçbir güzelliği ne görmeye ne de duymaya tahammül edebilir.
Başkalarını ayıplamaya, küçük düşürmeye ve gıybete vesile olur...

KİBİRİN EN TEHLİKELİSİ!
Kibire vesile olan bazı etmenler vardır...
Konum,
Makam,
Mevki...
Bilgi de çok önemli!
Belki de kibirin sebeplerinden en tehlikelisi...

Bazı insan bilgilenir. 
Bilgisini kendi nefsini tanımak için harcar...
Kalp ve mana, ehli ariflerden birine dönüşür...

Bir diğeri bilgisiyle bencilliği,
Kendini beğenmeyi,
Kendini büyük görmeyi adet edinir.
Neticede fıtratına yabancılaşır ve kibire doğar.

Hegel’de ise,
tek emek tinin soyut emeğidir;
İnsan "kendi"si olanın ne olduğunu iyi kavramalıdır. 
Çünkü kalıcı olan, 
yani anlamlı olan emek, 
devindikçe içeriğini oluşturandır, dışsal olan değil!

“YALAN” DÜNYADALIKTA KAYBOLMAMAK İÇİN!
"Eninde sonunda öleceğimi düşünmek, yaşamda büyük seçimler yapmama yardımcı olan en önemli etkendir. 
Çünkü yaşadığımız dünyaya ait tüm beklentilerimiz, 
gurur, kibir, başarı, başarısızlık gibi, 
bu dünyanın sözüm ona önemli işleri, ölüm söz konusu olduğunda bir anda tüm önemini yitiriyor, 
tam anlamıyla kocaman bir ‘hiç’ oluveriyor..." (Steve JOBS).