İsrail Seçimleri ve Suriye’de Derinleşen Türkiye-İsrail Gerilimi

Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

Benjamin Netanyahu’nun kısa süre önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma esnasında yaşananlar, İsrail Başbakanı’nın bugün karşı karşıya olduğu diplomatik tablonun belki de en çarpıcı görüntülerinden birini ortaya koydu.

Netanyahu kürsüye çıkacağı sırada 70'ten fazla delegasyonun salonu terk etmesiyle İsrailli başbakan konuşmasını ciddi oranda boşalmış bir salonda gerçekleştirdi.

Netanyahu, yaptığı konuşmada bilindik tezlerini sıralarken Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da doğrudan hedef aldı. Erdoğan’ı ağır ifadelerle suçlayan Netanyahu, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki varlığını “işgal” olarak tanımlarken, Ankara’nın Suriye’deki stratejik nüfuzunu kalıcılaştırma arzusunda olduğunu iddia etti.

Elbette iki ülke arasında uzun süredir ciddi sorunlar var ve ne gergin ilişkiler ne de karşılıklı sert eleştiriler yeni değil. Ancak yine de Netanyahu’nun Türkiye’yi hedef alırken özellikle Suriye’ye yaptığı vurguyu dikkatli okumak gerekiyor.

Suriye’nin ciddi bir kırılma noktası teşkil edebileceğini uzmanlar uzun süredir söylüyor. [1] Son olarak İsrail’in Ağustos ayında Suriye’ye düzenlediği saldırı ile birlikte bu ihtimal daha da belirgin hale gelmiş durumda.

Bir başka deyişle, İsrail’in 18 Ağustos'ta Suriye’nin kuzeyindeki Ebu el-Duhur hava üssünü bombalaması, Türkiye-İsrail rekabetinin Suriye sahasında ne kadar somutlaşabileceğini gösteren önemli bir gelişme. [2]

Suriye’de kırmızı çizgiler

Esad rejiminin devrilmesinden sonra ortaya çıkan yeni Suriye, Türkiye ve İsrail açısından birbirinden farklı ama aynı derecede önemli güvenlik hesaplarının merkezine yerleşmiş durumda.

Ankara, Şam’daki yeni yönetimin güçlenmesini ve Suriye’nin yeniden bütünleşmesini kendi güvenliği açısından hayati görüyor. Türkiye yeni yönetimi desteklerken, ülkenin kuzeyindeki güvenlik mimarisinin geleceğinde de belirleyici bir rol üstlenmek istiyor. SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon süreci, sınır güvenliği ve Türkiye’nin sahadaki askeri varlığı, Ankara’nın politikasının temel unsurları olarak öne çıkıyor. [3]

İsrail ise aynı coğrafyaya tamamen farklı bir pencereden bakıyor ve Suriye topraklarında kendisine karşı kullanılabilecek bir askeri kapasitenin oluşmasını engelleme gayesinde. Özellikle sınıra yakın bölgelerdeki askeri yapılanmaların güçlenmesi, İsrail açısından doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak okunuyor. [4]

Yani özetle bir tarafta Türkiye Suriye’de daha fazla güvenlik rolü üstlendikçe İsrail’in hesapları bozuluyor; diğer tarafta İsrail askeri kapasiteyi sınırlamaya yönelik operasyonlarını sürdürdükçe Türkiye’nin sahadaki rolüne ilişkin tartışmalar daha da merkezi hale geliyor.

Bu anlamda mesele aslında tam anlamıyla klasik bir güvenlik ikilemi. Ankara’nın attığı bazı adımlar kendi güvenliği açısından hayati görülürken, aynı adımlar İsrail’de farklı bir tehdit algısının parçası haline geliyor. İsrail’in adımları için de tersi geçerli. Tarafların kendi güvenliklerini artırmak için attığı her adım, karşı tarafta daha büyük bir tehdit algısı üretiyor.

27 Ekim ve sonrası

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimler yaklaşırken Gazze ve İran meselelerinin yanı sıra, Suriye’de derinleşen Türkiye-İsrail gerilimi de güvenlik gündeminin yeni başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.

Bununla birlikte yapılan son anketler Netanyahu liderliğindeki bloğun tek başına hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyeye ulaşamadığını gösteriyor. 2 Ekim tarihli Maariv/Lazar araştırmasında Netanyahu’nun mevcut koalisyon partileri 47 sandalye öngörüsünde kalırken, olası müttefiklerle birlikte bu sayı 51’e çıkıyor. Ana Siyonist muhalefet partilerin oy oranı ise 53 sandalyeye tekabül ediyor. Yani mevcut tablo hâlâ 61 sandalyelik çoğunluğun oldukça uzağında ve seçim sonrası koalisyon hesabını belirsiz bırakıyor. [5]

Böylesi bir istikrarsızlık ortamının oluşmasında büyük sorumluluğu bulunan Netanyahu, uzun süredir olduğu gibi seçimlerin hemen öncesinde de güvenlik söylemini öne çıkarıyor ve kendisini İsrail’in güvenliğini sağlayabilecek lider olarak konumlandırıyor.

Netanyahu'nun böylesi bir seçim stratejisine başvurması çok da şaşırtıcı bir durum değil.

Ancak Netanyahu’nun kaybetme korkusuyla retoriğin ötesine geçerek yeni bir kriz yaratabileceğini iddia edenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla.

