KAPANDAN NASIL ÇIKACAĞIZ?

Sami Özuslu

Bu işler öyle afra tafra atmakla olmuyor maalesef… Canınız çektiğinde ‘Maraş’ı açıyoruz’ derseniz, işte böyle olur.

Şimdi Lefkoşa, Mağusa, Lefke esnafı çeksin gaileyi, değil mi?

Anastasiadis’in ‘geçişleri durdurma’ girişiminin müsebbibi ‘Maraş’ın açıcıları’dır!

Kuzey’de ekonomi bitti. Turizm ve eğitim geriye gidiyor. Uçak yok, olan da pahalı.

İhracat ve ithalat rakamları gerisin geriye gidiyor. Son verilere göre her ikisi de yüzde 15 oranında düştü.

Hoş, zaten ihracatımız ‘devede kulak’ bile değildi. Şimdi sıfırlanmaya yaklaştı.

Diğer yandan Türk Lirası yeniden uçurum aşağı uçmaya başladı. Sterlin 8’i, Euro 7’yi, Dolar 6’yı aştı. Suriye savaşı nedeniyle TL’nin nerede duracağını kestirmek mümkün değil.

Ankara’dan kaynak da gelmiyor. ‘Bağımlı’ KKTC ekonomisi için gazeteler ‘kriz’ haberleri ve ‘felaket’ senaryoları yazıyor.

Bir kez daha ‘kapana kısılmışlık’ yaşıyor toplum…

Ne zaman hukuk dışılık ve içe kapanıklık tercih edildi, böyle oldu.

ABAD kararı en can yakıcı olanıdır kuşkusuz…

Başka örnekleri de var, sık sık konuşulan…

Ve asıl soru şu: Nasıl kurtulacağız bu kapana kısılmışlık hallerinden biz?

**

‘Vatan, millet sakarya’ ile gidilebilecek köyü gördük. Bundan daha ötesi yok.

Bu adada uluslararası kurallara uygun bir zemine oturmadıkça Kıbrıslı Türkler hep ‘havada’ kalmaya devam edecek.

Bu yüzden kalıcı bir çözüm, federal bir ortaklık olmalı.

Ama bu kadar pasif, bu kadar sessiz, bu kadar kaderci bir yaklaşımla bir arpa yolu bile yol kat etmek mümkün görünmüyor.

İki yıldır TL’nin freni patladı. Defalarca yazdım. Bir daha yazayım: Kıbrıs’ın Kuzeyi de AB toprağıdır. Ve birçok Kıbrıslı Türk AB yurttaşıdır.

Yani?

Yanisi şu: AB Kıbrıs’ın kuzeyinde olup bitenlere kayıtsız kalamaz. Kalmamalıdır. Bunu sağlamak bu toplumun yönetici kadrosunun görevidir.

Brüksel’e heyetler gitmeli, lobi yapılmalıdır.

Bunun örnekleri geçmişte oldu. Yine olmalıdır.

Ticaret Odası’nın Brüksel’de temsilciliği vardır. Başka kurumların da olabilir pekala… Ama yok. Kimse oralara ulaşma ihtiyacı duymuyor.

“Ey Avrupa, duy sesimizi” demiyor.

Euro’ya geçebilme konusuna kimse el atamıyor. Bunu zorlamaktan, gündeme getirmekten dahi çekiniyor.

Ekonomik krizden ve kapana kısılmışlıktan çıkış için Brüksel’den katkı talep edilmiyor.

Niçin ama?

Niçin!