Bir grup gençle buluştum, sohbet ettim, dinledim, içim burkuldu, düşündüm yine…
Gençler, sadece başlarını sokacak bir çatı değil, aslında kendi özgürlüklerini kurmak istiyorlar. Ama bugünün şartlarında gençlerin kendi başına ev alması mümkün değil.
Evlenince ise aile desteğiyle ancak bir ev alınabiliyor.
“Çok zorumuza gidiyor bu durum” diyorlar.
Aralarında birkaç iş yapan var.
Ama bütün bu çaba sadece geçinmek için.
***
Şimdi büyük bir reklamla anlatılıyor ya “ilk ev kredisi."
Böyle bir saçmalık olmaz.
Bir gençten, kazandığından daha fazlasını her ay ödeyerek ev sahibi olması bekleniyor.
Yani 50 bin kazanırken, her ay 76 bin TL "ilk evim kredisi" taksidi ödeyecek.
Ya da birkaç iş yapacak, o parayı kazanacak; yemeyecek, içmeyecek, giyinmeyecek, gezmeyecek, ev alacak.
Bu proje, ev hayali kuran gençlere değil, zaten geliri ve teminatı olanlar üst sınıfa hizmet ediyor.
Belki "yatırım" planlayan başkalarına...
"İlk Ev" değil, "Üst Sınıf Kredisi."
El insaf... Bir sosyal devlet projesi, hiç değilse taksit tutarını asgari ücretin altına çekmeyi hedeflemez mi?
***
Bu hikâye, özellikle Kıbrıs kökenli ailelerin çocukları için bir nebze "aile desteğiyle" çözülebiliyor. Peki ya Türkiye’den göç etmiş, yıllardır burada ter döken ailelerin çocukları? Onların çoğunlukla anne babaları da kirada. Ortada ne ipotek gösterecek bir arsa var ne de çocuklarına verebilecekleri bir konut desteği..
Bir yanda aileden kalma arazi veya mülkle bir şekilde hayata tutunabilenler, diğer yanda hiçbir "güvenlik ağı" olmayan göçmen ailelerin çocukları... Bu durum, toplumda mülksüzleşen yeni bir alt sınıf yaratıyor ki bu da barınma krizinin ötesinde sosyal kırılmalara yol açıyor.
***
Bir esnafla konuşuyorum.
Yirmi iki yıl önce gelmiş adaya.
“Evim yok” diyor.
Çocukları değil aslında kendisi ve tüm ailesi için “ilk ev” kredisine başvurmuş.
Bankaya yönlendirmişler.
Bankanın istediği tanıdık bir şart...
İpotek gösterecek mal ya da iki memur kefil.
Adam acı acı gülerek anlatıyor:
“İpoteği gösterecek malım olsa zaten krediye başvurmazdım. Siz bana iki memur kefil bulun.”
Aslında onun anlattığı yalnızca kendi hikâyesi değil.
Bankaya giden pek çok insan aynı duvara çarpıyor.
***
Bizim sistemimizde başka bir gariplik daha var...
Bankalar illaki "memur" kefil istiyor. Sanırsınız ki özel sektörde çalışan, üreten insan bu ülkenin vatandaşı değil.
Belki de bir ofis açılmalı:
“Kefil olmaya hazır memurlar ofisi…”
Çünkü başka kimsenin kefilliğini kabul eden yok.
Gerçeği söylemek gerekirse artık kimse kimseye kefil de olmuyor.
Ne kardeş kardeşe…
Ne akraba akrabaya…
İnsanlar neredeyse kendi gölgesine bile güvenmez hâlde.
***
Avrupa'da "mortgage" denilen, insanın ömründen çalmayan, gerçekten erişilebilir, uzun vadeli, düşük faizli finansman sistemleri var.
İhtiyaç bu!
Ama daha acısı...
Yeni siteler, apartmanlar, konutlar yükseliyor halen...
İnşaatlar durmuyor.
Onlara bakıyor gençler ve bu şartlarda ev sahibi olmayacaklarını hatırlıyor.
İnsanın içine en çok dokunan da bu oluyor.