Kapalı Maraş’ın Statüsü

Yücel Vural

Kapalı Maraş kentinin geleceği yeniden ve tek taraflı olarak gündeme getiriliyor.

KKTC hükümetini oluşturan iki partinin konu üzerindeki kimi çelişkili duruşları zaman zaman kamuoyuna yansımış olsa da, bu farklılığın sadece söylemden ibaret olduğu anlaşılıyor.

Yani hükümeti oluşturan partiler arasında, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de destek ve teşvikiyle oluşan bir amaç ve yaklaşım birliği vardır.

Hükümetin, Türkiye tarafından da desteklenen yaklaşımları aşağıdaki unsurlardan oluşuyor:

  • ‘Kapalı Maraş bölgesi KKTC toprağıdır ve KKTC bu alan üzerinde tam egemenliğe sahiptir’,
  •  ‘Çözüm için Kıbrıslı Rumları oturup bekleyemeyiz. Kapalı Maraş’ın ekonomiye kazandırılması gibi bazı adımlar atarak dengeyi Kıbrıs Türk tarafının lehine çevirmeliyiz’,
  • ‘Özel mülkiyet yapısı bakımından, Kapalı Maraş’ın bir bölümü Kıbrıs Türk Vakıflar İdaresine ait olduğu için bu bölgede KKTC idaresinin kurulması greklidir’,

KKTC Hükümeti’nin Türkiye Hükümeti’yle uyumlu halde, yukarıdaki yaklaşımlara dayanarak ‘Kapalı Maraş’ın KKTC yönetiminde yerleşime açılmasında herhangi bir sakınca olmadığına’ ikna olduğu anlaşılmaktadır.

KKTC’nin Kapalı Maraş üzerinde egemenlik haklarına sahip olduğu tezini şimdilik bir yana bırakmamız gerekir.

Bunun nedeni de egemenlik konusunun Kıbrıs sorununun esasıyla ilişkili olmasıdır.

Sadece şunu hatırlamamız gerekir:

Uluslararası hukuk açısından Kıbrıs’ta çifte egemenlikten bahsedemeyiz. Yani, mevcut fiili durumun Kıbrıs’ta çifte egemenlik ürettiği ve bunun da uluslararası düzeyde kabul gördüğü söylenemez. Türkiye’nin de taraf olduğu Garantörlük andlaşması Kıbrıs’ta tek egemenliğin korunması esasına dayanmaktadır. Ayrıca, iki tarafın Kıbrıs devletinin gelecekteki federal yapısıyla ilgili bağlayıcı uzlaşmaları, tek ve ortak egemenliği öngörmektedir. Kıbrıs Türk tarafı müzakerelerden çekilmediği gibi, iki toplum lideri arasında varılan uzlaşmaları da geçersiz ilan etmemiştir.

 

Peki, Türkiye Cumhuriyeti ‘Kıbrıs’ta artık çözümün mümkün olmadığı’ tezini ileri sürerek, dengeyi Kıbrıs Türk tarafının lehine çevirmek amacıyla ve tek yanlı bir eylem mantığıyla Kapalı Maraş kentine girilmesine yeşil ışık yakar mı?

Aslında bu sorunun cevabı, Türkiye’nin gerek Yunanistan veya Kıbrıs vesilesiyle AB ile yaşadığı sorunlarda gerekse Suriye ve bölgedeki Kürt toplumları üzerinden ya da Rusya’ya ilişkin konularda ABD ile yaşadığı sorunlarda ortaya koyduğu tepkilerde gizlidir.

Ama bu tepkilerde kantarın topuzunun kaçacağı nokta, Kapalı Maraş bölgesine girilmesi nedeniyle neredeyse 15 Temmuz 1974 etkisi yaratacak olan krizdir.

Bu kriz sebebiyle müzakere süreci çökecektir.

Uluslararası toplumun iki taraf arasında işbirliği yapılmasına dair ısrarlı bekleyişi devam ederken, ‘artık çözüme gerek yok’ mantığıyla atılacak bu tek yanlı adımım yaratacağı çöküntüden ne umulmaktadır?

Zaten müzakereye gerek olmadığı dillendirildiği ya da farklı bir zeminde müzakere talep edildiği için bu çöküşten Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı sorumlu tutulacaktır.

Kıbrıs Rum tarafının elindeki tek silah olan ‘ekonomik’ tepki aracılığıyla yeni bir ‘siyasal pandemi’ dönemiyle karşı karşıya kalacağız.

Böyle bir kriz ortamında belki Libya, Katar, Azerbaycan ve Pakistan gibi ülkeler Türkiye’yi anlamaya çalışacaklardır. Peki ya  ötekiler?

