Kayıplar Komitesi’nin kimliklendirme süreci devam ediyor…

Sevgül Uludağ

Kayıplar Komitesi’nin kazı ekiplerince yürütülen kazılarda bulunan bazı Kıbrıslıtürkler’den geride kalanların kimliklendirildiği öğrenildi. Buna göre Trulli’de (Strullo) bir kuyuda bulunan kalıntılar kimliklendirildi ve bunun Reşat Ahmet olduğu belirlendi. Atılar’da (Aloda) ise yürütülmüş olan kazılarda bulunanlardan sekiz kişi kimliklendirilmiş bulunuyor ve bunlar arasında henüz 16 aylık bir bebek de var. Atlılar’da 1974’te EOKA-B’ci bazı Kıbrıslırumlar tarafından toplu katliama maruz kalarak bir toplu mezara gömülmüş olan Kıbrıslıtürkler’in kimliklendirme süreci Kayıplar Komitesi tarafından yürütülmeye devam ediyor… 

REŞAT AHMET’İN CENAZESİ NİSAN’DA… 

Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi Psikoloğu Sülün Asafhan’dan aldığımız bilgilere göre, kimliklendirme süreçleri devam ederken, Reşat Ahmet’in cenaze töreni Nisan ayında ailenin belirlemiş olduğu bir tarihte Lefkoşa Ortaköy Mezarlığı içerisindeki Lefkoşa Şehitliği’nde yapılacak. Atlılar'dan kimliklendirilme yapılmış olan Kıbrıslıtürkler’in aileleri ise, diğer aile bireylerinin de kimliklendirilmesini bekleyecekler… 

16 AYLIK BİR BEBEK… 

Atlılar’da (Aloda) Ağustos 1974’te EOKA-B’ci Kıbrıslırumlar tarafından öldürülerek bir toplu mezara gömülen ve yıllar sonra Kayıplar Komitesi kazılarında kalıntıları bulunanlar arasında şu ana kadar kimliklendirilmiş olan sekiz Kıbrıslıtürk’ün isimleri ve yaşları ise şöyle: 
***  Gürhan Ali Çerkez – 12 yaşında
***  Hasan Karahüseyin – 73 yaşında ve Şifa Hasan Karahüseyin –  - 65 yaşında. (Hasan Karahüseyin ve Şifa Karahüseyin, karı-kocaydı.)
***  Betül Arnavut – 16 aylık bebek.
***  Ayşe Hasan –56 yaşında, Narin Hasan –– 16 yaşında, Kıymet Hasan – 22 yaşında (Anne ve iki kızı). 
***  Rahme Cemal – 57 yaşında.
Gerek Reşat Ahmet’in, gerekse Atlılar’da bir toplu mezarda bulunarak kimliklendirilen Kıbrıslıtürkler’in ailelerinin acılarını paylaşıyoruz… 
Hatırlanacağı gibi, Kıbrıs’ta sivillere, kadınlara ve çocuklara yönelik en büyük ve en korkunç katliam olarak kayda geçen Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamını EOKA-B’ci bazı Kıbrıslırumlar, 14 Ağustos 1974’te gerçekleştirmiş ve toplam 126 kadın, çocuk ve yaşlı insanı öldürerek Muratağa ve Atlılar’da iki farklı toplu mezara gömmüşlerdi… 

TRULLİ’DE (STRULLO) KUYUDA BULUNANLAR… 

Trulli’de çok değerli bir okurumuz ve kendisi de bir kayıp yakını olan Ksenis Hallumas’ın çok değerli katkıları ve rahmetlik Kallis’in de Kayıplar Komitesi’ne vermiş olduğu bilgileri konfirme etmesi, bir Kıbrıslırum şahidin kendisine göstermiş olduğu kuyuyu, Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermesi sonucu komitenin kuyuda yaptığı kazıda dört “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlar bulunmuş, üçü kimliklendirilerek defin için ailelerine verilmiş ve cenaze törenleri yapılmıştı. Kuyuda kalıntıları bulunan dördüncü Kıbrıslıtürk’ün ise Reşat Ahmet olduğu yapılan DNA testleri sonucu kesinleşmiş bulunuyor. Reşat Ahmet’in ve aynı araçta bulunan diğer iki Kıbrıslıtürk’ün aileleriyle, Şener Elcil’in katkılarıyla röportajlar yapmış ve bu sayfalarda yayımlamıştık. 

12 Aralık 2022’den başlayarak bu sayfalarda 15 Aralık 2022’ye kadar dört gün boyunca, Reşat Ahmet’in taksisiyle Larnaka’ya giderken Amerikan Akademisi önünde Kıbrılsırum faşist bir grup tarafından kaçırılan üç Kıbrıslıtürk’ün hikayesini ayrıntılı biçimde yayınlamıştık. 

