Kayıplar Komitesi’nde yeni dönem başlıyor…

Sevgül Uludağ

KAZILARDA SON DURUM… KAZILARDA SON DURUM…

 

Kayıplar Komitesi’nin bazı çalışmalarına ket vuran koronavirüs süreci ardından, bugün, komitede yeni bir dönemin başlaması bekleniyor çünkü bugün COVID 19 döneminde ara verilmiş olan kazıların yeniden başlatılması bekleniyor.

Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üye Ofisi’nden geçtiğimiz günlerde edindiğimiz bilgilere göre ise, geçtiğimiz hafta içerisinde laboratuar bölümü de çalışmalarına başlamıştı… Kazıların yanısıra, laboratuvar çalışmaları da COVID 19 döneminde yapılamıyordu. Komite, yalnızca araştırma ve incelemelerine devam etmekteydi ve sanal ortamda buluşmalar ayarlanmaktaydı ve iletişim devam etmekteydi…

Kazılara katılacak olan personele PCR testleri yapıldığı ve bu yeni dönemde kazılara başlanmasının beklenildiği öğrenildi.

Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üye Ofisi’nden edindiğimiz bilgilere göre, Kayıplar Komitesi kazılarına Eksomedoş’ta (Düzova), Mağusa’da, Vuno’da (Taşkent) bir yamaçta, Templos’ta (Zeytinlik), Digomo’da (Dikmen) devam edilecek ve Lefkoşa’da da Tekke Bahçesi çevresinde yeni bir kazıya girişilecek. Kıbrıs’ın güneyinde ise bir süreden beridir yürütülmekte olan Strovulos’ta sıra kuyulardaki kazılar, kaldığı yerden sürdürülecek…

Bu konuda Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üyesi Gülden Plümer Küçük’ü birkaç kez aradık ancak kendisine ulaşarak bilgi almak mümkün olmadı.

Kayıplar Komitesi yetkililerinin bu konuda bugün ortak bir açıklama yapması bekleniyor…

Biz de Kayıplar Komitesi’nin tüm çalışanlarına kolaylıklar diliyoruz – umarız bu yeni dönemde herhangi bir yeni aksama olmaksızın, kazılara ve laboratuvar çalışmalarına devam edilebilir…

 


KIBRIS’TAN HATIRALAR…

 

“Sevgi, barışın temelidir…”

Mehmet Derya, bu fotoğrafı paylaştığı sosyal medya sayfasında şöyle yazıyor:

“1974 de "barış!!" Harekatı olduğunda 8 yaşımdaydım. Büyüklerimiz faşist Rum örgütlerinin başlattıkları saldırılara karşı bizleri korumak için cephede  idiler. Ben üç kızkardeşim ve annemle evde savaşın bitmesi ve büyüklerimizin geri dönmeleri için bekliyorduk. Birden kapı çaldı. Annem önce kapıyı açmakta tereddüt etti. Daha sonra Rumca ağlamaklı bir ses "Ben Salih'in (Babam) iş arkadaşıyım. Sizi diğer Türklerin olduğu daha güvenli yere götürmeye geldim" dedi. Annem kapıyı açtığında bugünkü gibi hatırlıyorum adam (maalesef adını hatırlamıyorum) karşımızda ağlıyordu resmen. Neyse. Bizi Piskobu'nun kayalık bölgesinden alıp yürüyerek diğer Türkler’in de bulunduğu emniyetli yere götürerek yanımızdan ayrıldı. Bu insan benim düşmanım değildir.

