Kendinden sıkılmak

Tümay Tuğyan

 


Espri konusudur hep arkadaşlarla aramızda; ‘Kıbrıs sorunu çözülürse, yazacak konu bulamayacağız’ der güleriz.

Gerçi varsın çözülsün de biz yazacak konu bulamayalım.

Ama işin şakası bir yana, kendi küçük dünyamızda o kadar kaybolduk ki, başta Kıbrıs sorunuyla ilgili olmak üzere, kısır siyasi tartışmalar etrafında dönüp durmaktan başka yaptığımız bir şey yok.

Mesela ben, kendimden çok sıkıldım.

Sürekli birbirine benzeyen yazılar yazmaktan...

Kendimi tekrar etmekten...

Eroğlu’ndan...

Talat’tan...

CTP’den...

UBP’den...

Türkiye’den ithal ekonomik paketlerden...

İzolasyonlardan...

Arşivleri karıştırıyorum; yıllardır aynı şeyleri yazıyoruz.

Çünkü yıllardır aynı şeyleri yaşıyoruz.

Koşu bandında bir hayat...

Fasit bir daire!

Beş sene önce yazılmış bir köşe yazısını, birkaç ufak güncellemeyle yeniden
yayınlamak, o kadar mümkün ki biz gazeteciler için.

Ve bir o kadar da acınası...


***


Biraz ‘hayata’ karışmaya ihtiyacımız var.

Çok bilindik bir tabirle, ‘Sarayönü’nün ötesine geçebilmeye...

Denizin öte kıyılarını da görebilmeye...

Uzaklara bakabilmeye...

Başka tarihler, başka coğrafyalar öğrenmeye...

Bize dikte edilen bütün her şeyden soyutlanıp, kendimize yeni bir öğreti oluşturmaya...


***


Öyle sıkı sıkıya kapatmışız ki pencereleri, odanın karanlığından, odanın içini de görememişiz hiç.

Çok derinlere, detaylara falan girmeye gerek yok.

Alın size çok taze bir örnek...

İki haftadır, ‘Aman da padişah oğlunu boğdurtmuş, bir baba bunu nasıl yapar?’ diye helak olduk, Türkiye ahalisiyle beraber. 

Oysa eğitim hayatımız, Osmanlı ve Türkiye tarihi okumakla geçti hepimizin.

İlkokulda, ortaokulda, lisede ve üniversitede...

Ama kitapta bize ‘anlatılanın’ bir parçacık dışına dahi çıkıp da, gerçek Osmanlı tarihini hiç merak dahi etmemişiz.

Öyle ki, Muhteşem Yüzyıl dizisinde izlediklerimiz nedeniyle, tam bir ‘ŞOK’ içerisindeyiz.


***


Biraz ‘hayata’ karışmaya ihtiyacımız var.

Ve kendi yaşadığımız bu hayatı sorgulamaya...

Başkalarınınkini anlamaya...

Gökyüzündeki kuşları ayırt edebilmeye...

Hiç tırmanmadığımız tepelere tırmanmaya...

Hiç inmediğimiz yokuşlardan, tepetaklak yuvarlanmaya...

Başka renkler görmeye...

Başka müzikler dinlemeye...

Başka şiirler okumaya...


***


Ben, kendimden çok sıkıldım.

Sürekli birbirine benzeyen yazılar yazmaktan...

Kendimi tekrar etmekten...

Eroğlu’ndan...

Talat’tan...

CTP’den...

UBP’den...

Siz sıkılmadınız mı?