İZOLASYON

Ferdi Sabit Soyer

BM Genel Sekreteri’nin raporunda  ifade edilen Kıbrıslı Türklere dönük izolasyonların Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmadığı ifadeleri yine tartışmalara yol açtı.

Bu ifadeler, Güneyde anlamsız tepkilere, Kuzeyde ise desteklere yol açtı.
Bu bakımdan konuyu ele anlamakta fayda var.

Güneyin ve Kuzeyin Sahtekarlıkları:

Güney:  Bir kere açık olan bir şey vardır. Bu konu, her iki tarafın egemen güçleri ve anlayışları bakımından tam bir sahtekarlık örneğidir.
Evet, tam bir sahtekarlık.
Bugün Güneyde vitrinler, Türkiye'den yapılan ithal ürünlerle doludur.
Otobüslerin, diğer başka pek çok malların Türkiye'den ithal edildiği açıktır.
Ama çılgın ve anlamsız bir milliyetçiliğin körlüğünde, Kıbrıs Türk otobüslerinin kamyonlarının Güneye geçişini Güneyin egemenleri hala engellemektedir.
Peki, dünyaya ve içe dönük Kıbrıslı Türklere dönük bu kısıtlama ve izolasyonları uygulamalarının onlara göre mantığı ne?
"İşgal rejiminin kökleşmemesi".
Akla ve sahtekarlığa bakın.
Kendine göre "işgal rejimin kökleşmemesi" için Kuzeye dönük  ekonomik izolasyon ve tedbir.
Ama "işgalci" dediği Türkiye ile her düzeyde ekonomik ilişkinin gelişmesine açık kapı. Bundan da mutlu olma hali...
Peki, o zaman bunca safra ve tafranın anlamı ne?
Bütün bunlar, bu adanın kendileri kadar sahibi olan ve her zaman "yurttaşım" dedikleri Kıbrıslı Türklerin gelişmemesi için değil mi? "İşgal rejimine" dönük tedbir, ama "işgalci" dediği Türkiye ile direkt ve dolaylı her ekonomik ilişkiye açık olma hali.
Bu ne iki yüzlülük?
Kıbrıs Türk iş insanları, esnafı, üreticisi  ile ticari, ekonomik ilişkiye dönük sayısız engel ve isteksizlik. Ama Türkiye ile her düzeyde ilişki arayışdan kaçınmamak.. Aman aman. Sonrada Birleşik Federal Kıbrıs için söz ve nutuk atma da gırla....
Bu bir tek olgu ile izah edilebilinir. 
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gasp ederek oluşturdukları ve Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı, 1964 statükosunu zorla, Kıbrıslı Türklere kabul ettirme mantığı bu iki yüzlülüğü yaratan esastır.
Bakın, yaşananlardan tecrübe çıkartmaları gerekmez mi?
Bu politika işe yaramadı.
Adanın bugünkü bölünmesine yaradı bu mantık.
Çünkü, 1964-1974 arası gettolarda sıkışan Kıbrıslı Türklere dönük uyguladıkları bu ekonomik izolasyon politikası ile bırakın 1964 statükosunu kabul ettirmeyi, sonuç itibarı ile 1974'ün oluşmasına bu politika yol açtı.
Kuzey:  Sahtekarlığın diğer ayağı da Kuzeydedir. Yıllarca Kıbrıs Türk egemenleri "Türk'ten Türk'e " kampanyaları uyguladı
Zor ve şiddet de kullanılarak, Kıbrıslı Rumlara dönük, Kıbrıslı Türkleri izole etme mantığı ile  bu politika yaşama geçirilmeye çalışıldı.
1974 sonrası ise bu kez, sınırların arkasına saklanarak,  1974'ten 2004'e kadar, Kıbrıslı Rumlarla en küçük bir ekonomik ilişkinin gelişmemesi için yasaklar ve olmadık işler yapıldı.
Emeğin serbest dolaşımından tutun, en küçük bir alışverişin  oluşmaması için ne bürokratik mekanizmalar, ne davalar, ne baskılar yapıldı Kıbrıs Türk insanına dönük olarak...
Bunlara bağlı Kaçakçılıklar ise her iki devletin bilgisinde aldı başını  gitti.
Dışta, Kıbrıslı Türklere izolasyon uygulayan Güneyin devlet erkanı, Güneyde, Kuzeye dönük yapılan her kaçakçılığın bilgisinde idi.
Ama Güneyde, Kuzeye mal satıyor diye tek bir Kıbrıslı Rumun tutuklandığını da görmedim, duymadım.
Ama Mağusa Limanı'na geldi diye gemi kaptanın hapise atılmak istendiğini duydum, gördüm, okudum. Sahtekarlığın daniskası.
1974 sonrası, Kuzeyde milliyetçi efendiler, "Rumun değil malını, yüzünü dahi  görmek istemiyorum" nutukları atarken, her lokantada, her meyhanede, Rum tarafından gelen içkilerin içildiğini ve çaka satıldığını da herkes gördü ve yaşadı.
Az biraz içki bulup, sıradan insanları cezalandıran devletin, Kuzeyde, büyük kaçakçıları cezalandırdığı da hiç görülmedi.
Üstelik, 2004 Nisan Referandumu’ndan sonra, sınır kapılarının daha da açılması ve geçiş noktalarının artması ve geçişlerde kolaylığın gelmesiyle, elinde, arabasında dolu dolu çantalarla  Güneyden  alışveriş yapan sözde milliyetçileri de insanlarımız gördü ve yaşadı.
Her iki taraflı bu sahtekarlıkları sayfalarca yazmak olanaklıdır.