Bu yazıyı neden yazmak gereği duydum? Ben bir insanım. Yüreğinde insan sevgisi olan dil, din, ırk ve mezhep gözetmeksizin herkes benim kardeşimdir. Bu tüm insanlarda da böyle olmalıdır. Çünkü bizleri Allah yarattı ve hepimiz onun çocuklarıyız. Dolayısı ile hepimiz kardeşiz. Sayın Akıncı geçenlerde bir TV programında bunu söylediği için, “Rumlar kardeşimiz olamaz” diye topa tuttular. Ancak şunu böyle bilelim. Her toplumda iyiler ve kötüler vardır. Sadece toplumlarda değil. Hayatımızın her alanında mevcuttur bu kişiler. Her insanın duyguları vardır. İnsanlar hangi duygularını beslerlerse sadece o büyüyecektir. Dolayısı ile biz sevgi aşılarsak insanlarda da o büyüyecektir. Nefret aşılarsak da hiç şüpheniz olmasın nefret büyüyecektir. Ne zaman ki dünyada yaşayan herkesin, aslında kardeşimiz olduğunu düşünürüz o zaman dünyamıza barış gelecektir. Severken acı çeken hiç bir insan olmadı, olamaz da. Unutmayınız. "Sevgi barışın temelidir."…”

 


 

BASINDAN GÜNCEL…

 

“Portekiz, binlerce Yahudi’nin hayatını kurtaran itaatsiz diplomatını 80 yıl sonra onurlandırdı…”

Bundan 80 yıl önceydi. Fransa’nın Bordeaux kenti sokaklarının Nazilerden kaçan Yahudi mültecilerle dolduğunu izlemekten büyük moral çöküntüsüne uğrayan orta dereceli diplomatın, birkaç gün içinde sıkıntıdan saçları ağarmıştı.

Portekiz’in Bordeaux’daki konsolosu Aristides de Sousa Mendes etik bir açmazla karşı karşıyaydı. İlerleyen Alman güçlerinden kaçan Yahudilere vize verme konusunda hükümetinin talimatlarını mı yoksa vicdanının sesini mi dinleyecekti?

İşte Sousa Mendes bu açmaz karşısındaki tercihiyle, soykırımdan kurtulmasını sağladığı binlerce kişi ve onların çocukları ve torunları tarafından bir kahraman olarak anılıyor.

Fakat Portekiz’in diktatör Antonio de Oliveira Salazar yönetimi altında yaptığı bu tercih, onun bir diplomat olarak meslek hayatının da sonunu getirdi ve hayatının geri kalan kısmını sefalet içinde geçirdi.

Portekiz, sonunda bu itaatsiz diplomatı resmen onurlandırdı ve 9 Haziran günü Portekiz parlamentosu, onun adına Ulusal Miras parkına bir anıt dikilmesine karar verdi.

 

Neden Bordeaux?

1940 yılının Haziran ayı ortalarıydı ve Hitler güçleri Fransa’ya karşı zaferin eşiğindeydi. Nitekim Paris 14 Haziran günü düştü ve bir hafta kadar sonra bir ateşkes imzalandı.

Portekiz’in sağcı Salazar diktatörlüğü diplomatlarına, Yahudi mülteciler ve devletsiz kişilere vizenin ancak Lizbon hükümetinden izin alınmak suretiyle verilebileceği konusunda sıkı talimat vermişti.

Fakat Nazi mezaliminden kaçmak ve İspanya’ya geçmek umuduyla Bordeaux sokaklarını dolduranların izin bekleyebilecek zamanı yoktu.

O sırada 3 yaşında olan Henri Dyner, Nazi güçleri Belçika’ya saldırıp Fransa ve Hollanda’yı işgal ettiği sırada Antwerp’ten kaçan bir Yahudi ailenin oğluydu.

“Fransızların teslim olduğunu ve Almanların ilerlediğini duyduk. Ben bombardıman seslerini hatırlıyorum. Bu seslerle uyandığımda annem ‘gök gürlüyor’ demişti” diye hatırlıyor.

Şu anda New York’ta emekli bir mühendis olarak yaşamını sürdüren Dyner, “Annemle babam radyoyu açtılar ve Kral Leopold’un Belçika halkına yaptığı, ihanete ve Almanların saldırısına uğradığımızı söyleyen konuşmasını dinlediler. Babam 1938’den itibaren zaten bir savaş çıkabileceğinden kuşkulanıyordu. O yüzden plan yapmış ve bir de otomobil ayarlamıştı” diyor.

Eliezar Dyner, eşi Sprince, aralarında 7 aylık bir bebeğin de bulunduğu beş akrabalarıyla bombardımandan kaçarak Fransa’ya geçtiler.

