Hayat çok kısa!
Peki uzatmak mümkün mü?
-*-*-
İngiliz Daily Express gazetesinde dünkü manşet, “merdiven çıkmakla” ilgiliydi…
-*-*-
Gazete diyor ki, “asansör yerine merdiven kullan, hayatını uzat!”…
-*-*-
Bir daha sormak istiyorum; “Ne kadar uzatabilirsiniz?”
-*-*-
Baba tarafımdan önce dedem, sonra nenem, akabinde dört kardeşin en büyüğü olan halam, babam, amcam öldü…
-*-*-
Hayatta kalan bir tek halam var…
85’i geçti…
88 dersem üzülebilirdi; gülerek tepki verecekti eminim…
85 daha düşük!
-*-*-
Haaa halam şu anda yoğun bakımda…
Elbette Allah’tan ümit kesilmez ama belki de bu yazıyı yazarken O’nu da ailesinin yanına uğurluyor olabiliriz…
-*-*-
Halam, ikinci annem diyebileceğim biridir…
-*-*-
Hani Kıbrıslı deyişiyle, “bana çok baktı…”
-*-*-
Annem – babam öğretmendi ve gerek çocukluğumda gerekse yaz aylarında Yeşilırmak’ta babaannemin ve bahsettiğim halamın yanında çok uzun zamanlar geçirdim…
-*-*-
Halamın adı Vasfiye Can…
-*-*-
Müthiş bir terziydi…
Çok yetenekli, çok hızlı…
-*-*-
1960’larda Cumhurbaşkanı Muavini Dr. Fazıl Küçük’ün tatil yaptığı yerlerden biri Yeşilırmak’tı ve eşi Süheyla Hanımefendi elbiselerini halama diktirirdi…
-*-*-
İnanılmaz çalışkandı, yerinde duramazdı…
-*-*-
Gezmeyi, komşu ağırlamayı çok seven biriydi…
-*-*-
Belki de bu ülkede ehliyet alan ilk kadınlardan biriydi ve çok iyi araba kullanırdı…
-*-*-
Üç – beş ay öncesine kadar da kullandı!
-*-*-
Hatta bir keresinde arabadan inmekte zorlanmıştı, bir yeğenim, “teyze kendine baston gibi bir destek al en azından araçtan çıkarken kullan” demişti ve verdiği yanıt çok ilginçti, “yaşlanınca alırım…” Bu yanıtı verdiğinde 85’ti!
-*-*-
Peki iyi yemek yaptığı söylenemez ama yine de yaptığı her yemek, mükemmeldi…
Her sene çakıstezim, yağım hazırdı mutlaka!
Her Yeşilırmak’a gittiğimde de taptaze meyvelerim, sebzelerim, reçellerim, turşularım…
-*-*-
Çocuk denecek yaşta evlendi halam…
Hep çalıştı…
Tarlada da, evde de, dikiş makinesi başında da…
-*-*-
Kızı, torunu ve kardeşlerinin tüm çocukları ve torunları üzerinde çok ciddi emeği var…
-*-*-
Express gazetesinin “merdiven çıkın uzun yaşayın” haberini düşündüğümde, halam, o kadar hareketli bir geçmişe sahiptir ki, daha birkaç ay öncesine kadar çıktığı merdiven sayısının milyonlarca basamak olduğunu söyleyebilirim…
-*-*-
Peki ne değişti?
-*-*-
Annem veya babam da benzer yaşlarda artık bitirmişilerdi…
-*-*-
Bitmişlerdi ya da!
-*-*-
Kimisinde “hafıza, bilinç” yerindeydi ama fiziken çökme hatta bitme söz konusuydu; kimisi fiziken gitmişti ama kafa mükemmeldi!
-*-*-
Meseleyi nereye getireceğim biliyor musunuz?
-*-*-
Mesele merdiven çıkmak, ya da benim yapmaya çalıştığım gibi 55’ten sonra 55 kilo vererek, her gün bisiklet – yürüyüş hatta basketbolla sağlıklı kalmaya çalışmak meselesi değildir!
-*-*-
Mesele, ömrün uzunluğu veya kısalığı hiç fark etmez; o kesinlikle “ilahi takdirdir” diye düşünüyorum; evet mesele, iyi yaşamaktır!
-*-*-
İyi yaşamak nedir?
-*-*-
İyi yaşamak, doğumdan ölüme, sağlık, eğitim, aile, çevre, iş, ulaşım, tatil gibi konularda devletin de desteğini alabilmektir…
-*-*-
İyi yaşamak, yaşam boyu üretmektir…
-*-*-
Mesela halam gibi herkesi sevebilmektir…
-*-*-
Halamın yaptığı gibi, ayakta durmakta zorlanırken bile, daha üç beş ay öncesinde gidip 70 mango ve 70 avokado fidanı satın alıp, “beş sene sonra meyveleri satmaya başlarız” diyebilmektir!
