KAYSERİ PAZARLIĞI…

Sinan Dirlik

Başbakan Davutoğlu’na göre “iyi bir Kayseri pazarlığı” yapılmış AB ile. Kayserililer “eşeği boyayıp yeniden sahibine satabilen”  uyanıklıkları ve ticari zekâlarıyla bilinirler.
Davutoğlu “Kayserili pazarlığından” söz ettiğine ve verdiği fotoğraflardan yansıyan yüzündeki geniş gülümsemeye bakılırsa hayli “kârlı” bir alışveriş yaptığını düşünüyor olmalı. Bu pazarlığın sonunda Erdoğan’ın “bir türlü vermiyorlar” diye yakındığı 3 Milyar Avro’nun üzerine bir 3 milyar Avro taahhüdü elde edilmiş. Bir de ne var? TC vatandaşlarının AB ülkelerinde vizesiz seyahat hakkı! Başbakan gülümsüyor. Çünkü Eylül’de tanınması gereken vizesiz seyahat hakkı Haziran’a çekilmiş…
Aslında bu Kayseri pazarlığında masada paranın kendisi yok henüz. Eğer AB ülkelerinin tamamı onay verir ve parayı denkleştirirlerse gelecek 3 + 3 milyar Avro.
AB ülkelerinde vizesiz seyahat hakkının da kendisi yok aslında… Eğer Mayıs ayına kadar (sadece 1 buçuk ay var) AB müktesebatının gerektirdiği 78 (yazıyla yetmişsekiz) yasa değişikliği gerçekleştirilebilirse AB vizesiz seyahat hakkını tartışmaya alabilecek. Ve tabii tüm AB üyeleri yeşil ışık yakıp, olumlu oy verirlerse TC yurttaşları Avrupa’da serbest dolaşım hakkı elde edebilecekler.
Nasıl “peşin” pazarlık değil mi? Başbakan’ın “peşin parayı görünce gülümseyen Kayserili” gibi fotoğraf vermesi bundan!
AB masaya vaatler sürüyor. Peki ya TC Başbakanı?
TC Başbakanının ne vereceği, anlaşmanın pek de konuşulmayan maddelerinde saklı:
Türkiye, kendi üzerinden Avrupa’ya kaçmayı başarabilmiş sığınmacılardan geri alacağı her 1 kişi için, Türkiye’deki 1 Suriyeliyi Avrupa ülkelerine gönderecek! “Kardeşim Esad” dan 5 yıl içerisinde “Diktatör Esed” e çark edip Suriye’nin kan gölüne dönmesine ve 3 milyonu Türkiye’de olmak üzere 10 milyonu aşkın Suriyelinin ülkelerini terk etmek zorunda kalmasına neden olan bir iktidarın Başbakanı için masaya sürülecek “en ucuz mal” sığınmacı kellesi! Türkiye, iç savaşa sürüklenmesine çanak tuttuğu Suriye’den kaçanları AB ile pazarlık masasına sürerek kârına kâr eklemek derdinde. İşin “Kayseri pazarlığına” dönmesindeki sihir ve keramet tam da bu!
Karıştırıp ateşe ver komşunun evini. Yangından kaçanlar sana sığındığında işin uluslar arası normlara uygun kurallarını işletip “mülteci” statüsü vermek yerine iğreti “geçici koruma” statüsü ver. Bu uyduruk statüyle Türkiye’de sığınmacı kamplarına tıkışmakla sokaklarda sersefil dilenmek arasına sıkışmaktansa Avrupa kapılarına yığılarak çare arayan Suriyelileri AB karşısında koza çevir. AB’nin “kâğıt üzerindeki vaatlerini” iç politikada “diplomasi zaferi” olarak pompala. Bir taşla kuş katliamı!
Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Karun kadar zengin ve Müslüman 4 ülkenin neden tek bir tane bile Suriyeli sığınmacı kabul etmediği sorusunu bir yana bırakırsak… Durum aslında Erdoğan’ın ekranlara çıkıp her fırsatta Türkiye’nin 3 milyona yakın Suriyeli “sığınmacıyı” ağırladığı halde, “zengin Avrupa’nın” sadece üç beş bin kişiyi kabul etmesini eleştirmesinden çok daha karmaşık. Evet Türkiye 3 milyona yakın Suriyeliyi kabul etti fakat BM tarafından, başka bir ülkeye sığınanların temel haklarını güvence altına alan “mülteci statüsünü” vermeyi reddetti. 
Bianet’te Nilay Vardar’ın haberi durumu çok daha kolay anlamamıza yardımcı olabilir:
“Türkiye Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi’ni 1961 tarihinde onayladı. 1967 yılında Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Protokol’ü de onayladı. Ancak Cenevre Sözleşmesi ile düzenlenen coğrafi sınırlama ilkesini sürdürmeyi seçti. Türkiye’de bu kavramlar 2014 tarihli, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda düzenlenmiş durumda. Yani Türkiye Avrupa dışından gelenleri mülteci olarak kabul etmiyor. Avrupa dışından gelenlerin üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mülteci statüsünde geçici olarak Türkiye’de kalmasına izin veriliyor.
Uluslararası koruma arayan yabancılar Türkiye’ye adım attığında mülteci veya şartlı mülteci statülerini almak için başvuruyor. Bu kişilerin statüsü verilene kadar kendilerine “uluslararası koruma başvuru sahibi” deniyor. Türkiye hukuk sisteminde sığınmacı kavramı yok.
Türkiye’deki Suriyeliler “geçici koruma” statüsünde. Geçici koruma, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan korumayı ifade ediyor.
6458 sayılı kanun kapsamında yayınlanan Geçici Koruma Yönetmeliğine göre; Suriye’den Türkiye’ye gelen yaklaşık 2 milyon kayıtlı kişinin statüsü “Geçici Koruma”dır ve bireysel prosedür olan şartlı mülteci statüsü için başvuru yapamazlar.” (Bianet, 8 Eylül 2015)
Türkiye’de durumu pek az insanın sorgulamasından yararlanarak ekranlarda Avrupa’ya ve dünyaya “insanlık dersi” verenler aslında gerçekleri çarpıtıyorlar. 3 milyon Suriyeli, ellerine tutuşturulan ve aslında hiçbir işe yaramayan “geçici koruma kimlikleriyle” Türkiye’de sefil olmaktansa çareyi Ege’nin karanlık sularına açılıp ölüm pahasına Avrupa kapılarını zorlamakta buluyorlar.
Türkiye, Suriyeli sığınmacılara uluslar arası geçerliliği olan “mülteci” veya “göçmen” statüsü vermeyi reddettiği, bu arada en temel ihtiyaçlarını sağlamayı da beceremediği için kendilerini Ege’nin karanlık sularına bırakıyor bu insanlar. Avrupa’nın “sık eleyip dokumasındaki” temel neden de bu zaten. Avrupa ülkeleri, resmen kabul edecekleri her mültecinin Türkiye tarafından sağlanmayan en temel haklarını sağlamakla yükümlü olduklarını biliyor, bu nedenle de “ince eleyip sık dokuyorlar”. Ha, buna Avrupa’nın klasik ikiyüzlülüğünü eklememek olur mu? Tabii ki olmaz. Avrupa her zaman olduğu gibi “işine geleni, işine geldiği gibi yapmayı” marifet biliyor. Ama pardon, madem Türkiye Başbakanı için bu bir Kayseri pazarlığı, masanın iki tarafında oturanların bu “iyi pazarlıkta” kendi çıkarlarını gözetmelerinden doğal ne olabilir ki?
Türkiye kamuoyuna 6 milyar Avro ve vizesiz seyahat beklentisini pazarlayıp, Avrupa’ya sığınmacı kellesi satmak! AKP iktidarını gevrek gevrek güldüren Kayseri pazarlığındaki alacak-verecek hesabı kabaca bundan ibaret…