Kan, tapu, kelepçe

Cenk Mutluyakalı

Kıbrıs sorununu mahkeme salonlarında çözemezsiniz.

Ne Avrupa Tutuklama Emirleri adayı birleştirir…
Ne tutuklamalar siyasi uzlaşı yerine geçer…
Ne de ceza davaları, yarım asırlık bir sorunun çözümünü sağlar.

Ama bütün bunlar bize başka bir gerçeği gösteriyor.

Çözümsüzlük kimseyi mülk sahibi yapmıyor.

***
Fransa’da bir süre önce, kuzey Kıbrıs’taki taşınmaz malların tasarrufuna ilişkin bir Avrupa Tutuklama Emri işleme konmuş, ancak mahkeme Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iade talebini reddetmişti. İran asıllı, sonradan KKTC vatandaşlığına geçen iş insanı Behdad Jafari davasıydı bu...

Şimdi yine Fransa…

Bu kez adanın kuzeyinde emlak danışmanlığı yapan 53 yaşındaki Litvanya vatandaşı Rasa Zilevice, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin çıkardığı Avrupa Tutuklama Emri üzerine Nice Havalimanı’nda gözaltına alındı. İade süreci başlatıldığı söylendi.

İki dosyanın hukuki sonucu aynı olmayabilir.

Ancak ikisinin de anlattığı ortak hikâye değişmiyor.

Kıbrıs’taki mülkiyet sorunu artık yalnızca adanın içinde yaşanmıyor. Avrupa havalimanlarında, mahkeme koridorlarında ve uluslararası hukuk zemininde büyüyor.

Yıllardır uyutulmak isteniyor toplum...
“Bir şey olmaz.”

Gerçekten de yıllarca öyle göründü.
İnşaatlar yükseldi.
Araziler el değiştirdi.
Yeni tapular üretildi.
Yeni servetler oluştu.

Sanki zaman geçtikçe hukuki sorun da ortadan kalkacakmış gibi davranıldı.

Oysa zaman, hukuki sorunu ortadan kaldırmadı.
Tam tersine…
Sınırların dışına taşıdı.

***
Bunları söylemek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin izlediği hukuki ve siyasi yöntemi onaylamak anlamına genelde gelmez.

Bu davalar Kıbrıs sorununu çözmez.
Hatta taraflar arasındaki güveni daha da aşındırabilir.
Fakat aynı zamanda başka bir gerçeği de inkâr edemezsiniz.

Bugünkü statüko ve çözümsüzlük, hiç kimseye tartışmasız, pürüzsüz ve mutlak bir mülkiyet güvencesi vaat etmiyor.

Bütün yapı, çözülmemiş bir siyasi sorunun üzerinde duruyor.

Her yeni dava bunu yeniden hatırlatıyor.

Bir başka tehlike daha var.

Kuzeyde Kıbrıslı Rum malları üzerinde yükselen ekonomik düzen, üretim yerine yalnızca rant üzerine kurulursa, bu sürdürülebilir değildir.

Her yeni proje…
Her yeni satış…
Her yeni pazarlama faaliyeti…
Uluslararası hukukun daha fazla devreye girmesine zemin hazırlıyor.

Siyaset çözüm üretmezse, boşluğu mahkemeler dolduruyor.

Tutuklama kararları adada kalıcı barışı kurmuyor.

Ama her karar, mevcut düzenin sanıldığı kadar sağlam olmadığını biraz daha ortaya koyuyor.

Ne "kan" tapu yerine geçiyor, ne de "kelepçe" çözüm!