Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk, Türk edebiyatının en üretken yazarlarından biridir. Eserlerinde sadece hikâyeler arasında gezinmeyiz, aynı zamanda anlatılan yerlere bakmayı da öğreniriz.
Romanlarında İstanbul'u, hafızayı, yalnızlığı, kimliği ve zamanı anlatırken okurunu yalnızca olayların içine değil, aynı zamanda imgelerin ve düşüncelerin o büyülü dünyasına da davet eder. Onun eserlerini okuyanlar bilir ki Orhan Pamuk'un metinlerinde, her nesne, her renk ve her gölge bir anlam taşır.
***
Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan "Kelimeler ve Resimler-Seçme Hatıralar, Yazılar ve Bir Hikâye", Orhan Pamuk'un bu estetik dünyasını anlamak isteyenler için adeta bir anahtar niteliğindedir. Bu kitap, yalnızca edebiyat üzerine yazılmış bir deneme kitabı değildir. Aynı zamanda yazıyla resim arasındaki görünmez bağı, hayal gücünün nasıl çalıştığını ve sanatın farklı disiplinlerinin birbirini nasıl beslediğini gösteren samimi bir düşünce yolculuğudur.
***
Orhan Pamuk'un edebiyatı, yıllardır Doğu ile Batı arasında sıkışmış bir toplumun hafızasını, bireyin yalnızlığını ve modern insanın kimlik arayışını anlatıyor. "Cevdet Bey ve Oğulları" ile başlayan romancılık serüveni; "Sessiz Ev", "Beyaz Kale", "Kara Kitap", "Yeni Hayat", "Benim Adım Kırmızı", "Kar", "Masumiyet Müzesi", "Kafamda Bir Tuhaflık" ve daha birçok eserle dünya edebiyatının en önemli külliyatlarından birine dönüştü. 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alması, yalnızca kişisel bir başarı değil; Türkçenin dünya edebiyatındaki görünürlüğü açısından da tarihî bir dönüm noktası oldu.
***
Pamuk'un en belirgin özelliklerinden biri, görselliği yazının içine ustalıkla yerleştirmesidir. Sokaklar, pencereler, kar yağışı, eski apartmanlar, vapurlar, gölgeler ve yüzler satırlardan çıkarak zihnimizde resme dönüşür. Belki de bu yüzden "Kelimeler ve Resimler" kitabı şaşırtıcı değildir; aksine yıllardır romanlarının içinde sezdiğimiz ilişkinin açıkça dile getirildiği bir metindir.
***
Pamuk, kitap boyunca resim sanatına duyduğu ilgiyi yalnızca estetik bir beğeni olarak anlatmaz. Ona göre yazmak da resim yapmak kadar görmeye dayanır. Bir romancı, yalnızca olayları sıralayan kişi değildir; aynı zamanda okurun zihninde sahneler kuran, ışığı ayarlayan, renkleri seçen görünmez bir ressamdır. İyi romanların kalıcılığı da biraz buradan gelir. Okur kitabı kapattığında olayların tamamını unutabilir; fakat zihninde kalan bir pencere, bir sokak, bir yüz ya da bir çocukluk odası yıllarca yaşamaya devam eder.
***
Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri de Orhan Pamuk'un yaratım sürecini bütün açıklığıyla paylaşmasıdır. Yazmanın nasıl başladığını, zihninde görüntülerin nasıl oluştuğunu, resim yaparken ya da resimlere bakarken neler hissettiğini anlatırken büyük bir samimiyet sergiler. Nobel ödüllü bir yazarın, sanatın mutfağını bu kadar içten açması, kitabı yalnızca edebiyat okurları için değil; yazmaya heves eden herkes için değerli bir kaynak hâline getiriyor.
***
Pamuk'un yıllardır üzerinde durduğu temel meselelerden biri hafızadır.
İnsan nasıl hatırlar? Kentler nasıl hatırlar? Nesneler geçmişi nasıl saklar? Bu sorular, romanlarının omurgasını oluşturduğu gibi "Kelimeler ve Resimler"de de farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Çünkü resim de yazı gibi zamanı durdurur. Bir tablo donmuş bir anı saklarken, bir roman aynı anı kelimeler aracılığıyla yeniden kurar.
