Kement

Cenk Mutluyakalı

İnsanlar “evlerine” dönecekler ama sokaklarının ismi bir başka olacak!
O sokağın adı, kenti başlarına yıkan paşayla anılacak.
‘Hoş geldin’ sığlığı bu!

***

Şunu demek istiyorlar aslında, “geleceğiniz varsa, göreceğiniz de var.”
Tam bir “fetih” zihniyeti!

***

Peki kim veriyor tüm bunların kararını sizce?
Ada yarısında yönetime el koyanlar, cadde isimlerini de değiştiriyor.
Israrla kazıyorlar yarayı, illaki kanatacaklar.

***

Hükümet için görev el değişti ya, Tufan hocam siyasi nezaket göstermiş, görevi almış.
İyi ki siyasetçi değilim.
“Siz bu görevi çağırınız da Büyükelçi’ye veriniz” derdim.
“O da Fuat Oktay beyefendiye iletsin bir zahmet.”

***

UBP’nin “küs vekillerini” yemeğe götüren Büyükelçi ya da başkanları Ankara’ya çağıran Fuat bey yönetime el koyduktan sonra “demokrasi oyunu”nu buradaki aktörlere bırakıyor.
Elbette “değiştirmek” için de “iktidarı” hedeflemek gerekiyor.
Zor!

***

Şöyle de bir yapı gelişti.
“İyilikler” garantörün hanesine yazılıyor, “aptallıklar” bizim!
Hastane açılıyorsa eğer alkışlar oraya…
Hükümet kurulamıyorsa “ayıplar olsun” buraya…

Kurultay’a dahi müdahale unutturuluyor böylece...

***

İki yazar Metin Münir ve Niyazi Kızılyürek, “devlet”e dair benzer görüşler paylaştılar hafta sonu...
Metin Münir’in şu saptaması bir hakikati anlatmıyor mu?
“Devlet olmanın birinci adımı başka devletler tarafından tanınmaktır. KKTC’nin bir başka devlet tarafından tanınma olasılığı yoktur, çünkü Türkler için ‘Barış Harekâtı’ olan 1974 operasyonu, dünya devletlerinin gözünde bir azınlığa devlet kurdurmak amacıyla bağımsız bir devletin topraklarının zorla ele geçirilmesidir. KKTC’yi tanımak, uluslararası arenada, devletlerin azınlıklar lehine müdahale hakkını yasallaştırmak anlamına gelir. Birleşmiş Milletler’e üye olan 193 devletin neredeyse hepsi azınlık barındırmaktadır. Bunların Türkiye dâhil hiçbiri, böyle bir teamülün yaratılmasını onaylamaz.”

***

Peki Niyazi Kızılyürek haksız mı?
“Devletlerin üzerinde oturduğu bir toprak parçası vardır.
KKTC’nin her yanı Rum koçanı...”

***

Mali Yardım”ı tam da “kement” gibi kullananlar, “çözümsüzlüğü” dayatıyorlar yeniden!
Böylece “vilayete” dönüşüyor buralar…
Kendi ayaklarımız üzerinde durmanın imkanı yok, bu koşullarda…
Ne ekonomide!
Ne de demokraside…