Kedicikler ve Kıbrıs meselesi!

Serhat İncirli

Çok sevdiğimiz bir arkadaşım dün bize uğrayacaktı… 
Uğradı!
Elinde üç yavru kedi!
“Yol kenarında buldum, ezilebilirlerdi” dedi… 
Bıraktı!

-*-*-

Üç yavru kedicik… 
İnsana alışık olmaları lazım… 

-*-*-

İlk başta biraz çekindiler ama sonra, köpeklerin küçük boy mamacıklarını koyduk, yediler; sularını da içtiler…

-*-*-

Sevdik, kucakladık… 
Birbirleri ile oynadılar falan… 

-*-*-

İnanılmaz pozitif enerji yayıyorlar ve bana kalsa, “tutalım” derim ama evde iki “Rum” var!

-*-*-

Şimdi, Rumlara “köpek” dediğim yargısına varmayın!

-*-*-

Irkçı Rumlar Türklere; “Şillo Turkko!” der!

-*-*-

Bunları hep duyarak büyüdük ya neyse!

-*-*-

Haaa biz de onlara söyledik tabii ki!
Onlar bizi kesti; annemiz geldi onları kesti!
İki taraf da birbirine vahşet uyguladı tabii ki!

-*-*-

Ama “geçmişte kim kime ne kadar kötülük yaptı”yı kenara bıraksak ve kediciklere baksak olmaz mı?

-*-*-

Meseleyi Kıbrıs konusuna da bağlamak ve belki bu üç küçük masgaracığa yuva buluruz maksadıyla
Yazmaya çalışıyorum… 

-*-*-

Köpeklerin “Rum” olduğunu sevgili Mehmet Yaşın bir şiirinde çok iyi anlatmıştı… 

-*-*-

Annesi (Ayeş Hocanım) kendisine bir gün demiş ki, “… köpekler Rum, kediler Türk’tür ve köpekler hep kedilere saldırıyor…”

-*-*-

Mehmet Yaşın’ın “Bizim Kedinin Masalı” adlı şiiri şöyle:

-*-*-

Düşünürdüm küçücük bir çocukken / Rum komşumuzun kedisi de / Rum mu diye.
Bir gün anneme sordum / meğer kediler Türk / köpekler Rum'muş / kediciklere köpekler saldırıyormuş.
Günler sonra bir gün / ne göreyim, / bizim kedi / doğurduğu yavruyu yedi.

-*-*-

Üç kediyi sokağa bırakacak değiliz; ölüme terk edemeyiz de birileri bulunur ve evlat edinirse, mutlu olacağız!

-*-*-

Çünkü evde boyları küçük de olsa, kedilere saldırmaya alışık iki köpek var!

-*-*-

Birkaç kez özellikle erkek köpeğimiz ki cinsi “bayağı karışık”tır; kedilere ciddi şiddet uygulamaktan sabıkalıdır!

-*-*-

“Cinsin bayağı karışık olması hali” de önemli bir konu!
Irkçılar bu konuyla çok uğraşıyor!
Neyse, girmeyelim o konuya!

-*-*-

Haaa, bizim iki köpeğin birkaç kez kediler tarafından kovalandıklarına da şahidiz ama yine de “bir arada yaşamaları” pek mümkün değil gibi duruyor!

-*-*-

Haaaa, annelerini ikna edersek, oğlan “tamam” derse, uygun şartları yaratır, köpekleri de alıştırırsak falan diyeceğim ama sanırım Kıbrıs meselesini çözmek daha kolay!
Ne kadar sevimli olurlarsa olsunlar o üç kedicik bizde kalamaz!

-*-*-

Sahi, ne oldu dün?

-*-*-

Guterres iki liderle de makamlarında ayrı ayrı görüştü…

-*-*-

“BM size çözüm empoze edemez, siz anlaşın” falan dedi!