Henri Dyner “Babam ara yollardan ilerleyerek Paris’in epey altından dolaştı ve sahile kadar indik. Kaçarken hep cepheden sadece 15 kilometre mesafede kalmaya çalışıyordu çünkü bu savaşın çok sürmeyeceğine inanıyordu. İşler değişirse hemen geri dönebilmeyi hesaplıyordu” diyor.

Alman savaş uçaklarının Fransız mevzilerini tarayışını görüp, Alman güçlerinin üst üste kazandığı zaferlerin haberini alan babası Bordeaux’ya ulaştıklarında artık yakın bir zamanda Antwerp’e dönmeyeceklerini anlamıştı.

 

Etik açmaz ve depresyon

O esnada Portekiz’in Bordeaux konsolosu Sousa Mendes, orada bir hahamla dostluk kurmuştu. Haham Haim Kruger de Nazilerin ilerleyişi yüzünden Belçika’dan kaçan Yahudilerdendi.

Fransa’dan Portekiz’e kara yoluyla İspanya üzerinden geçildiğinden Portekizli diplomatların verdiği vizelerle İspanya’ya girilebiliyordu.

Sousa Mendes, haham ve ailesine İspanya’ya güvenle geçebilmeleri için vize vermeyi teklif etti fakat tarihçi Mordecai Paldiel’e göre, yaşadığı etik açmaz onu derin bir bunalıma sürükledi.

Sonuçta haham Kruger teklifi reddetti, çünkü Bordeaux’daki binlerce Yahudi mülteciyi bırakıp kendini kurtarmayı kabullenememişti.

Konsolos Sousa Mendes, 13 Haziran 1940 tarihli bir mektubunda “Burada durum dehşet verici ve ben sinir bozukluğu yüzünden yatağa düşmüş durumdayım” diyor.

İsrail’deki Yad Vashem Soykırım Anma Merkezi’nde 25 yıl boyunca o dönemde Yahudilerin yaşamlarını kurtaracak kahramanlıklar yapmış kişilerin bulunup onurlandırılmasından sorumlu bölümü yöneten tarihçi Mordecai Paldiel “Sousa Mendes’in aklından o iki-üç gün içinde neler geçti, bunu kimse bilmiyor” diyor.

“Kimileri bir diplomatın görevinin, ahlaki olmasa bile, yukarıdan gelen emirlere uymak olduğunu söylüyor.”

Sonraları Lizbon’da yeniden karşılaştıklarında Sousa Mendes hahama, “Eğer bu kadar Yahudi -Hitler’i kastederek- bir Katolik yüzünden bu kadar acı çekebiliyorsa bir Katoliğin de çok sayıda Yahudi için birşeylere katlanmasının doğru olduğunu düşündüm” demişti.

Artık o sırada gerçekten neler düşündüyse, Sousa Mendes 17 Haziran günü bir karara vardı.

Oğlu Pedro Nuno de Sousa Mendes, “Yatak odasından fırladı ve konsolosluğun kapılarını ardına kadar açarak ‘Bundan böyle herkese vize veriyorum. Milliyet, ırk ve din farkı olmayacak’ diye haykırdı” diyor.

Henri Dyner ve ailesinin hayatı kurtulmuştu.

Henri’nin annesi Antwerp’teki İngiliz konsolosluğunda sekreterlik yapmıştı ve tesadüfen, daha önce Antwerp’de görev yapmış olan konsolos Sousa Mendes’i tanıyordu.

Dyner ailesi daha önce Fransa’dan ayrılmak için ABD, İngiltere ve Kanada’dan vize almaya çalışmış ama başaramamıştı. Sousa Mendes, hastalanıp yatağa düşmeden önce Salazar hükümetine vize onayı için gönderdiği listeye onların da adını eklemişti.

Konsolosluğun önündeki mülteci kuyruklarını ve sokaklarda kurulan derme çatma çadırları hatırlayan Henri “Annem konsolosun iki gün ortadan kaybolduğunu, sonra ortaya çıktığında saçlarının ağarmış olduğunu anlatırdı” diyor.

