İŞTE BİR SABAH, UYANDIĞIMDA

Sami Özuslu

Elleri bağlanmış buldum yurdumu.
Dün sabahtı.
Sadece elleri bağlanmış değil.
Karanlıklar içindeydi yurdum.
Her yanı işgal altında!
Yok, umulmadık değildi.
Beklenmeyen değildi.
Alışkındık.
Başımıza ne gelirse hazırdık.
Kaderimize boyun eğmiştik çoktan.
Ve fakat zordu.
Karanlıkta uyanmak.
Karanlıkta hazırlanmak.
Karanlıkta yola çıkmak.
Bile bile lades olmaktı bu…
Olacaktık. Olduk.
Hem de çok erkenden!
“Güneş doğacak, açacak çiçek…”
Doğacak güneş evet, ama çok geç!

*  *  *

Sabahın 05.00’i… Elektrikte arıza olmuş. Normal!
Saat 6.00’da kalkmak lazım.
Her taraf zift!
Cep telefonunun feneriyle hazırlık…
Dilimde o şarkı:
“Eşşeği saldım çayıra…”
21 Aralık’taki saatin 6.00’sı da var.
Yani ‘en uzun gece’nin sabahı…
Gün şimdiden 6.00’da karanlık. Giderek daha da uzayacak geceler.
Ah o karanlık geceler…
Ve karanlık sabahlar!..
Ve soğuk tabii…
Ayaz, kırağı…
Bir de elektriksizlik!
Hepsi başımıza gelecek.
Geldi geçen sene.
Bakıyorum, yine sessiz çoğunluk.
Bu mantıksız saat uygulamasını değiştirmek için kıpırdamıyor pek kimse.
Kabullenilmişlik…
Çaresizlik…
Karamsarlık…
Kadercilik…
Boş vermişlik…
“Gördüğü rüyayı hayra yoranın…”

*  *  *

İşte bir sabah uyandığımda, elleri bağlı buldum yurdumu, her yanı işgal altında…
Akıllar da işgal altında…
İradeler de…
Yoksa ben mi yanlış görüyorum?
Böylesi ‘insani’ bir konuya, bu kadar ‘doğa dışı’ bir uygulamaya karşı ‘birlik’ olamıyorsak eğer toplumca, yazıklar olsun bize!
Hükümetiyle muhalefetiyle…
Sivil toplumu, medyasıyla…
Ya da yazıklar olmasın.
Harekete geçelim ve değiştirelim ‘kader’imizi.
Ne zaman mı?
İşte bir sabah…
Uyandığımızda…
O sabah ki güneş de doğacak.
Çiçek de açacak hem…
Ve gelip geçenler “Merhaba” diyecek.
Bir sabah!..