Keşke masada zivaniya mangalda etler olsa… 

Serhat İncirli

Elle tutulur bir şey var mı?
Şimdilik yok!
İleride olur mu?
Bilemem!

-*-*-

Bildiğim tek şey, iki liderin haftada bir görüşecek olmasının “iyi bir şey” olduğu…

-*-*-

Ve bildiğim ya da emin olduğum bir diğer konu da; herhangi bir yayın organında yetkili biri olsaydım, gazeteci arkadaşlarımı, 50 derece sıcağın altında “görüşme var” diye görevlendirmeyeceğim… 

-*-*-

Çok gereksiz!

-*-*-

“Sen niye gitmiyorsun?” diye sordu bir yakınım!

-*-*-

“Nereye gitmiyorum?” diye kontra soru yapıştırdım!

-*-*-

“Nikos – Tufan şeyisi…” dedi!

-*-*-

“Saygısızlık etme; onlar senin arkadaşın mı ki ilk isimleri ile hitap ediyorsun?” gibi bir şaka yapayım dedim; yakınım diretti:
“Keşke ilk isimleri ile hitap etsek; keşke kendi kendilerine hep ilk isimleri ile hitap etseler… Keşke, bir hafta Baf’ta, öteki hafta Karpaz’da… Keşke bir hafta Trodos’ta, öteki hafta Yeşilırmak’ta görüşseler… Masada zivaniya, mangalda etler…”

-*-*-

Kafama yattı doğrusu!

-*-*-

Ekledim; keşke üç gün Girit’te, üç gün de mesela Kapadokya’da eşleri ile tatile gitseler!

-*-*-

Neyse!

-*-*-

Haftada bir buluşacak olmaları iyi bir şey… 

-*-*-

Bu arada Kıbrıs Türk Toplumu Lideri son günlerde yaşanan olumsuz gelişmeleri, Kıbrıs Rum Toplumu Liderine aktarmış…
Son gelişmeler, konser iptali, Barcelonalı çocuklar meselesi falan… 
KKTC’deki öteki gelişmeler Rum Lideri ilgilendirmez tabii ki…

-*-*-

Kıbrıslı Türk Lider, “Güven yaratıcı önlemler, mayınların temizlenmesi, yeni geçiş noktaları, karma evliliklerden doğan çocuklarımızın vatandaşlık hakları, spora ilişkin konular, düzensiz göç ve afetlerle mücadele alanlarında ortak mekanizmaların kurulması…” konularında “biz hazırız” da demiş!

-*-*-

Ayrıca Kıbrıslı Türk Lider, yeni ve de milli “Metodoloji” meselemizi de açmış ve “siyasi eşitliğimiz, içeriği ile birlikte Kıbrıs sorununun özünü oluşturuyor. Siyasi eşitliğimizi ve içeriğini al- vere tabi tutmayız, bilesin ha!” demiş!

-*-*-

Ve eklemiş: “… Bu konuda netleşme olmadıkça, ‘yakınlaşmalar’ dahil metodolojinin geri kalan kısımları ve esasa ilişkin konularda ilerleme sağlanması mümkün değil…”

-*-*-

Sonuç?
Haftada bir görüşecekler… 
Liderimizin dediği gibi; “… Masa, görüşme masası ve söz göze söylenir...”

-*-*-

“Somut gelişme” var mı?
Yok!

-*-*-

Olacak mı?
Canımızı yemeyelim, çok da umutlanmayalım ve bekleyelim!

-*-*-

Şu anda sadece açıklamalar var, vaatler var, görüşler var ama “gerçekleşmiş ve gözle görülebilen bir adım” yok!

-*-*-

“Görüşmeler devam ediyor.” 
İyi bir şey!

-*-*-

Her hafta görüşülecek!
Daha da iyi!

-*-*-

Söylenenler var!
Sonuçlanan bir şey yok!

-*-*-

Şimdilik, “… iki taraf çözüm konusunda olumlu mesajlar verdi” diyebiliriz!
Ama “… iki taraf şu konuda veya konularda anlaşmaya vardı ve ortak bir karar açıkladı” diyemeyiz!