Türkiye, Batı ile olan sorunları nedeniyle uğraşmak zorunda kaldığı açık ya da örtülü ekonomik yaptırım tehditlerinden bunalmışken, bu krizi nasıl göğüsleyecektir?

Bu kriz nedeniyle KıbrısTürk toplumu ‘evdeki bulgurdan’ da vazgeçmek durumunda kalmayacak mı?

 

Şimdi KKTC hükümetinin Kapalı Maraş’la ilgili yaklaşımının üçüncü unsuruna bakalım.

Acaba iddia edildiği gibi ‘özel mülkiyet yapısı’ bakımından, bir bölümünün Kıbrıs Türk Vakıflar İdaresine ait olduğu’ iddiasına dayanarak  Kapalı Maraş KKTC idaresi altında yerleşime açılabilir mi?

Öncelikle şunu bilmemizde yarar vardır. Kapalı Maraş’taki özel mülkiyet haklarıyla bu bölgenin statüsü birbirinden farklı konulardır.

Örneğin Vakıflar İdaresi, arşiv belgesi değil de, mülkiyeti kanıtlayan geçerli bir tapu belgesi sunması durumunda o mülklerin sahibi sayılacaktır. Ama bilindiği gibi Kapalı Maraş’ta mülk sahibi olduğunu ileri süren Vakıflar idaresi henüz geçerli bir tapu belgesi sunabilmiş değildir.

Kapalı Maraş’ın şimdiki statüsü ise, Vakıflar İdaresi’nin mülkiyet iddiasından bağımsız olarak ele alınmalıdır.

Buna göre, Türk Ordusu tarafında 1974 yılında ‘askeri bölge’ ilan edilen Kapalı Maraş’ın statüsü, BM Güvenlik Konseyinin 550 ve 789 sayılı kararlarıyla belirlenmıştir. BM Güvenlik Konseyi’nın bu iki kararı ve 19 Mayıs 1979 tarihinde  Denktaş ve Kiprianu arasında yapılan 10 maddelik anlaşmanın 5. Maddesi birlikte okunduğu zaman bu statü kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Buna göre:

  1. Kapalı Maraş ‘kapsamlı çözüm müzakerelerinin sonucu beklenmeksizin’, taşınmaz mal sahiplerinin BM gözetimi altında yeniden yerleşimine açılacağı (19 Mayıs 1979 Doruk Anlaşması) kentsel bir alandır. Bu uzlaşı, uzun bir süre Kıbrıs Türk tarafınca ileri sürülen ‘Maraş kapsamlı çözümün parçasıdır, öncelikle ele alınamaz’ tezini zaten çürütmekteydi.
  2. Kapalı Maraş, yasal sakinleri dışında kimsenin iskan edilemeyeceği, BM yönetimine devredilmesi gereken bir bölgedir (550 sayılı BMGK Kararı).
  3. Kapalı Maraş, BM’nin kontrol ve gözetiminde olan ‘ara bölge’ye dahil edilerek BM yönetimine devredilmesi gereken bir bölgedir (789 sayılı BMGK kararı).

BM Güvenlik Konseyi, Kapalı Maraş’ın statüsünün gündeme getirildiği tüm zaman ve durumlarda yukarıdaki kararlarını hatırlatmaktadır.

Okuma-yazması olan, ilgili kararları dikkatlice okuyan, biraz da anlama yeteneğine sahip olan herkesin Kapalı Maraş’ın statüsünü fazla zorlanmadan anlayacağını düşünüyorum.

 

Her iki taraf için bağlayıcı niteliği bulunan BM Güvenlik Konseyi kararları ve iki toplum lideri arasında varılan uzlaşıya göre Kapalı Maraş kentinde eski mülk sahiplerinin mülklerine geri dönüşü, bu bölgeye kalıcı olarak yerleşmeleri ve bu bölge içinde yapılacak herhangi türden bir faaliyetle ilgili idari tasarrufta bulunma yetkisi ne Kıbrıs Türk yönetimine ne de başka bir otoriteye (Kıbrıslı Rumların yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil)  verilmemiştir.

İki toplum lideri arasında yeni bir uzlaşıya varılmadığına ve BMGK yukarıda bahsi edilen kararlarında herhangi bir değişiklik yapmadığına göre Kapalı Maraş’a barışçıl yollar izlenerek yeni bir statü öngörmek mümkün değildir.

Tüm bu gerçekliklere rağmen, Kapalı Maraş için ‘açılım’ talep etmek, sadece bir macera arayışıdır.

Bu macera girişiminin Kıbrıs’a, KıbrısTürk toplumuna ve Türkiye halkına zarar vermemesini dileyelim.