Kader Haftasına Giriyoruz…

Kutlay Erk

On altı yıl sonra bir BM Genel Sekreteri (BMGS) Kıbrıs’a ziyaret yapıyor; gündemi de Kıbrıs sorunu çözüm sürecini tetiklemek, başlatmak ve sürdürmek…Crans-Montana Konferansı Kıbrıslı Rumlar tarafından başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra BMGS Guterres yaptığı muhtelif açıklamalarda Kıbrıs sorunu çözümü için başlayacak yeni sürecin sonuç odaklı, zaman tahditli, BM kararları teyitli ve farklı olacağını söyleyip durmuştu.

Mart ayında Ankara’da Türkiye Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’la yaptığı görüşmeden sonra yeni süreci tetiklemesi, ihtiyacı olan desteği CB Erdoğan’dan aldığı ile izah edilebilir. Sonuç odaklı ve zaman tahditli bir süreç olması hedefi de anlaşılabilir bir durumdu; sürecin farklı olacağı söylemi ise değişik yorumlamalara açıktı… Geleneksel süreçlerde BM müzakere masasının kurulmasının ve çalışmasının kolaylaştırıcı taraftı idi; sürecin aktif katılımcı bir tarafı değildi. Bu kez aktif katılımcı olacağını anlaşılıyor. Geçmiş süreçlerde Kıbrıslı liderler Kıbrıs sorununa BM Ölçütlerinde iki toplumlu ve iki bölgeli federal bir çözüme ulaşmak ve bunun antlaşmasını yapmak üzere kapsamlı müzakereler yapılıyordu. Devlet yapılanması kurgulandıktan sonra onun anayasası yazılacak, antlaşmaya eklenecek ve iki halkın onayı için referanduma sunulacaktı… Yani, Annan Planı’nda yaşanan senaryo…

BMGS bu kez farklı olacağını söylediğine göre, senaryo farklı olacak demektir. BM de müzakerelerde aktif taraf olacağına göre masaya öneriler koyacak, Kıbrıslı liderlerin de bu önerileri hayata geçirilmesinin müzakeresini yapmasını isteyecektir. Yani, müzakere masasına bütünlüklü çözümün kapsamlı önerilerini değil, aşamalı olarak uygulanacak senaryoları BM önerileri olarak müzakere masasına getirecek, liderlerin bunları müzakere etmesini isteyecek. Mutabık kaldıkları senaryo uygulamaya girecek; BM’nin yeni öneri senaryolarının uygulanması için müzakerelere devam edilecek… Aşamalı uygulamalar üç yıl kadar sürecek ve bu süre içinde bütünlüklü çözüm gibi bir yapı fiilen uygulanıyor olduğu yaşanacak.

Ve… Bu fiili yapıyı kurumlaştırmak üzere de anayasası hazırlanacak ve bu anayasanın onaylanması için halkların referandumuna başvurulacak… Yani halklar üç yıl içinde aşama aşama deneyerek uyguladıkları ve uygulamalarda karşılaştıkları sıkıntı ve sorunları çözerek geliştirdikleri idari yapıyı benimsemiş ve dahi içselleştirmiş olunca, bunun anayasasının da düzenlenip referandumla onaylanması aşamasına geçilecek. Böylece, uluslararası hukuka ve topluma göre adada var olan ve fakat özellikle Kıbrıslı Türklerin dışlandıkları için ret ve inkâr ettikleri şimdiki devletin yeni şekli hem halklar hem de uluslararası toplum tarafından onaylanmış olacak …

BM bu aşamalı uygulanmaların senaryolarını neye dayanarak yazacak, çizecek, şekillendirecek?! Geçmiş görüşme süreçlerinde tarafların mutabık kaldıkları konulardan başlayacak herhalde ve mutabık kalmadıkları konularda da uzlaştırıcı kendi önerilerini tarafların müzakeresine sunacak, uygulama için son şeklini verilmesine çalışacak, katkı yapacak…