***
Bu kitap aynı zamanda okura yavaşlamayı öneriyor. Günümüzde hızlı tüketilen içerikler arasında bir görsele birkaç saniyeden fazla bakmayan, bir metni sonuna kadar okumakta zorlanan dijital çağ insanına karşı Pamuk başka bir dünyanın kapısını aralıyor. O dünyada bir tablo uzun uzun incelenebilir, bir cümle defalarca okunabilir ve tek bir ayrıntı sayfalar boyunca düşünmeye değer olabilir. Sanatın aceleye gelmeyeceğini hatırlatan sessiz ama güçlü bir çağrı bu.
***
Orhan Pamuk'un dilindeki en önemli özelliklerden biri ayrıntıya duyduğu saygıdır. Küçük ayrıntılar onun metinlerinde büyük anlamlara dönüşür. Bu yaklaşım "Kelimeler ve Resimler" boyunca da hissedilir. Bir ressamın fırça darbesine gösterdiği özeni, Pamuk cümlelerine gösterir. Belki de onu dünya çapında önemli bir romancı yapan özelliklerden biri tam olarak budur. Büyük fikirleri küçük ayrıntılar üzerinden anlatabilmesi.
***
Diğer yandan Pamuk'un edebiyatına yöneltilen eleştiriler de yıllardır varlığını sürdürüyor. Kimileri onun dilini ağır, anlatımını yavaş ya da fazlasıyla entelektüel buluyor. Ancak bu eleştiriler bile onun edebiyatta kurduğu özgün evreni değiştirmiyor.
"Kelimeler ve Resimler", bir sanat manifestosu yazma iddiası taşımıyor. Daha çok yıllardır yazan, düşünen ve resimle yaşayan bir romancının okuruyla yaptığı uzun bir sohbeti andırıyor. Sayfalar ilerledikçe insan yalnızca Orhan Pamuk'u değil, kendi okuma alışkanlıklarını da sorgulamaya başlıyor.
Belki de kitabın en büyük başarısı burada yatıyor. Okura hazır cevaplar vermiyor; yeni sorular sorduruyor.
İyi edebiyatın en önemli özelliği de budur zaten.
***
Belki de bu nedenle "Kelimeler ve Resimler", yalnızca edebiyat okurlarının değil, resimle, sinemayla, fotoğrafla ilgilenen herkesin başucunda durabilecek bir eser niteliği taşıyor. Kitabı bitirdiğinizde yalnızca Orhan Pamuk'u değil, kendinizi de okumaya başlıyorsunuz. Dünyaya gerçekten bakıp bakmadığınızı sorguluyorsunuz.
***
Kitaptan:
“Edebiyat tarihçileri romanlarda söylentilerin, hikâyeye hızla yeni unsurlar sokmak ve hikâyeye bir karşı ses yerleştirmek için kullanıldığını (mesela Dostoyevski’nin Cinler’inde olduğu gibi) hatırlatır bize. Bazan da Türk edebiyatında Latife Tekin’in ilk romanlarında yaptığı gibi ‘söylenti’ güçsüzlerin, iktidar sahiplerine direnmek için buldukları bir direnme usulüdür.Garcia Marquez’in romanlarında ise ‘söylenti’ yazarın gerçeküstücü abartma ve hayallerini kendi kurguları olarak değil de kahramanların inançlarının bir uzantısı gibi sunmaya ve böylece yarı fantastik, ‘büyülü’ gerçekçi dünyasını daha inandırıcı kılmaya yarar.”
***
“Örnek aldığınız ya da almakta olduğunuz kişi kim?
Lev Tolstoy. Romanlarının kumaşı en kaliteli olan yazar odur. Nasıl bu kadar iyi yazabiliyordu? Bu konuyu elli yıldır araştırıyor, düşünüyorum. Yetenek tabii ki en önemlisi. Zekâ da! Kendini başkaldırının yerine koyabilmek, başkalarıyla özdeşleştirebilmek için büyük bir istek, güç ve kabiliyet de var! Çok kültürlüdür Tolstoy; evinde muazzam bir kütüphane de vardı. Duyargaları her şeyi algılıyordu! Çok da çalıştı ve yazmaktan zevk aldı. Bir aristoktrattı ve parası vardı ve vaktini yalnızca sevdiği işlere verdi!”