Kendi deneyimlerinden hareketle, Boşnak aktivist Ayna Yusiç, savaş dönemindeki tecavüzlerden ötürü dünyaya gelen çocukların sesi oldu… 

Sevgül Uludağ

Geçmişle yüzleşmeye dair dünyada neler yapılıyor? Bu konuda en önemli deneyimlerden birisi de eski Yugoslavya’da yaşanıyor… Kıbrıs’ta iki toplumlu çatışmaların üzerinden yani 1958’lerden ve 1963’lerden bu yana 67 sene, Kıbrıs’I ikiye bölen savaşın üstünden tam 52 sene geçmiş olduğu halde, sivil girişimlerin ve bazı gazeteciler, aktivistler ve araştırmacıların dışında, iki toplumun kurumları geçmişle yüzleşmeye yanaşmıyor ve birbirlerini suçlamaya devam ediyor…

Gerek 1963’lerde, gerekse 1974’lerde yaşanmış olan ve hem Kıbrıslıtürk, hem de Kıbrıslırum kadınların cinsel şiddete uğramış olduğu “tecavüzler” konusu ise tam bir “tabu”… Bu konu ele alınmak istendiğinde, adamızın her iki tarafında da insanlar derhal “savunma”ya geçiyor ve bir “sessizlik duvarı” örülüyor… Savaş ve çatışma dönemlerinde yaşanmış olan tecavüzlerin kurbanları tek başlarına acı çekerken, onlara herhangi bir psikolojik destek sunulmamış bugüne kadar – son dönemlerde Kıbrıs’ın güneyinde ilerici kadın örgütü POGO’nun girişimleriyle bu konu gündeme getirilerek yavaş yavaş tartışmaya açılmış – hatta POGO’nun eski Genel Sekreteri, AKEL’in eski Milletvekili Skevi Kukuma, konuyu Meclis’e taşımış ve Kıbrıs Cumhuriyeti Temsilciler Meclisi’nde savaş döneminde tecavüze uğramış olan kadınlara, tıpkı savaş dönemi yaralanmış ve sakatlanmış olan erkeklere verildiği gibi, finansal destek sağlanmasını gündeme getirmiş ve bazı sonuçlar almış bulunuyor. Ancak konunun yaygın biçimde tartışılması hala bir “tabu” ve bu konuyu gündeme getirenler derhal saldırı altında bırakılıyor (CTP Milletvekili Doğuş Derya’ya bu konuda yapılan saldırılar hatırlarda olsa gerek)…

Bizim de bu konuda yürütmüş olduğumuz ve yayımlamış olduğumuz araştırmalar, yapmış olduğumuz sunumlar da, beklendiği gibi tümüyle “görmezden gelinmiş” bulunuyor… Çünkü kimsecikler bu konuyu ellemek istemiyor… Oysa “halının altına süpürülen” her bir yaşanmışlık nihayetinde gelip toplumlarımızı bulur ve bir yerlerden patlak verir… Görmezden gelinen savaş suçları, sivillerin öldürülmesi, kadınların tecavüze uğraması, esirlere yapılanlar ve savaşa dair herşey, toplumlar olarak yüzleşmeye girişmediğimiz sürece bir hortlak gibi her fırsatta karşımıza dikilecek ve bizi gerilere, çok gerilere atacak, hiç beklenmedik anlarda… Eski Yugoslavya’dan bu yüzden çok şey öğrenebileceğimize inanıyorum, yüzleşmeyi başarabilmiş başka coğrafyalardan da… 

ESKİ YUGOSLAVYA’DA DA TABU…

Savaş dönemi yaşanmış olan tecavüzler, eski Yugoslavya ülkelerinde de hala bir tabu… Ancak bazı aktivistler ve insan hakları savunucuları, bu konuyu gündemde tutarak, Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşımışlar. Tecavüzde bulunanların yargılanmalarını sağlamaya çalışmışlar… Bu konuda daha ayrıntılı bilgi elde etmek isteyenler, Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı BİRN’den yaptığımız çok sayıda çeviriyi araştırıp okuyabilirler, kendi araştırmalarını da yürütebilirler…