Şimdi esas soruna gelelim… BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs sorunu çözüm modeli iki toplumlu, iki bölgeli Federasyon olarak kaydedilmiştir… Kıbrıslı taraflar bu modelin uygulama biçimini müzakere ederek halklarının onayına sunacaktı. Kıbrıslı Rumların tercih ettiği model üniter devlet yapısına yakın olması, federe devletlerin belediyeler gibi yerel yönetimler olması, merkez federal devletin adayı etkin yöneten yapı olması ve bu yapının çalışabilirliğini sıkıntıya sokacak veto haklarının taraflarda olmamasıdır… Kıbrıslı Türklerin tercih ettiği model ise konfederasyona yakın bir düzen olsun, federe devletler kendi bölgelerinde etkin ve fiili yönetim haklarına sahip olsun, merkez federal devlet de uluslararası temsil organı niteliğinde ve yetkilerinde olsun… BMGS yeni sürecin farklı olacağını söylüyor ya, bu konuda da tarafların uzlaşabileceği bir öneri sunabilecektir çünkü artık BM de müzakere masasında farklı bir statüye sahiptir ve bu farklı statüsü de tarafların farklı pozisyonlarını yakınlaştırmak ve uzlaştırmak görevini kendisine vermiş olacaktır. Bu bağlamda da BMGS’nin ‘Gevşek federasyon’ modelini benimsemesi ve önermesi muhtemeldir. Yani Kıbrıs Türk tarafının tezine daha yakın bir model, federe/oluşturucu devletler kendi bölgelerini kendi siyasi yapılanmaları ile yönetecek, merkez/federal devlet de uluslararası temsiliyet işlevini görecek…

Böyle bir ‘kalkışma’ yapacak olan BMGS Guterres’in görev süresi de yıl sonu doluyor; başlatacağı girişimi dönemi içinde sonuçlandırabilmesi hoş bir sürpriz olacaktır, ancak olası görülmüyor. Yeni BMGS Kıbrıs sorununa hâkim olana kadar geçecek süreçte bir durgunluk yaşanmaması amacıyladır herhalde ki, Guterres BM’nin neredeyse tüm üst düzey kadrolarını toplayıp geliyor; süreci onlarla birlikte kurgulayıp, başlatıp sürdürerek ve kendinden sonra sürdürülebilmesini de sağlamış olacak…

Bunları çok iyimser beklentiler olarak nitelenebilir… Peki, dönemi yıl sonu tamamlanacak olan BMGS Guterres’in ne zoru ve ne ihtiyacı vardı da bu ‘Kalkışmayı’ başlattı. Makamında paşa paşa oturur, yaz tatilini yapar, Eylül sonu BM’nin yeni çalışma dönemini başlatır, vedalarına da başlar ve devir teslimini yapıp emekliliğini yaşamaya başlardı… Guterres Kıbrıs’tan eli boş dönecek diyenler durumu Guterres’ten daha çok ve derin ve iyi mi biliyorlar ki öyle diyorlar?! Siyasette ve uluslararası diplomaside çok etkin görevler yapmış birisi giderayak boşa kürek çektiğini göremez, bilemez mi ki uğraşıyor, uğraştırıyor?!

Dolayısıyla, yoğun geçecek bir ‘Kader Haftası’na giriyoruz. Bir sonuca doğru ilerleyecek bir süreç başlamış olacak. Sonucun da kritik hamlesi CB Erhürman’ın metodolojik önerisinin dördüncü maddesidir; bu yeni süreç de gene Kıbrıslı Rumlar tarafından çökertilirse Kıbrıslı Türklerin eski statükoya dönmeyeceğinin sürecin başında ilkesel karar olarak kaydedilmesi ile ya Hristodulidis yeni Papadopujlos veya Anastasiadis olmaz, ya da olursa Kıbrıslı Türkler eski statükoya dönmez… Ve evet,, ve aslında Kıbrıslı Türkler olarak ‘Kader Haftası’na giriyoruz