Geçtiğimiz pazar günü yaşadığımız gemi faciasının acısı hala dinmedi. Arama kurtarma çalışmaları aralıksız sürüyor. Türkiye’den gelen ekipler canla, başla çalışıyor. Buna rağmen kayıplara henüz ulaşılamadı.
Bu facianın ardından gerek sosyal medyada, gerekse de geleneksel medyada çok şey söylendi, yazıldı.
Hem gemi ile ilgili, hem de kaptan ve mürettebatla ilgili çeşitli iddialar ortaya atıldı. Suçlamalar birbirini izledi. Her şey söylendi ama resmi olarak doğrulanmadı.
Bu facianın ardından yapılan açıklamalarda benim en çok dikkatimi çeken Türkiye Deniz Ulaştırması ve Tersaneler Genel Müdür Yardımcısı Bülent Ok’un Sözcü TV’ye yaptığı açıklama oldu.
Ok açıklamada Girne açıklarında batan Filo Jet’in geçmişine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ok geminin 2000 yılında Fransa’da inşa edildiğini, 2004 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından alındığını ve Kıbrıs’a sefer yapmaya başladığını bu arada dönüşte iskeleye çarparak kaza yaptığını aktardı.
Bu kazada Filo Jet gemisinin sol kızağı kırıldı. Ok açıklamasında “kızağın kırılması ile tamir edilmesi arasında 7 yıl geçtiğini, geminin bu sürede sefer yapmadığını” söyledi.
Geminin tamiri yapıldıktan sonra Yunanistan’a giderek müşteri aradı, ancak müşteri bulamadığı için 2 yıl sonra geri Türkiye’ye getirildi.
Bu arada Hatay Büyükşehir Belediyesi gemiyi satın alarak Kıbrıs’a sefer yapmak istedi.
Ok “Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin gemide inceleme yaptıktan sonra, geminin İskenderun Arsuz Limanı’ndan çıkıp Kıbrıs’a gitmeye uygun olmayacağına karar verdiğini ve bu nedenle gemiyi almaktan vazgeçtiğini” söyledi.
Bir başka açıklama da Gemi İnşaat Mühendisi Erdal Kılıç’tan geldi. Cüneyt Özdemir’in canlı yayınına katılan Kılıç, gemiyi 2016 yılında tamir için çağrıldığında gördüğünü belirterek, geminin Taşucu’nda karaya oturtulduğunu ve baş kısmından yara aldığını söyledi.
Gemide “çok ağır yapısal hasar” bulunduğunu ifade eden Kılıç, teknenin yüksek teknolojiye sahip “sandviç konstrüksiyon” yapıda olduğunu ve bu nedenle tamirinin nitelikli ve teknik açıdan zor bir işlem gerektirdiğini anlattı.
Kılıç, o dönemde hazırladığı raporlarda “geminin mutlaka klas altında” tamir edilmesi gerektiğini belirttiğini, ancak gemi sahipleriyle teknik anlamda anlaşamadıklarını öne sürdü. Dahası Filo Jet gemisinin iki kazanın ardından da ehil olmayan kişiler tarafından tamir edildiğini söyledi.
Gemi klası, bir geminin tasarım, inşa ve operasyon süreçlerinde uluslararası denizcilik kurallarına, yapısal sağlamlığa ve güvenlik standartlarına uygun olduğunu gösteren sınıflandırma ve belgelendirme sistemidir.
Klas Kuruluşları (Class Societies): Gemileri denetleyen ve sertifikalandıran bağımsız teknik kuruluşlardır (Örneğin; Türk Loydu, DNV, ABS).
*****
İki açıklama da uzmanlar tarafından yapıldı. İki açıklama da facianın ardından yapıldı. İki açıklamada da Filo Jet gemisinin kazadan sonra Akdeniz’in sularında sefer yapmaya elverişli olmadığı iddia ediliyor. Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin bu gemiyi bu nedenle almadığı biliniyor.
Buna rağmen bu gemi birileri tarafından satın alınarak KKTC’ye getiriliyor ve Girne-Taşucu seferleri için izin alınarak seferlere başlıyor.
Bu izinler nasıl alındı?
Denetimler yapıldı mı?
Türk Loydu bu gemiye açık denizde sefer yapabilir izni verdi mi? Verdiyse, çünkü verdi deniliyor, inceleme yaptıktan sonra mı verdi?
KKTC makamları bu belgeleri inceledi mi?
Yoksa birileri talimatla bütün bu işleri hızlandırdı mı?
Bu sorular artırılabilir. Konu mahkemededir. Belki mahkeme sürecinde bu soruların bir kısmına yanıt verilecek. Ama emin olun tüm sorular zaman içinde unutturulacak.
En önemlisi ilk günlerde tüm yetkililerin nakarat gibi tekrarladığı “ucu nereye giderse gitsin” yaşama geçirilebilecek mi, yoksa birkaç kişi cezalandırılarak konu geçiştirilecek mi?
En önemlisi bu faciadan “ders çıkarılacak mı”?
Bu facianın ardından bugüne kadar en önemli eksiğimiz olan “DENETİM” anlayışını yaşama geçirebilecek miyiz?
Yoksa birkaç gün sonra her şey unutulup eskiden yaşadığımız gibi yaşamaya devam mı edeceğiz?
Son olarak iki uzmanın Filo Jet gemisi ile ilgili söylediklerini keşke bu facia yaşanmadan önce ilgilileri uyarsalardı.
İş işten geçmeden bu izni verenleri deşifre etselerdi.
Unutmayalım bundan sonra keşke dememek için mutlaka ders çıkarmalıyız.