YENİ BİR SES…

Eski Yugoslavya’da şimdi yeni bir ses var: Ayna Yusiç. Onun bu konuyu gündeme getirmesinin nedeni, kendi deneyimi… Kendisi de savaş dönemi yaşanan tecavüzlerden ötürü dünyaya gelmiş… Ve bu konunun orada kapanıp gitmesini istemediğinden, savaş dönemi tecavüzleri sonucunda dünyaya gelmiş olan çocuklara yardım etmek için kolları sıvamış bir aktiviste dönüşmüş…
Bu konuda Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı BİRN’den Horhina Bami’nin 6 Ocak 2026’da yayımlanan haberini okurlarımız için özetle derleyip Türkçeleştirdik… Horhina Bami, bu konuda şöyle yazıyor:

***  Ayna Yusiç, Bosna savaşı esnasında cinsel şiddetten ötürü dünyaya gelmiş olan bir çocuk olarak toplumsal dışlamaya dair kendi deneyimlerinin, kendisi gibi kurban olanlar için yürütmekte olduğu çalışmalara esin kaynağı oluşturduğunu anlatıyor. 

***  “Savaş döneminde yaşanmış tecavüzden ötürü dünyaya gelmiş olduğumu öğrendiğim zaman 15 yaşındaydım” diyor… Yusiç, 1993’te tam da Bosna savaşının ortasında dünyaya geldiğinde annesi henüz 22 yaşındaymış… Savaş dönemi cinsel şiddete ve tecavüze uğramış olan kadınları destekleyen Zenika kentindeki Medica Zenika örgütüne ait güvenli bir evde doğum yapmış annesi…

***  Yusiç’in kendi durumunu kabullenebilmesi ve bu durumun kendisine toplum içerisinde yaratacağı engelleri kavrayabilmesi için çok uzun zaman geçmesi gerekmiş. Bir süre kamuoyu önünde konuşmamaya karar vermiş… Ancak sürekli ve kaçınılmaz biçimde “hatırlatmalar” meydana gelmekteymiş…

***  Bir çocuk ve bir ergen olarak Zenika’dan Zavidoviç’e ve sonra yeniden Zenika’ya sürekli gidip geldiğini ve nihayetinde Saraybosna’da kaldığını anlatıyor… Ancak aynı soru onu her yerde takip etmiş: “Babanın adı nedir?” şeklindeki soruymuş bu… “Bunun kendine özgü tarafı, her bir kurumun, her bir okulun ve üniversitenin de her zaman bana babamın adını sormasıydı… Ki bunu izah etmekte bile kendimi rahat hissedemediğim bir konuydu bu…” diyor. 

***  Balkanlar’da bir şahsı babasının adıyla tanımlamak çok yaygın birşey… Yusiç’in görüşüne göre, “Bu son derece ataerkil devlette bu sizi her yerde takip ediyor ve babanın adı her zaman öncelikli bir şey oluyor” diyor.

***  Günümüzde dahi kurumlar bilgi arayışına girdiği zaman, çoğunlukla baba adı isteniyor. Gerçekten de bu röportajdan bir gün önce, bir hastanede Ayna Yusiç’e yine baba adı sorulmuş… Ancak kendisini bu konuda ilerlemek için itekleyenin tam da bu olduğuna inanıyor Ayna Yusiç. Kendisinin “Bir aktivist olma gücü ve kararlılığıyla dünyaya gelmiş olduğuna” inanıyor ve aynı zamanda “toplumun da kendisini şu anda yaptığı şeyleri yapmaya ittiğini” düşünüyor… Bunun altında yatan temel soru da, “Babanın adı nedir?” sorusu oluyor…

