Kayıtsız “kayıplar”ın dramı… - 8 –

Sevgül Uludağ

Türkiye’den gelen yardımlarının adaletsiz dağıtımına itiraz etmek, hayatına mal olan Salih Mustafa, geride bir eş ve iki evlat bıraktı… “Kayıplar” listesine konmadı çünkü kaldığı garnizonda öldürülüp kuyuya atıldığı anlatılıyor…

“Kayıtsız kayıp” Salih Mustafa’yla ilgili olarak Leymosun’da dönemin Tahkikat Amiri Kenan İnatçı ve Salih Mustafa’nın yakın akrabası Hasan Uluel’le yaptığımız röportajın son bölümü şöyle:

 

HASAN ULUEL: Ama çok acı çocukların evde babasız büyümesi… Hatırlarım bu çocuklar askere alınacağı zaman ikisi da ağladı, “Öldürecekler bizi” diye… Psikolojik olarak o tedirginlik kaldıydı çocuklara… Bu geçmişten gelen korkuya rağmen gidip askerliklerini yaptılar bu çocuklar.

KENAN İNATÇI: Tek “suç unsuru” bulundu, silahıyla mevzisini terk edip gitmesi. Ha eğer bu kaçmasa, vurulacaktı. Zaten arkadaşı dedi “Kaç” dedi…

HASAN ULUEL: Arkadaşı “Beni görevlendirdiler seni vurmam için” dedi.

KENAN İNATÇI: İfadesinde var bu… Ve ben ne yazdıysam gazetede, onları bul, orada da var…

 

SORU: Arkadaşı şu görevlendirildiydi kendini vursun, o hayatta mıdır?

HASAN ULUEL: Hiçbir şey bilmem bu konuda… Belki o ifadelerde, ismini da bulabilirsiniz.

 

KENAN İNATÇI: İfadelerde var…

 

SORU: Hayattaysa belki onunla da konuşabiliriz…

KENAN İNATÇI: Komutan zannederim öldü… Köy komutanı yani…

HASAN ULUEL: Efdal Bey Sancaktar idi…

KENAN İNATÇI: Efdal Bey Sancaktar’dı, “Emsal teşkil etmemek için” düşünecekti. Ama kararını anlatmadı… Düşünecekti… Ondan sonrasını bilmem…

 

SORU: Osman Talat polis idi İngiliz devrinde. 

KENAN İNATÇI: Royal Airforce’ta

 

SORU: O nasıl biriydi?

KENAN İNATÇI: İyi insandı o da, “Teşkilat”ta da çok hizmeti vardı…

 

SORU: Onun kavgası neydi?

KENAN İNATÇI: Onun kavgasının ne olduğunu bilmem ancak…

 

SORU: Söylenti?

KENAN İNATÇI: Söylentiyi da bilmem… Gene benim başka bir arkadaşımın bana anlattığına göre, bir çok insanımız haksız yere gümbürtüye gitti dedi, onlardan birisi da bu Osman Talat idi… Ama olayı bana anlatmadı. Nasıl anlattı? Oturttular kendini sandalyeye ve boğma, boğarak… Onu söyledi bana, yalandır, doğrudur bilemem. Ama diğer teferruatına inmedim. Ben da sormazdım zaten yani… Şimdi biri bana arkadaşlık adına bir şey anlattığında ben derinliğine inmezdim. Yalnız nedir? Kendi haliyle ne söylersa doğrular onlardır. Eğer ararsan sen sorgulayasın kendini, ya kaçamaklı gelecek, yahut da yanlışa başvuracak. Bunları bildiğim için, hiçbir zaman bana olayı anlatan insana soru sormam… Soru sormam yani… O arkadaşım bana 74’ten sonra anlattı Salih Mustafa’nın durumunu, soru sormadım… Ya kimlerdir falan, sormadım.

Salih Mustafa’yı aldık garnizonun içinde bir hücre vardı, hücreye koyduk kendini ancak ben durumunu görünca ki iyi niyetliydi ve temiz insandı ve bir mecburiyet tahtında, can havliyle yaptığı için toleranslı davranırdım. Hatta ben, bunu da söyleyeyim, can havliyle yaptığı için toleranslı davranırdım. Toleranslı davranırdım, hatta ben bunu da söyleyeyim: Okuma-yazması yoktu da koydum inzibatları ve öğrettiler kendine alfabeyi… Ve adını yazmasını öğrendi… Sevinirdi… “Senin gibi adam yoktur” der bana… “Bana iyi muamele ettin, inşallah kurtulurum da ben da sana insanlığımı gösteririm” dediydi… Dedim, “Boşver… Ben kendi vazifemi yaparım” dedim. “Diğer karara ben karışamam…” Oturur konuşurduk, sohbet yapardık. Hiçbir zaman da hapishanede, tek bir kişi dahi tokat vurmadı adama… Ne işkence, ne bir şey. Ben aldığım için tahkikatı, ben karşıydım – genelde karşıydım yani… İşkenceye ben karşıydım…


15 Ocak 2014 tarihinde Kayıplar Komitesi yetkilileri Kallis ve Murat Soysal'a garnizonu ve bu bölgede bulunan yeraltı tünelinin girişini göstermiş ve şimdi bu bölgede yaşayanlardan da bilgi almıştık.... Bölgede yaşayanlar garnizonun tuvalet kuyusunun nerede olduğunu da bize göstermişti... Ancak Salih Mustafa "kayıtsız kayıp" olduğu için bu çabalarımız bir sonuç vermemiş ve komite tuvalet kuyusunu kazarak bu olası gömü yerinde Salih Mustafa'nın kalıntılarının olup olmadığına bakmamıştı.