-*-*-

Sonuçta Ankara…
Neyse!
Aklımda zivaniyalı, mangallı, Yeşilırmak’ta denizin dibinde bir masa… 
Nikos, Tufan, heyetler Menalaos, Mehmet.
Kafalar güzel!
Eminim müzik konusunda anlaşamayabilirler!
Hatta şöyle söyleyeyim, eminim Tufan Hocam da, Neşe Yaşın ve Manos Loizos’un ortak eseri “Benim yurdum ikiye bölünmüş ortasından, hangi yarısını sevmeliymiş insan?” adlı şarkıyı Dimitris Mitropanos’un ağzından dinleyip efkarlanabilir ama Türkiye baskısını düşünün… “Rumca şarkı dinlediler, hain bunlar” falan… 

-*-*-

Ciddi olalım lütfen!
Sululuğa gerek yok!
“Anavatan izin verirse…” 
Havalar da gerçekten çok sıcak be ya hu!


Çok değerli bir konuk!!!

Konuk!
Alman milletvekili, siyasetçi!
Aşırı sağcı!
Faşist!
Hatta neredeyse “Nazi”… 

-*-*-

Maximilian Eugen Krah…

-*-*-

Neden davet ettik?

-*-*-

Lobicilik mi?

-*-*-

Kim olduğunu araştırdık mı?

-*-*-

“KKTC’nin haklı davasına destek olacak?” diye mi düşündük?

-*-*-

Zaten, eğer bir Alman Federal Milletvekili KKTC’ye bu kadar rahat gelebiliyorsa ve İspanya’dan minik futbolcuların gelmesi kadar bile Rumları endişelendirmiyorsa, oturup iki kez düşünmek lazım!

-*-*-

Ne anlattık biz bu adama?
Ve bizim için ne yapacak?

-*-*-

Bizim için bir şey yaparsa, ne kadar etkili olacak?

-*-*-

20 Temmuz ve 15 Kasım’larda yemeye – içmeye – kumar oynamaya davet ettiğimiz, aşırı masraflarını da halka yüklettiğimiz Türki konukların ne kadar faydası olursa, bu faşistin de o kadar olur inşallah!
Hiç!

-*-*-

Elli senede bir Alman vekil; o da Nazi sevicisi!
Yok canım, niye utanalım ki!
Hiç oluuuur!

-*-*-

Ve son bir merak; bu adam Alman faşisti… 
Vekil seçildiği partisi “Türk” kelimesinden dahi huy kapıyor!
Gerçekten merak ettiğim hangi akılla bu herifi davet etmiş olmanızın yanında, Anavatan’ınızın ne diyeceğidir!

-*-*-

Umarım Alman Federal Meclisi’nde “KKTC tanınmalıdır” başlıklı bir konuşma yapar!
Hade be Maximilian, şaşırtma beni; yap o konuşmayı!


Eşit egemen bilgiler… 

Yer: Londra… Mercure Hotel… 
Gün: Çarşamba…
Etkinlik: Dünya Tavla Şampiyonası…
Maç: Türkiye Cumhuriyeti – Kıbrıs Cumhuriyeti…
Sonuç: Kıbrıs 4 – Türkiye 1…
Kıbrıs Cumhuriyeti Tavla Federasyonu’ndan yapılan açıklama: Türk Milli Takımını az önce yendik…
Tavla’nın İngilizcesi: Backgammon…
Tavla’nın Yunancası: Tavli… 
Tavla’nın Yunanca yazılışı: τάβλι…
Tavla’nın Kıbrıs Rumcasındaki adı: Tavli…
Bize kalan: Gavli… 
Gavli: İnsana ait elin orta parmağı… Başka anlamı da olabilir ama ben dedelerimden öyle öğrendim… 
Değerli Türk milliyetçisi kardeşlerime önemli not: Gandır çocuğu da egemen eşit devlet isdesin b’annem!


(Ülkemiz futboluna adını altın harflerle yazdıranlardan biri… Ertan Bulut… O’nunla gurur duyuyoruz… Kariyeri boyunca 10 ayrı takımda forma giydi… Aktif futbolculuk kariyerine 46 yaşında son noktayı koyduğunu açıkladı… Futbolumuza verdiği emek, sporumuza katkıları, gençlere örnek olacak karakteri için binlerce kez teşekkürler…)