-*-*-

Dedi demesine ama daha çok sanırım bugün netleşecek; aldığım hava bana diyor ki, “… önümüzdeki günlerde veya haftalarda, yeni bir müzakere süreci, yeni bir anlaşma taslağı” gündeme gelecek… Empoze değil ama “buyurun” denecek!

-*-*-

Guterres “iki toplum” dediydi, yok BM açıklamasında da “iki toplum” vardı; hayır hayır Erhürman “halk” dedi!

-*-*-

Galiba dün KKTC’nin en milliyetçi kanadından beş kardeşimiz “çözüm istemeyiz” mesajı veren bayraklı bir gösteri yaptı; kalabalıklar daha çok “çözümcü” durdu!

-*-*-

“İki ayrı eşit egemen devlet” işi imkansız!
Sanırım bu netleşti ve “anamız” da kabul etti!

-*-*-

Öteki iki seçenek daha anlaşılır; ya federasyon, ya statüko!

-*-*- 

Neyse, en azından üç kedicik hayatta… 
Şimdilik köpeklerden de koruyoruz, annelerinin onları yeme riskinden de!
Sanki Kıbrıslı Türklerden daha şanslılar!
Çünkü Kıbrıs’ta çözüm olmazsa, Mehmet Yaşın’ın şiirinin sonunu göreceğiz gibime geliyor… 

-*-*-

Toplum muyuz, halk mıyız, devlet miyiz?
Kedi olsaydık keşke!
Miyaaauuv!


Yarın öğleye doğru görüntü netleşecek!

Türkiye’nin ne düşündüğü, ne istediği, neyi kabul ettiği, neyi etmediği, ne alacağı çok önemli!

-*-*-

Kıbrıs gazetesinin dünkü ön sayfasına ve yine dünkü çok utanç verici cılız “protesto eylemciğine” bakarsanız, karşınıza, “çözüm istemeyen, Guterres’in gelmesinden huylanan” bir görüntü çıkar!

-*-*-

Ama sadece Kıbrıs gazetesi ve yedi – sekiz amcanın katıldığı eylemcikle koskoca Türkiye’yi değerlendirmek doğru olmaz!

-*-*-

Kıbrıs gazetesinin tavrı bana daha çok “patronunun tavrı” gibi geldi!
Adam haklı, olası bir çözümde, şimdiki kadar çok para kazanmayabilir!
Yani kişisel çıkarını düşünmekte haksız değil!

-*-*-

Haaa Kıbrıs gazetesinin patronunun “ırkçı” ya da şöyle söyleyelim, “Rum düşmanı” bir tavrı da olamaz çünkü annesi İstanbullu Rum… 

-*-*-

Neyse!
El - alemin özeline girmeye de gerek yok!

-*-*-

Guterres, her iki lidere “empoze çözüm olmaz” veya “BM size çözüm empoze etmeyecek” dese de; çözümü empoze haline dönüştürecek gelişmeler olabilir!

-*-*-

Yarın öğleye doğru atmosfer daha da netleşecek!

-*-*-

Bu akşam iki lider ve BM Genel Sekreteri yemek yemesi bekleniyor...
Genel Sekreter’in iki liderle kısa süreli de olsa baş başa görüştüğü de iddia edildi…

-*-*-

Yarın sabah 10.00’da üçü bir araya gelecek… 

-*-*-

Haaa bu arada Recep Tayyip Erdoğan’ın şüpheli sessizliği de beni çok ürkütüyor… 
Allah göstermesin sağlığında bir sorun varsa, Türkiye’yi değil Kıbrıs meselesi, süt şişelemesi konusunda bile belirsiz günler bekliyor olabilir!

-*-*-

Yeri gelmişken yazmakta fayda var; ne acıdır ki mevcut Türkiye, Erdoğan’sız günlere hiç de hazır görünmüyor!

Bu poz beni umutlandırdı… Bir fotoğraf bazen umutlanmaya yeter… Bence hem Guterres’in hem de Tufan Hocanın yüzlerindeki gülümsemede samimiyet, iyi niyet ve sıcaklık var…