-*-*-
İyi yaşamak, halam ve tüm akranlarının yaşadığı korkunç savaş günlerini yaşamamaktır…
-*-*-
İyi yaşamak, tefecilerin olmadığı, kimsenin kimsenin arkasından “helal etmiyorum” diye ağlamadığı, herkesin herkese saygı duyduğu, kimsenin kimseyi aldatmaya – soymaya yeltenmediği – hangi renkten – hangi dinden – hangi dilden olursa olsun herkesin birlikte yaşamayı başarabildiği bir düzen kurabilmektir…
-*-*-
Biliyorum kızacaksınız ama, bayrakla, dinle kandırılıp, açık bir şekilde soyulan insanların yaşadığı toplumlar ya da devletler, mutlu insanlar yaratamaz…
-*-*-
Ha 45, ha 85…
Hepimiz bir gün öleceğiz…
Bırakın da ömrümüz ne kadar olursa olsun iyi yaşayalım…
-*-*-
Yazıyı bitirmeden, şunu mutlaka eklemem lazım;
“Eyyy savaş isteyen – savaş görmemişler, canınız cehenneme!”
Kıbrıslının otomobil merakı ve statü hedefi!
Bu yazıyla ilgili fotoğrafı, Facebook’ta “Cypriot Memories - The Hallouminati” adlı sayfada gördüm…
Bayıldım…
-*-*-
“Mehmet Hoyuk” paylaşmış…
-*-*-
105 yıl önce, Kıbrıs’ta üç – beş otomobil varmış…
-*-*-
Otomotiv sektörü, günümüzde inanılmaz bir rekabet içerisinde…
Polis Genel Müdürlüğü daha geçen gün açıkladı, trafikteki araç sayısı son on yılda yüzde 173 artarak 498 bine ulaşmış!
-*-*-
Çin yapımı otomobillerin, özellikle de elektrikli olanların, Dünya’yı kasıp kavurduğu değerlendirmesini okumuştum geçenlerde…
-*-*-
Günümüzde, yani sayfamızdaki fotoğrafımızın çekildiği günden itibaren geçen yüz yılda bu sektörün yaşadığı gelişme dudak uçuklatan cinstendir…
-*-*-
Zaman hızla geçiyor ve teknolojik gelişmelere, otomotiv sektöründe de ayak uydurmak güçleşiyor…
-*-*-
Neyse, otomobil bir ihtiyaç mı yoksa prestij mi?
-*-*-
Çok iyi anlaşılıyor ki, 1920’lerde bir ihtiyaçtan çok prestijmiş…
-*-*-
Fotoğraftaki otomobil, paylaşımda belirtildiğine göre, 1908-1927 yılları arasında üretilen Ford Model T Touring…
-*-*-
Aracın kime ait olduğu bilinmiyor – belki kayıtlara bakılsa bulunacak…
-*-*-
Ancak sosyal medya paylaşımına göre Lefkoşa’da “N 001” yani Nicosia’nın ilk aracı olarak kaydedilen araç, yanlış anlamadıysam “Kanther” yani “Kanter” ailesine ait…
-*-*-
Paylaşımın az kısaltılmış bilgileri şöyle:
“… İngiliz sömürge döneminde Kıbrıs’ta araçlar, şehir kodunu belirten bir harf ve ardından gelen seri numarasıyla tescil ediliyordu. Lefkoşa için “N” harfi kullanılıyordu. Kayıtlara göre Lefkoşa’daki ilk araç, 1921 yılında N 001 plakasıyla tescil edilmiş ve Kanther ailesine aitmiş. Dolayısıyla N 008 plakalı araç da Lefkoşa’nın motorlu taşıt tarihindeki en erken otomobillerden biridir. Ancak aracın sahibinin kimliği henüz tespit edilememiştir.”
-*-*-
“Ayrıca belirtmek gerekir ki 1920’li yıllarda otomobil, sıradan bir ulaşım aracından ziyade modernliğin ve statünün bir simgesi olarak görülüyordu. Fotoğraftaki en ilginç ayrıntılardan biri ise otomobilin içinde oturan ve elinde tüfek tutan adamdır.”
-*-*-
Otomobil ve tüfek!
Merak – ilgi meselesi!
-*-*-
Ve Kıbrıs’ta değişmeyen en önemli merak ya da tutku; “statü!”…
Buna gösteriş merakı da diyebiliriz müsaadenizle!
-*-*-
Otomobil modernliğin ve statünün simgesi!
-*-*-
1921’de de öyleymiş, şimdi de öyle!
Hiç değişmedi!
-*-*-
Hala, otomobili ihtiyaçtan çok statü olarak seven bir toplumuz!
Elbette genelleme yapmak doğru olmaz – istisnalar vardır ama bu durumun, hem bireysel hem de toplumsal ciddi bir ekonomik faciaya sebep olabileceğini de hiç konuşmuyoruz!
Mesela yani!