Kaygının Gölgesi ve Vicdanın Işığı

Zaman, dışarıdan bakıldığında uzun bir yol gibi görünse de aslında avuçtan kayan bir su gibidir. Tutmaya çalıştıkça hızla uzaklaşır. Ve biz, çoğu zaman o suyun serinliğini hissetmek yerine, yarın nehir taşar mı diye endişeleniriz.

İnsan, zihninin içinde kurduğu yarınların borçlusudur çoğu zaman. Henüz gelmemiş günlerin, yaşanmamış ihtimallerin, doğmamış sorunların yükünü bugünden sırtlanır.

Oysa bir gün fark edersin: Kontrolün dışında kalan her şeyi zihninden de serbest bıraktığında, içeriye ince bir huzur süzülür. Gürültüsüz, iddiasız ama derin bir huzur…

Hayat, ardı arkası kesilmeyen bir “sonra ne olacak?” sorusunun peşine takılıp gitmek değildir. Çocukken “büyüyebilecek miyim?” diye başlar bu yürüyüş. Sonra “üniversite?”, ardından “iş?”, “evlilik?”, “çocuk?”, “torun?”…

Bitmeyen bir zincir. Bir halka kapanmadan diğeri açılır. Ve insan, o zincirin içinde kendi anını kaybettiğini çoğu zaman fark etmez.

Peki o kaygılar…

O zihni kemiren, bugünü gölgeleyen düşünceler…

Gerçekten ne kazandırır bize?

Daha üretken mi yapar, yoksa sadece yorar mı?

Çoğu zaman hakikat şudur: Kaygı, ölçüsünü aştığında bir rehber değil, bir yük olur. İnsanı kendi etrafında döndüren, ilerliyor gibi hissettirirken yerinde saydıran görünmez bir çember…

Durup sormak gerekir kendine: Bugün için ne yapıyorum?

Çünkü zaman, dışarıdan bakıldığında uzun bir yol gibi görünse de aslında avuçtan kayan bir su gibidir. Tutmaya çalıştıkça hızla uzaklaşır. Ve biz, çoğu zaman o suyun serinliğini hissetmek yerine, yarın nehir taşar mı diye endişeleniriz.

Bugün 4 Nisan. Dünya Sokak Hayvanları Günü.

Belki de tam burada bir ayrım yapmanın vakti gelmiştir: Kaygı, ya tüketir ya da dönüştürür. Eğer kaygılanacaksak, bu dünyanın bize emanet edilen gerçek meseleleri için kaygılanmalıyız.

Doğa için…

Sokakta yaşam mücadelesi veren can dostlarımız için…

Gelecek nesillere bırakacağımız iz için…

Bir an dur ve düşün: En son ne zaman bir sokak hayvanına su koydun?

Ne zaman bir cana dokundun, bir başı okşadın?

Ya da en azından zarar vermemeyi bilinçli bir tercih haline getirdin?

Çünkü merhamet, büyük sözlerle değil, küçük ama gerçek adımlarla büyür.

Bir kap su, bir avuç mama, bir sahipleniş…

Bunlar dünyayı değiştirmez belki ama bir canın dünyasını değiştirir. Ve bazen bir dünyanın kurtuluşu, bütün insanlığın kurtuluşundan daha gerçektir.

Öte yandan, sorumluluk sadece iyilik yapmakla sınırlı değildir. Kötülüğe sessiz kalmamak da bir duruştur. Bir cana zarar verildiğinde başını çevirmemek, “bana ne” dememek…

İşte gerçek vicdan burada başlar!

Unutmayalım: Hevesle sahiplenilip sonra sokağa terk edilen her hayvan, insanın kendi vicdanından düşen bir parçadır. Oysa gönül gözüyle bakabilsek, anlarız ki her can güzeldir.

Sevildikçe güzelleşir, sahip çıkıldıkça çoğalır.

Hayvanlara sahip çıkamıyorsak bile en azından zarar vermeyelim; onlara işkence eden, araçlarla ezen, yaşam alanlarını yok eden taraf olmayalım.

Öte yandan yazının başına dönecek olursak sonuçta mesele şudur: Kontrol edemediğimiz yarınlar için kendimizi tüketmek yerine, dokunabildiğimiz bugünde iz bırakmak…

Çünkü huzur, sadece vazgeçişte değil; doğru yere tutunuşta gizlidir.

Ve insan en çok fayda sağladığı yerde anlam bulur.

Farklı konular ve olgulardan söz etsek de, aslında o kaygı ve düşünce yoldaşlığı tam da buydu: onca düşüncenin içinde var olmak ve çoğu zaman kaybolmak.

Zaten bütün mesele, bu karmaşanın kendisi değil mi?

Ve demem o ki…

Kaygılanacaksak kaygılanalım; ama ülkemiz için.

Kaygılanacaksak kaygılanalım; ama haklarımız için.

Kaygılanacaksak kaygılanalım; ama gerçek mücadeleler için.

Yaşam için… Gelecek nesiller için…

Doğa için… İnsan için…

Hayvanlarımız için, can dostlarımız için…

Yarınlara iz bırakacak adımlar için kaygılanalım.

Yoksa anın içinde bizi boğan o düşler, o bitmeyen iç sesler hep var olacak.

Mesele, neye kaygı duyduğumuzda saklıdır.

Gel, yönümüzü değiştirelim.

Fayda üretene, iz bırakan olana…

“Ben”den “biz”e uzanan o hakiki yola…

Daha fazla geç kalmadan.

Satırların yarenliğinde yeniden görüşünceye değin, sağlıkla ve hoşça kalın….

Arşiv Haberleri