‘İyi partili’ batış!

Cenk Mutluyakalı

Yönetim kurullarına atanan kişilerin “özgeçmişi” yayınlanırdı, geçmişte...
Böylece kimdir, eğitimi nedir, hangi deneyimlere sahiptir bilirdik.

Bu gelenek de ortadan kaldırıldı.
Niye?
Mahcubiyet büyük o nedenle!
Bilmeyelim istiyorlar.
O nedenle “mahcubiyet” yerine “yüzsüzlük” desek çok daha doğru bir kavram olacak.

***

Son dönemlerde en büyük yaramız, sızımız, acımız Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu değil mi?
"Toplumun malı" diyorlar.
Yalan!
Şimdilik önce hükümetin…
Sonra da sendikanın...
Siyaset istediği gibi yönetici atıyor, ihale oyunları yapıyor, batırıyor.
Toplum da bedelini ödüyor.

Bedel öderken “bizim”, yönetir ve sağarken başkalarının!

***

Kıb-Tek bu ülkenin en yaşamsal kurumudur.
Böyle bir kuruma "yönetici" atanırken ince elenir, sık dokunur değil mi?
Hele de uçurumun kenarına kadar gelmiş, batmanın eşiğine sürüklenmiş, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları büyüdükçe büyümüşse...
Üstelik teknik de bir kurum!
Bir değil, bin değil, iki yüz bin insanın geleceğini ilgilendirir.

En son yönetimden dört isim istifa etmişti ya, yeniler atanmış.
Merak ettim, baktım.
Biri sürüş eğitmeni, bir diğeri emlakçı, öteki turizmci, beriki “iyi partili.”
Hepsi kendi alanlarında önemli, kıymetli, iyi, dürüst insanlar da olabilirler, bilmiyorum.
“Üst düzey yöneticilik” bir başka deneyimdir.

Hem finans, hem enerji sektörü anlamında bu ülke güçlü insan kaynağına da sahiptir.
Olmuyor!
Çünkü böylesi kurumlara atanan yöneticilerden beklenti, başbakan ya da ilgili bakanın “sözünün dışına çıkmamak” diye kodlanıyor.
Niye?
Çünkü bu atamaları yapanlar da kendilerini atayanların sözünü dışına çık(a)mıyor.

***

Yozlaşma, başarısızlık ve çürümenin bir sebebi de kişilerin bilgi, kapasite ve yeteneklerine göre değil tümüyle farklı gerekçelerle kurumlarda görev alması değil midir?

Kimse de kimsenin yüzüne vurmuyor bu gerçeği...
“Bu iş senin işin değil” demiyor kolay kolay, kimse kimseye…