***  Ayna Yusiç, şimdilerde, merkezi Saraybosna’da olan “Savaşın Unutulmuş Çocukları” adlı sivil toplum örgütünün başkanıdır. Bu örgüt, savaş dönemi tecavüzlerinden ötürü dünyaya gelmiş çocukların haklarının yasal olarak tanınması için yasalar çıkarılması yönünde başarılı kampanyalar yürütmüş bulunuyor. Yusiç, henüz 22 yaşındayken, 2016 yılında bu yola başkoymuş… 

***  Bundan iki sene sonra ise Temmuz 2018’de, “ilk kez kamuoyu önünde konuşacağı röportajı, Bosna’daki Deutsche Welle (Almanya’nın Sesi) yayın kuruluşuna vermiş ve nasıl dünyaya gelmiş olduğu hakkında açıkça konuşmuş. Ancak röportajı içeren video yayımlandıktan sonradır ki “artık geri dönüşün yolu yok, herkes bunu biliyor – okulda ve başka yerlerde babamın kimliğine dair yalan söylemiş olduklarım da artık bunu biliyor” diye düşünmüş…

***  Savaş dönemi yaşanmış olan cinsel şiddet sonucu dünyaya gelmiş çocuklar, çeşitli toplumsal dışlanmalardan muzdarip… Bazı insanlar onlara hala “Düşmanın çocukları” gözüyle bakıyor… Başkaları da tecavüz kurbanı olmuş olsalar dahi, bu çocukların annelerini suçluyor… Yusiç, Boşnak toplumunda “Çocuk suçlu değil ama annesi suçludur, kendisi oradaydı ve bunu yaptı” diye düşünüldüğünü anlatıyor…

***  “Belki de en zoru, bunu anlamaktı… Çünkü annenizin evladı olarak onun suçsuz olduğunu biliyorsunuz ancak sesinizi yükselttiğiniz zaman da annenizi suçlu hissettirmeye çalışıyorlar, buna devam ediyorlar… Oysa ben konuştuğumda hayatımda ne kadar önemli olduğunu, böylesi bir toplumda hayatta kalmasının ne kadar önemli olduğunu aktarmaya çalışıyorum, onun hikayesini ve gerçeği anlatmaya çalışıyorum” diyor.

***  Yusiç, toplumsal engelleri anlamasının uzun bir süreç olduğunu hatırlıyor… “Ancak bunlar bugün tümüyle beni tanımlamıyor çünkü annemle ve üvey babamla birlikte profesyonel destek aldık ki bu da bugün yaşamakta olduğumuz hayatı kurmamıza yardımcı oldu” diye konuşuyor.

***  Yusiç, tüm bu konuyu ailesiyle birlikte ele alıp yüzleşmenin kendisinin akıl sağlığına oldukça sert gelmiş olması nedeniyle, kendini savaşın çocuklarına adamaktan ötürü mutlu olduğunu anlatıyor… “Sağlığım bir dükkana gidip satın alabileceğim bir şey değil artık” diyor… “Sağlığımı korumalıyım ve sağlıklı kalmamı sağlamalıyım” diye konuşuyor.

***  “Nihayetinde” diyor, “Çok zamanımı aldı ve çok cesaret gerektirdi – ki bu savaşta tecavüz sonucu dünyaya gelmiş her bir çocuğun en büyük zorluğudur – yani ailemle bu konuda çok büyük bir diyaloğu başlatmak” diyor…

***  Bosna’da akıl sağlığı için destek aramak hala sosyal bir dışlanmaya neden oluyor ancak Yusiç, annesinin ve üveybabasının desteğini kazanmayı başarmış bu konuda… Artık “kökenini değiştiremeyeceğini anladığını ve bunu hayatının parçası olarak taşımak zorunda olduğunu anladığını” söylüyor.