Hatta bir gece, benim bilgim dışında, Denizer isimli biri vardı, şöför okulu… Onu aldılar ve işkence yaptılar ve öğreninca ben, gittim aldım. Dedim arkadaşa “Nedir be yaptığınız?”

“Emir” dedi.

“Ben böyle emri tanımam” dedim. “Biz mecburuk tahkikat edelim, suçluysa biz tesbit edeceğiz, öyle dayak zoruynan değil…”

Ben oldum olası – polisliğimde da – dayağa karşıyım.

Salih Mustafa polise verilmediydi, askerdeydi, askerin tutuklu evinde…

 

SORU: Mücahit yani…

KENAN İNATÇI: Mücahit ordusuna bağlı karargahtı, Sancaktarlığa bağlıydı. Ve bütün askeri tahkikatlar garnizonda yapılırdı.

Tabii varıdı başka arkadaşlar da subay, gene polis olarak. Ama bunun meselesini doğrudan ben tahkikat amiri olduğum için, doğrudan ben yürüttüm. Zaten ben temiz gördüğüm insanın tahkikatını alırdım ki kurtarayım kendini kötü durumdan.

Mesela bu tahkikatlarımın içinde – biraz daha sohbet edelim – itfaiye polis subayı vardı Hasan Efendi… Onu da itham ettilerdi güya Rumlar’a bilgi verir… Bana getirdi - Sancaktar, garnizon komutanına. Sancaktar üstteydi ama garnizon komutanı da yardımcısıydı. Dedi bana “Al, bu tahkikatı yürüt…”

Ben da dedim ki “Ben bu subayın tahkikatını yapamam… Ben polis teşkilatında “er”im, benim yetkim yoktur bir subayın aleyhine tahkikat yapayım…”

O zaman ben bunu söyleyinca, Hasan Efendi da – Allah rahmet eylesin itfaiye müdürü olarak – Hasan Efendi da, “Be oğlum” dedi, “madem böyle dürüstsün, kabul et, yap benim tahkikatımı…”

Ve Hasan Efendi’nin isteği üzerine, kabul ettim tahkikatını ve itham edildiği gibi Rumlar’a bilgi aktarırmışıdı da, para alırdı, böyle bir şey çıkmadı…

Yalnız Hasan Efendi’nin yanlış hatırlamıyorsam eğer, Suriye’ye evlenmiş kızkardeşi vardı. Ve ne zaman ki olaylar başladı, kızkardeşi buna para yolladı, maaşının dışında. Ve Hasan Efendi da gayet efendi, temiz giyinen bir insandı ve göze battı onun kıyafeti ve o günlerde da galiba gazocağıydı, mazocağıydı yeni aldıydı ve nerede bulmuş parayı, az maaşı var…

Ben tahkikat ettiğimde bunu buldum. Ve buldum adamı da, kızkardeşinden para gelmiş yahu… Ve böylelikle Hasan Efendi’yi kurtardım.

Ha ben gördüğümde da ki hakikatten yüzde yüz suçludur adam, sorumluluğu – vicdan azabı çekmemek için – başka arkadaşa verirdim.  Anlatacak çok olaylar var… Bir komutanın bir ilişkisi var bir kadınla. Mücahit da genç, ilişki kurar kadınla. Ne için o genç mücahit gider o kadına? Kalkar onu “casus” olarak bildirir ve ben tahkikatımı yapınca, suçlu bulundu, Komutan’ı buldu… Kendi gider huvardalık yapar da genç adam, evli başlı, genç adam yaptıysa “hain” mi oldu? Daha derin, buna benzer çoook şeyler vardır.

Yani çok olaylarımız varıdı ki haksız yere çoğu harcandı.

Talihliydi onlar ki benim elime düşerdi…

 

HASAN ULUEL: Salih Mustafa 24 yaşında hayatını yaşamadan gitti…

 

KENAN İNATÇI: Temiz insandı, çok saf insandı yahu… Yalnız işte, konuştuğunda nere varacağını kestiremezdi… Demeynan komutana “Gelir yardımlar, ahbaplarına verin da fakir fukaraya vermen”, suç muydu?

Öyle olaylarla karşılaştım ben, çok şükür her zaman toplumsal barıştan yana mücadele verdim ben… Hiçbir zaman hissi davranmadım... Ne da Sancaktar’ın verdiği direk emirleri uygulamaya kalktım haksızsa…

Mesela bir olay oldu ki bunu gene basında yazdım…

Kısa yoldan gidelim: Sancaktar, Ramadan Cemil’i harcamak ister… Sancaktar dedi bana “Üstten derler ki Ramadan Cemil aleyhine dosya tanzim etti, casusluk… Alalım hadi elimize…”

Ben Sancaktar’a karşı çıktım. Daha derine inmeyelim, yazdıydım bunu gazetede, dava da açtılardı bana… Olay da neyidi? Sancaktar’la şahsi bir meseleleri vardı, Ramadan Cemil’i aradan sıyırmak ve hep yetki ona kalsın… Böyle olayları da yaşadık…

Ben dedim ki 1975’ten sonra, bu olaylar toplumu gerçekten içten vuran olaylardı, huzursuzdu, dedim kaleme alayım ki hiç olmazsa 1975’ten sonra daha iyi idari sisteme gidelim. Çünkü ben nüfus aktarmasında da bulundum… Söyleyecek çok şey var ama şimdi ne söylesek, geçti artık. Bugünden sonra bakalım, yaşam tarzımızı iyiye bağlayalım…

 

OKUYUCULARIMA NOT: Yıllık iznimin bir bölümünü kullanacağımdan dolayı bir haftalığına yazılarıma ara veriyorum... Haftaya bu sayfalarda yeniden buluşacağız...