PEKİ DÜŞÜNCE ALANINDAKİ...

Ama en büyük sahtekarlık düşünce alanındadır.
Her iki tarafın egemen güç odakları, Globalleşen dünyadan söz etmekte. Devletin ekonomi üzerinde müdahalesinin azaltılmasından söz etmektedir.
Liberal politikaları övmektedir.
Sosyal devletin geriletilmesi için adımlar atılmakta. Serbest piyasaya ve ticarete övgüler yapmaktadır.  Hatta, esnek emek ifadeleri ile ucuz emek edebiyatı yere göğe sığdırılamamaktadır..
Ama iş, Kıbrıs sorununa geldiği anda, "ulusal devlet" sözleri ve mantığı ayyuka çıkmaktadır.
Bakın, "ulusal çıkarlar" sözleri ile Elen çıkarları, ya da Türk çıkarları için atıp tutan egemen güçler, mesele, insanların, toplumların, ekonomik işbirliği konularına gelince, hemen ulusal devletlerin arkasına sığınmakta ve  yasakçılık ile milliyetçilik öne çıkmaktadır.
Güneyde, Kıbrıslı Türklere dönük izolasyonların devamı için aslan kesilenler, şimdi, ipotekli malların satışı ile ilgili yasayı geçirip, AB troikasından para almak için " gıvrım gıvrım" olmaktadırlar.
Güneyde, Kıbrıslı Türklere dönük izolasyon  konusunda devleşenler, iş, Troikadan para almaya gelince, ulusal ifadeleri unutup, iğne deliğinden geçer hale dönmektedirler.
Kuzeyde ise egemenliği, Kıbrıslı Rumlara dönük Aslan kesilip korumaya çalışanlar, Federal ortak egemenliği lânetlemeye kalkanlar, para alabilmek için Türkiye'den gelen her talebe tartışmasız onay vermekte, iğne deliği onlar içinde, sığınabilecek denli geniş olmaktadır.
Dünyada serbest ticaret için Türkçe ve Elence nutuk atanlar, kendi ülkelerinin Ticaret ve Sanayi Odalarının serbest ilişki ve ekonomik girişim yapmak hakkını sınırlamak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Evet, açık olan bir şey vardır.
Kıbrıs tarihinin en sahtekarlık kokan  yanlarından bir de budur.
Ekonomiyi ve ekonomik ilişkileri kullanarak veya baskılayarak, kendi hakimiyetçi ve ayrılıklı siyasetlerinin yol alması için her yolu mubah saymak…
Sonuç ne oldu?
Bu ada hala bölünmüş, her iki tarafın ekonomileri de sıkıntıda ve halkı da ekonomik zorluk içinde çırpınmaktadır.
Her iki tarafta da yarım yarım ekonomi ve devlet vardır.
Bakın, Poli dergisinde zamanında bir Kıbrıslı Rum Aydın olan Sayın  Lanitis'in, adanın Türk ve Rum toplumlarının, birleşik ekonomik ilişkilerinin, doğan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni nasıl geliştirebileceğine dair kaleme aldığı makaleleri yayınlandı.
Rahmetli Özker Yaşın'ın yazdığı "Nevzat ve Ben " kitabında, "Türk'ten Türk'e kampanyalarının "yol açtığı ekonomik zorluklar ve rezaletler de pratik yaşanmışlıklar üzerinden anlatılmaktadır.
Bu sağduyu sahibi insanların susturulması, etkisiz bırakılmaları içinde iki  tarafın egemenleri, her türlü baskıyı ve politik demagojiyi, bu insanlar ve diğer demokrat insanlara dönük de uyguladılar.
Ancak  bütün bunlar, bizi, acınacak, bugünkü halimizi getirmekten başka bir şeye de yaramadı.
Ne Kıbrıslı Rumların 1964-74 arası, ne de 1974 sonrası uyguladıkları ekonomik izolasyonlar, 1964 statükosunu Kıbrıslı Türklerce kabulünü getirdi.
Ne, 1974' de kadar, Kıbrıs Türklerin içinde uygulanan "Türk'ten Türk'e " kampanyaları ve 1974'ten 2004'e kadar uygulanan Güneye dönük, ekonomik ilişkiyi  yasaklayan politikalar, ayrılıkçı siyasete ciddi bir temel sağladı.
Bunun için artık en büyük güven artırıcı önlem, ekonomik ilişkiler üzerinden, milliyetçi siyasi hedeflere ulaşmak için uygulanan baskıcı, izolasyoncu ve yasakçı tavırları kaldırmak olacaktır.
Adanın birleşmesi, ve insanlarının mutluluğu, ekonominin ortaklığını oluşturmaktan geçer. Artık bu ekonomilerin birleşmesini engellemek için, ekonomik ilişkileri, siyasetin baskılaması, sınırlaması ve izolasyon olgusunu sürdürmek olanaksızdır.
Yahu kardeşim, bu ülkenin burjuvalarının, emekçilerinin  Türkçe ve Elence konuşanlarının artık evrensel de olmaları gerekmiyor mu?