Bunların başında Suriye'ye yönelik saldırının ardından bunun Türkiye'yi çatışmaya çekmeye yönelik bir “seçim öncesi” hamle olabileceğini dile getiren ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack geliyor. [6]

İsrail Demokrasi Enstitüsü'nün son araştırması da İsrail kamuoyunun Ebu Zuhur saldırısının arkasındaki motivasyon konusunda siyasi hesap ile güvenlik gerekçesi arasında bölündüğünü gösteriyor. [7]

Son olarak eski Başbakan Ehud Barak'ın, Netanyahu’yu seçimleri erteleyebilecek yeni bir savaşa zemin hazırlamakla suçlayan açıklaması ortalığı bu anlamda yeniden karıştırmış durumda. [8]

Tüm bunlara rağmen buradan doğrudan bir Türkiye-İsrail savaşına gidileceğini söylemek bence zor. Çünkü Ebu Zuhur olayının hemen ardından Barrack'ın kendisinin de çabalarıyla Washington’ın devreye girmesi, hem ABD’nin iki ülke arasında doğrudan bir çatışmayı önleyici nüfuzunu hem de gerektiğinde İsrail üzerinde baskı kurabilme kapasitesini bir kez daha göstermiş durumda.

Bunun nedeni ise Türkiye ve İsrail’in Suriye’de giderek daha fazla karşı karşıya gelmesinin Washington’ın bölgedeki güvenlik mimarisini de doğrudan etkilemesi. [10] Bu noktada ABD’nin taraflar arasında bir çatışmasızlık (deconfliction) mekanizması ve iletişim kanalı oluşturması, en azından şimdilik yanlış hesaplamalardan kaynaklanabilecek bir çatışma riskini azaltmayı amaçlıyor.

Öte yandan Suriye üzerinden şekillenen Türkiye-İsrail geriliminin daha da derinleşmesi ihtimalini göz ardı etmek mümkün değil.

ABD-İran arasındaki gerilimin gidişatı burada en önemli değişkenlerden biri. İran’daki belirsizlik, yaklaşan ABD ara seçimleri ve ABD’nin Irak’tan çekilmesinin yaratacağı kısa ve orta vadeli gelişmeler bu tabloyu etkileyebilecek unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.

Türk-Amerikan ilişkilerindeki göreceli normalleşmenin yanı sıra, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve Türkiye’nin F-35 programına yeniden dâhil olma beklentisi de yine önemli değişkenler arasında.

Şunu da hemen belirtelim: İsrail ile Türkiye arasında yaşanan rekabeti yalnızca Netanyahu’nun seçim hesapları üzerinden okumak doğru değil. Netanyahu seçimleri kaybedip siyasetten çekilse bile Türkiye ile İsrail’in Suriye konusunda karşı karşıya gelen güvenlik çıkarlarının ortadan kalkması göründüğü kadar kolay olmayabilir. Çünkü burada kişisel siyasi hesapların ötesinde, İsrail'de giderek daha güvenlikçi, askeri güç kullanımını önceleyen ve tehdit algısını siyasetin merkezine yerleştiren bir zihniyetin siyasi yelpazenin geniş bir kesiminde güçlü biçimde yer edinmiş olması da söz konusu. [9]

Dolayısıyla İsrail'de seçimler yaklaşırken asıl mesele yalnızca Netanyahu’nun siyasi geleceği değil. Netanyahu sonrasında İsrail’in Suriye politikası ne kadar değişecek? Türkiye Suriye’deki rolünü ne ölçüde genişletecek? Ve bütün bunlar olurken Washington, bölgedeki güvenlik ikilemini yönetebilecek mi? Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğini belirleyecek olan, büyük ölçüde bu üç sorunun nasıl yanıtlanacağı olacak.

Kaynaklar:

[1] Makovsky D. ve Saidmehr, S. (2025). “The coming clash over Syria: Israel and Turkey are on a collision course.” 6 Mayıs. Washington Institute for Near East Policy. https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/coming-clash-over-syria-israel-and-turkey-are-collision-course

[2] Dalatey, F., & Gumrukcu, T. (2026). “Israeli airstrikes hit Syrian airbase, drawing Turkish condemnation”. Reuters. 18 Ağustos. https://www.reuters.com/world/middle-east/eight-israeli-airstrikes-hit-syrias-abu-al-duhur-airbase-no-casualties-state-tv-2026-08-18/

[3] Aydıntaşbaş, A. (2026).”Turkey’s search for a Middle East order”. Brookings. https://www.brookings.edu/articles/turkeys-search-for-a-middle-east-order/

[4] Schenker, D. (2026). “Prospects for Syria-Israel relations”. Washington Institute for Near East Policy. https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/prospects-syria-israel-relations

[5] Anadolu Ajansı (2026). “Netanyahu bloc projected to win 51 seats in Oct. 27 elections, opposition 53: Poll”. https://u.aa.com.tr/en/middle-east/netanyahu-bloc-projected-to-win-51-seats-in-oct-27-elections-opposition-53-poll/4075911

[6] The Times of Israel (2026). “U.S. envoy suggests Israeli strike in Syria was election ploy aimed at baiting Turkey into clash”. 22 Ağustos. https://www.timesofisrael.com/us-envoy-suggests-israeli-strike-in-syria-was-election-ploy-aimed-at-baiting-turkey-into-clash/

[7] Israel Democracy Institute (2026). “Israelis reveal their main considerations in deciding which party to vote for in October”. 9 Eylül. https://en.idi.org.il/articles/66177

[8] Anadolu Ajansı (2026). “Eski İsrail Başbakanı Barak: Netanyahu seçimleri erteleyebilecek bir savaşa zemin hazırlıyor”. 3 Ekim. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/eski-israil-basbakani-barak-netanyahu-secimleri-erteleyebilecek-bir-savasa-zemin-hazirliyor/4076649

[9] Cafiero, G. (2026). “Israel elections 2026”. GIS Reports. 2 Ekim. https://www.gisreportsonline.com/r/israel-elections-2026/