“Kayıp” Reşat Ahmet’in yakınları Şener Elcil, Erbay Elcil, Ahmet Bengihan ve “kayıp” Fuat Niyazi’nin kardeşi Kemal Niyazi Eserol’la röportajımızın 2022’de YENİDÜZEN’de bu sayfalarda yayınlanmasından birkaç yıl sonra ne yazık ki Ahmet Bengihan ve Kemal Niyazi Eserol’u kaybettik… 

Yine Şener Elcil’in çok değerli yardımlarıyla Eşref Salih’in akrabalarından Şenel Zeybekoğlu’yla temasa geçmiş ve o da bize “kayıp” edilmiş olan Eşref Salih’in öyküsünü anlatmış, bunu da bu sayfalarda yayınlamıştık… Yine Reşat Ahmet’in yakın akrabası, daha önce Kayıplar Komitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmış olan Ünsal Özbilenler’le de geniş bir röportaj yaparak, ailesindeki kayıplar hakkında verdiği ayrıntılı bilgileri bu sayfalarda Şubat 2023’te yayınlamıştık. Ünsal Özbilenler birkaç yıl süreyle Kayıplar Komitesi’nde görev yapmıştı... Yüreği kanayan bir insandı... Çünkü hem dayısı Nevzat Hüseyin, hem de büyük dayısı Reşat Ahmet “kayıp” edilmişti... Her ikisi de 1964 yılında kayıp edilmişti... 

TAKSİYLE KAÇIRILMIŞLARDI…

12 Aralık 2022’de bu sayfalarda konuyla ilgili olarak şöyle yazmıştık: 

“12 Mayıs 1964’te, Larnaka Amerikan Akademisi önünden kaçırılarak “kayıp” edilen bazı Kıbrıslıtürkler’in yakınlarıyla konuştuk, Kalavason ve Tatlısu “kayıpları”nın öykülerini kaleme almaya çalıştık...Aslında bu öykülere ilişkin girişim, değerli arkadaşımız, emektar sendikacı, KTÖS eski Genel Sekreteri Şener Elcil’den geldi...

Bana bir mesaj göndererek, Strullo’da (Trulli) geçtiğimiz aylarda kalıntılarına ulaşılan bazı “kayıp” Kıbrıslıtürkler’den birisinin halasının eşi yani eniştesi olabileceğini belirtiyordu mesajında... Bu olasılığı aileye yeğenleri söylemişti... Yeğenleri Ünsal Özbilenler’in büyük dayısı, Şener Elcil’in halasının kocası, “kayıp” Reşat Ahmet’ti... Ünsal Özbilenler arkadaşımız, bir süre Kayıplar Komitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmıştı ancak ondan önce de, ondan sonra da, gerek büyük dayısı “kayıp” Reşat Ahmet, gerekse “kayıp” edilmiş olan dayısı Nevzat Hüseyin ve tabii diğer “kayıplar” için çaba harcamış ve çaba harcamaya devam etmekteydi...

Şener Elcil bana mesaj attığı zaman yurtdışındaydı, döndüğü zaman buluşup konuşmayı kararlaştırdık. Şener Elcil, daha iyisini yaptı ve “kayıp” eniştesi Reşat Ahmet’e ilişkin daha fazla şey hatırlayan abisi Erbay Elcil’in yanısıra yine Reşat Ahmet’in yakını Ahmet Bengihan’ı (Reşat Ahmet, Ahmet Bengihan’ın dayısıydı) ve aynı araçta “kayıp” edilmiş olan Fuat Niyazi’nin kardeşi Kemal Niyazi Eserol’un da röportaj için Lefkoşa’ya gelmelerini sağladı... Böylece KTÖS binasında bir odada oturup Kalavason’u, Tatlısu’yu, bu köylerin “kayıpları”nı, ailelerin neler bildiğini, neler öğrendiğini konuştuk...

12 Mayıs 1964’te Larnaka Amerikan Akademisi önünde durdurulan Consul marka ve TAM189 plakalı taksinin içerisinde üç kişi vardı: Taksi şöförü Reşat Ahmet, takside yolcu olarak bulunan Fuat Niyazi ve Eşref Salih...Larnakalı Kıbrıslırum ünlü faşist G. ve ekibi durdurmuştu bu taksiyi, öğrendiğimiz kadarıyla... 11 Mayıs 1964’te, Mağusa Suriçi’ne girmeye kalkışan ve öldürülen Kıbrıslırum Lefkoşa Polis Komutanı Pandelidis’in oğlu ve iki Yunan subayına karşılık, Kıbrıslırum faşist güçler “intikam”a girişmişti – gerek 11 Mayıs, gerekse 12, 13, 14 Mayıs ve izleyen günlerde, yolda sokakta ellerine geçirebildikleri masum Kıbrıslıtürkler’i toplayarak öldürmeye ve onları “kayıp” etmeye girişmişlerdi... Reşat Ahmet’in taksisi de bu nedenle durdurulmuş, içindekiler alınarak “kayıp” edilmişti...

Geçtiğimiz aylarda Strullo yani Trulli’de Kayıplar Komitesi yetkililerine yıllar önce bir şahit tarafından gösterilmiş olan kuyuyu, ikinci kez bu defa bir “kayıp” yakını olan Ksenis Halluma göstermişti – çok değerli arkadaşımız Ksenis Halluma’nın babası ve amcası, 1974’te Tremeşe dışında bazı Kıbrıslıtürkler tarafından öldürülerek “kayıp” edilmişti ve bugüne kadar onların gömü yeri Kayıplar Komitesi tarafından bulunamadı. Ama babası ve amcasının “kayıp” edilmiş olmasına karşın Ksenis Halluma, hem Kıbrıslıtürk, hem de Kıbrıslırum “kayıplar”ın gömü yerlerinin bulunması için yıllardır gönüllü olarak, hiçbir karşılık beklemeksizin, son derece insani biçimde yardımcı oluyor bize ve Kayıplar Komitesi yetkililerine...

Nitekim Ksenis Halluma, Strullo’daki (Trulli) kuyuya üç “kayıp” Kıbrıslıtürk’ün öldürülerek atıldığını bir görgü şahidinden duymuş ve bu konunun üstüne giderek kuyunun yerini öğrenmiş, bu yeri Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermişti...  Bu kuyuda yürütülen kazılarda üç değil dört “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlara ulaştı Kayıplar Komitesi kazı ekibi ve kazı tamamlandı...”
(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler… Sevgül Uludağ – 12.12.2022).

MUSTAFA MULLA HÜSEYİN…

Yine aynı kuyuda kalıntıları bulunan Mustafa Mulla Hüseyin’in öyküsünü de bu sayfalarda kaleme almıştık. O, takside bulunan üç Kıbrıslıtürk’ten daha önce, başka bir yerden alınarak “kayıp” edilmişti bazı Kıbrıslırumlar tarafından. Strullo’daki (Trulli) kuyuya ilk atılan o olmuştu. Ardından 12 Mayıs 1964’te Amerikan Akademisi önünden bir grup Kıbrıslırum faşist tarafından kaçırılan üç Kıbrıslıtürk öldürülerek aynı kuyuya atılmıştı…

(Kayıplar Komitesi yetkilileri, Trulli'deki kuyu kazısını ziyaretlerinde...)

Mustafa Mulla Hüseyin’in kalıntıları DNA testleriyle kimliklendirildikten sonra defin için ailesine verilmiş ve biz de cenaze törenine ve Kayıplar Komitesi yetkilileriyle birlikte cenaze ardından ailesine yapılan ziyarete katılmıştık… 24 Kasım 2023’te Mustafa Mulla Hüseyin’le ilgili olarak bu sayfalarda özetle şöyle yazmıştık: 

“Geçen yıl iyi kalpli bir Kıbrıslırum kayıp yakınının göstermiş olduğu Trulli’deki bir kuyuda yürütülen kazılarda bulunan dört “kayıp”tan geride kalanların kimliklendirilmeye başlandığı ve 63 “kaybı” Mustafa Mulla Hüseyin’in DNA testleriyle Kayıplar Komitesi tarafından kimliklendirildiği öğrenildi.
Konuyla ilgili olarak Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi’nden Psikolog Sülün Asafhan’dan elde ettiğimiz bilgilere göre, 63 “kaybı” Mustafa Mulla Hüseyin için 1 Aralık 2023 Cuma günü saat 10.00’da Mağusa’da Canbulat Şehitliği’nde ailesi ve devlet tarafından askeri cenaze töreni yapılacak ve 63’te Larnaka’dan “kayıp” edilmiş olan Mustafa Mulla Hüseyin’den geride kalanlar tam 60 sene sonra Mağusa’da toprağa verilecek...”

ASLEN SİLİGULU’YDU

“Mustafa Mulla Hüseyin, “kayıp” edildiği zaman henüz 27 yaşındaydı... Aslen Siligulu olan Mustafa Mulla Hüseyin, Muttayaga’dan (Mutluyaka) Habibe hanımla evliydi ve iki küçük oğlu vardı. Oğlularından biri henüz üç yaşındaki Hüseyin ve henüz 11 aylık Salih’ti... Oğlu Hüseyin bugün ne yazık ki hayatta değil, 2009 yılında bir kalp krizi sonucu vefat etmiş, bu yüzden babasının defnedildiğini göremeyecek... “Kayıp” Mustafa Mulla Hüseyin’in cenaze töreninde oğlu Salih Altunel ile sevgili eşi, 85 yaşındaki Habibe Altunel ve sevdikleri ile yetkililer hazır bulunacak.” 

MAZOT ALMAYA GİTMİŞTİ...

“Mustafa Mulla Hüseyin’in oğlu Salih Altunel’le dün telefoniyen görüştük... Bize özetle şöyle dedi:
“Abim Hüseyin sağlık nedenlerinden ötürü, bir kalp krizi sonucu 2009 yılında vefat etti. Annem Habibe Hanım, Mutluyaka’da yaşamaktadır, 85 yaşındadır... Babam aslen Siligulu idi ama Polemidya’da yaşarlardı. Sonra annemle evlendi. Annem Mutluyakalı’dır, annemle babam evlenince Mutluyaka’da yaşamaya başlamışlardı. Tabii ancak beş sene falan yaşadılar Mutluyaka’da çünkü 1963’te babam “kayıp” edildi...

Babam 27 Aralık 1963’te “kayıp” edildiydi. Bildiğim kadarıyla Orhan Hasan Kahya akrabamızdı, benzin istasyonları vardı, bu akrabamız için İskele’den (Larnaka) mazot almaya gittiydi, bu akrabamıza iyilik yapmak için gittiydi mazot almaya... Yolda benzin tankerinden alınarak “kayıp” edildi. Babam aslında Ağrotur İngiliz Üsleri’nde çalışmaktaydı...”

"Kayıp yakını Hallumas, Kayıplar Komitesi'ne kuyunun yerini göstermiş ve kazıyı takip etmişti..."

“AİLE YARDIMIYLA AYAKTA KALDIK...”

“Babası “kayıp” edildiği zaman henüz 11 aylık bir bebek olan Salih Altunel, babasını hatırlamadığını, babası “kayıp” edildiğinde henüz çok küçük olduğunu, abisinin de 3 yaşında olduğunu anlattı bize... “Babanız kayıp edildikten sonra nasıl hayatta kaldı anneniz? Sizi nasıl besleyip büyüttü?” şeklindeki sorumuza da, “Ailemiz yardım etti, dedem, nenem yardım etti. 1974’te kuzeye geçtikten sonra anneme bir şehit maaşı bağlandı ama bu şehit maaşı da abim Hüseyin’in tedavisine giderdi. Abim Hüseyin, 14 yaşında fıtık ameliyatı olduydu, o dönem Dr. Halim onu canlı canlı fıtık ameliyatı ettiydi, neden böyle yaptıydı bilmem. Abime korkudan şeker geldiydi. Şekerin ardından sağlığı kötüleşmeye, kalp sorunları çıkmaya başladıydı. Kalp krizi sonucu 2009’da abimi kaybettik... Annem de çok yaşlıdır, gözleri az görür... Ben babamı her zaman aradım... 10 aylık olduğum için babalığı hiç tatmadık...
Sıkı günümüzde biri olmadı... Dayımızı gördük baba diye, Ali dayım da rahmetlik oldu... Biz Ali dayımın yanında büyüdük. İyi bir aileydi ailemiz, herşeyimize koştururlardı. Bir dayım var burada İsmet Kaplam, o da yardımcı oldu... Kayıplar Komitesi yetkilisi Hakkı Müftüzade da akrabamız olur...”

PİSKOBU VE LEYMOSUN’DA BENZİN İSTASYONLARI...

“Orhan Hasan Kahya’nın Piskobu’da ve Leymosun’da benzin istasyonları vardı. Kayıplar Komitesi’ne vermiş olduğu ve Mustafa Mulla Hüseyin’in dosyasında bulunan ifadesinde, “Çalışanım Mustafa Mulla Hüseyin’i, Larnaka rafinerisinden tankerle akaryakıt getirmeye gönderdiydim 27 Aralık 1963’te fakat birkaç gün dönmediğini öğrenince Larnaka ve Leymosun’daki yöneticileri aradım. Bu yöneticiler, şöförümüzün tankeri doldurduktan sonra rafineriler ile Larnaka kenti arasındaki yolda Kıbrıslırum polisi tarafından kaçırıldığını söylediler. Aradan geçen altı ay içerisinde gerek bu yöneticilerin, gerekse Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde görev yapan İngiliz askerlerin yürüttükleri araştırma sonucunda, tanker boş olarak bize Kıbrıslırumlar tarafından iade edilmişti” diyordu… Geçen yıl 25 Ağustos 2022’de bir Kıbrıslırum “kayıp” yakını olan, çok değerli arkadaşımız Ksenis Halluma’nın Kayıplar Komitesi’ne göstermiş olduğu Trulli’deki bir kuyuda 1963-64 “kaybı” bazı Kıbrıslıtürkler’den geride kalanlara ulaşılmaya başlanmıştı...”

 (YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler – Sevgül Uludağ – 31.8.2022)