KEDİNİN KUYRUĞUNDAKİ MAŞRAPPA VE DAVUL İLE TOKMAK

Sami Özuslu

Kıbrıs Türk siyaset literatürüne geçen kimi özlü deyişler vardır. 
Bunlardan biri Naci Talat’ın “Kedinin kuyruğuna maşrapa olmayız” sözüdür.
CTP’nin efsanevi Genel Sekreteri bunu özelde ‘AKEL-CTP ilişkileri’, genelde ise ‘Kıbrıslı Rum-Kıbrıslı Türk ilişkileri’ne dair tavrını anlatmak için söylemişti.
Uzun yıllar CTP’nin Genel Başkanlığı görevini yürüten ve bugün 14’üncü ölüm yıldönümünde anacağımız Özker Özgür ise “Davul bizim boynumuzda, tokmak başkasında olmaz” demişti.
Özker Hoca’nın anlatmak istediği, Türkiye yönetiminin Kıbrıslı Türkler’in her işine karışıyor olmasıydı.
Naci Talat ile Özker Özgür’ün bu iki özdeyişi, Kıbrıslı Türklerin yaşadığı gerçeği özetler niteliktedir.

*  *  *


Kıbrıs Türk Toplumu ve siyaseti bu iki cümlenin arasına sıkışmış durumdadır.
Ana siyasal akımlar bu çerçevenin içerisinde yer alır ve zaten gidilecek başka da alternatif yoktur.
Kıbrıslı Türkler Kuzey ile Güney, yani Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında sıkışmış, adet ‘tostun içindeki hellim’ gibidir.
Toplumun önemli bir kesimi ‘maşrappa’ olmayı da, ‘tokmağı başkasının eline vermeyi’ de kabul etmiyor, 
“Ne birine yama olurum, ne diğerine” diyor.
Toplumum büyük kısmı bunu söylüyor ama bizi ‘yama’ yapmak isteyenler de boş durmuyorlar.

***

Federal çözüm tam da bu yüzden Kıbrıslı Türkler için tek çıkış yoludur.
Bunu anlamak istemeyenler, kafası karışanlar, ideolojik saplantıları olanlar ve en fazla da ‘koltuk’ uğruna sessiz durmayı yeğleyenler aslında ‘maşrappa olmayı’ yahut ‘tokmağı ilelebet başkasına vermeyi’ öneriyorlar.
Yani ‘yama’lanmayı…
Topluma reva gördükleri budur.
Seçeneklerimiz bellidir.
Biri, KKTC’yi tanıtmak, yani bağımsız, tanınmış bir devlet olarak BM’ye girmek.
Mümkün müdür?
İmkan ve ihtimali var mıdır?
‘Vardır’ diyenler neden bunu gerçekleştirmek için girişim yapmıyorlar peki?
Diğerleri, yani ‘konfederasyon’ ya da ‘iki ayrı devlet’ seçenekleri de KKTC’nin tanınması seçeneğinden farklı değil. Laf cambazlarına bakmayın siz. Tümü de aynı kapıya çıkıyor çünkü. Zaten ‘tanınma’ olabilseydi, KKTC tanınırdı.
Başka?
Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönmek… ‘Haklarımıza sahip çıkmak’ ile ‘1960’ta kurulan devlete dönmek’ aynı değil. Siyaseten mümkün olmadığı gibi, pratikte de uygulanabilirliği yoktur.
Bir seçenek de ‘Türkiye’ye ilhak’ olmaktır, ki gidişat oraya doğrudur. Yani resmen de ‘yamalanmak’ üzeredir Kıbrıslı Türkler… Fiiliyatta zaten iş bitti sayılır. Tokmak da, davul da bizde değildir.

*  *  *

Herkes başını iki eline alıp iyice düşünmeli ve karar vermelidir.
Biz Kıbrıs’ta ne istiyoruz?
‘Kedinin kuyruğunda maşrapa’ olmak mı?
‘Davul omzunda olsa da, tokmağı başkasına vermek’ mi?
Yoksa bu toprakların ‘eşit ortak efendisi’ olabilmek mi?
Kıbrıs Türk siyasi hayatının iki önemli isminden bize miras kalan temel soru bu…
Saygı ve özlemle…