“Annem o günlerde bilfiil Sousa Mendes ile birlikte çalışmaya başladı. Uzun bir masanın üzerine sıra sıra dizilmiş vizeleri hazırlıyorlardı. Sousa Mendes hayatımızı kurtardı” diye sürdürüyor.

 

İspanya koridoru

Kimse o dönemde Portekiz konsolosluğunun, Fransa’dan İspanya üzerinden Portekiz’e geçmek üzere kaç transit vize verdiğini tam olarak bilmiyor. Tahminler bu sayının 10 bin ila 30 bin civarında olduğu yönünde. Bu mültecilerin çoğu daha sonra Portekiz sahillerinden bir şekilde Amerika’ya geçmeye çalıştı.

ABD’de kurulan Sousa Mendes Vakfı, o dönem vize verilenlerden 3800 kadarına ulaştı.

Konsolos o günden itibaren adeta büyük bir görev tutkusuyla binlerce vizeyi onayladı. Hatta Bordeaux’daki kalabalıklar güneydeki sınır kasabası Hendaye’ye doğru konvoylar oluşturarak kaçmaya başladığında Bayonne’deki konsoloslukta mola vererek vize onaylamayı sürdürdüğü anlatılıyor.

Portekiz Dışişleri Bakanlığı, Bordeaux’ya telgraflar göndererek konsolostan vizeleri durdurmasını istemeye girişti.

İspanya yetkilileri Sousa Mendes’in verdiği vizeleri geçersiz saydığında ise çok geçti ve binlerce kişi bu vizelerle İspanya’nın Bask bölgesine geçmişti bile.

 

Salvador Dali de onun vizesiyle kaçtı

Sousa Mendes sonunda 8 Temmuz günü Lizbon’da üstlerinin karşısına çıktı.

Verdiği vizelerle işgal edilen Fransa’dan kaçabilenler arasında ünlü ressam Salvador Dali, film yapımcısı King Vidor, bankacı Rothschild ailesi ve Belçika’nın sürgünde hükümetinin çoğu üyesi de vardı.

Salazar yönetimi altındaki Portekiz daha sonra Nazi işgalinden kaçan mültecileri topraklarına kabul ettiği için övülecek ama Sousa Mendes bütün özlük haklarını kaybederek diplomatlıktan ihraç edilecekti.

Cabanas de Viriato’da ailesine ait ev bakımsızlıktan yıkıntıya döndü ve hala da o durumda.

Henri Dyner “Sousa Mendes’e Salazar yönetimi çok kötü davrandı. Sefalet ve yoksulluk içinde öldü ve çocukları geleceklerini kurmak için başka ülkelere göçmek zorunda kaldılar” diyor.

Daha sonra işi nedeniyle ABD’ye göçen Henri Dyner’ın ailesi ise Brezilya’ya gitti. Henri, inançları uğruna kahramanca işler yapan Sousa Mendes’i hiç unutmadı.

“Dünyanın bugünkü haline bakınca, doğru olanı yapmak için birşeyleri göze almaya hazır bu tür insanlara çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum” diyor.

 

Aristides de Sousa Mendes kimdir?

    1885: Zengin bir Portekizli aileye doğdu. Torunu Gerald Mendes’e göre girişken ve neşeli bir insandı. 15 çocuğu oldu.

    Salazar’ın onu görevden alma ve özlük haklarından mahrum etme kararı yüzünden hayatının geri kalan kısmını büyük bir yoksulluk içinde geçirdi.

    Sousa Mendes Lizbon’da Yahudi toplumunun açtığı aşevinde yemek yiyordu.

    1954: Görevden alınmış tanınmayan bir eski memur olarak öldü.

    1966: Yad Vashem merkezi onu soykırım dönemindeki kahramanlığı nedeniyle onurlandırdı.

    1988: Portekiz parlamentosu ölümünden sonra nihayet hakkındaki disiplin cezalarını yok sayan bir karar aldı.

(AVLAREMOZ – 29.6.2020)