***  Bu bağlamda kendi koşullarının çok da alışılmış şeyler olmadığını söylüyor… “Öncelikle ben Bosna’da kurbanlar için açılmış ilk güvenli evde dünyaya geldim… Medica Zenika adlı örgüte ait bir güvenli evde… Böylesi bir çevrede annem zaman geçirdi, profesyonel yardım aldı ve ona bu profesyonel yardım bu süreçte rehberlik etti ki bu son derece önemlidir. Sonrasında annem benim ve ailemizin yaşamına profesyonel destek almak konusunda her zaman açık fikirli olmuştur” diyor…

***  Tüm bunlardan çıkardığı bir ders var: “Travma da mutluluk gibidir” diyor… “Bazan hissedersiniz bunu, bazan hissetmezsiniz… Onu yok edip de “Bu travmayı bu sokakta bırakıp başka bir sokağa gideceğim” diyemezsiniz…”

***  2022 yılının Temmuz ayında Bosna-Hersek savaş dönemi tecavüzlerinden dünyaya gelmiş çocukları tanıdığı bir yasayı kabul etti. Ayna Yusiç, “Bu yasa, 1992-95 yıllarındaki savaştan tam 30 sene sonra kabul edildi ve bu devlet hala bu çocukların kaydına dair hiçbir zaman herhangi bir araştırma yürütmedi” diye konuşuyor… Ve bunu “kanıtlama zorunluluğu” çocukların omzuna yıkılmış – Ayna’ya göre çocuklar “tecavüz sonucu dünyaya geldiklerini kanıtlamanın çok zor olduğunu” anlıyorlar…

***  “Artık kanıt yok veya şahitler ölmüştür veya anneyle herhangi bir iletişimleri yoktur” diye anlatıyor… “Bu süreç, mücadele gerektirir. Ancak bir örgüt olarak bizler herkes için bu prosedürleri oluşturmak maksadıyla elimizden gelen her şeyi yapıyoruz” diyor.

***  Yusiç ve Savaşın Unutulmuş Çocukları örgütü, şimdilerde 2022’de kabul edilmiş olan yasanın tüm Bosna-Hersek’te uygulanmasını sağlamaya ve aynı zamanda hem savaş dönemi tecavüzlerinden ötürü dünyaya gelmiş çocuklara, hem de tecavüz kurbanlarına ücretsiz yasal yardım sağlamaya çalışıyor.

***  “Gelen sene ise tümüyle Bosna’nın Sırp vatandaşlarına odaklanacağız, Bosna-Hersek'in iki entitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti vatandaşlarına odaklanacağız çünkü tecavüz sonucu dünyaya gelmiş çocuklar orada tanınmıyor, hedefimiz onların da tanınmasıdır” diyor.

***  Savaş dönemi tecavüzleri sonucu dünyaya gelen çocuklar konusunun ülkedeki “milliyet” veya “etnisite” konusunun ötesinde olduğunu anlatıyor Ayna Yusiç – Bosna-Hersek’teki Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırpar arasındaki etnik ayrılıklar toplumları etkilemeye devam ediyor, savaş 30 sene önce sona ermiş olsa dahi… 

***  “Çok kültürlü bir örgüt olarak örgütümüzde farklı etnik gruplardan üyeler vardır ki anneleri farklı etnik orduların şiddetinin mağduru olmuştur – bizim için önemli olan bu konuya insan hakları düşüncesini yerleştirmektir, etnik haklar değil yalnızca…” diye konuşuyor Ayna Yusiç.  “Çocuk haklarının insan hakları olduğunu ve Allah aşkına, yasalarda onlar için bu alanı yaratmak zorunda olduğumuzu artık anlamamız önemlidir” diyor…

BİRN’de 6.1.2026’da yayımlanan Horhina Bami’nin yazısının linki:

-https://balkaninsight.com/2026/01/06/inspired-by-experience-bosnian-activist-works-for-children-born-of-wartime-rape/

Bu konuda Kıbrıs’ta 63-74 döneminde çatışmalarda ve savaşta yaşanmış olan tecavüzlere dair araştırmalarımızdan birini okumak isteyenler için link: 

-https://sevgululudag.blogspot.com/2014/07/from-maratha-to-voni-rapes-as-weapon-of.html

(BIRN’de 6.1.2026’da yayımlanan Horhina Bami’nin yazısını özetle derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN).