İşçi Partisi neden kaybetti?

Tümay Tuğyan

Tony Blair’in 1994 yılında parti başkanlığına seçilmesinin ardından, 3 dönem üst üste tek başına iktidar olmayı başaran İşçi Partisi, 2010 yılında muhalefete düşmeden önce, tam 346 milletvekiline sahipti.

Yani Muhafazakarlar’ın Perşembe günü 331 sandalyeyle elde ettiği başarıdan, daha büyük bir başarıydı, İşçi Partisi’nin 2 dönemlik ‘iktidar yıpranmışlığına rağmen’ kazandığı bu sandalye sayısı.

Üstelik 2005 seçiminde ulaşılan bu rakam, son 3 dönemin en düşük temsiliyetiydi de.


Parti, 1997 yılında ‘New Labour’ (Yeni İşçi Partisi) sloganı ve ‘Third Way’ (sosyal politikalarını soldan, ekonomi politikalarını ise ağırlıklı olarak sağdan alan üçüncü bir yol) ideolojik savunusuyla girdiği seçimde tam 418 sandalye kazanmıştı.

2001’de de bu başarı 413 sandalye ile pekiştirilmişti.

Ancak 2008 yılında Avrupa’yı kasıp kavuran ekonomik krizden, kuşkusuz İşçi Partisi de payını alacak, krizin etkilerinin en yoğun biçimde yaşandığı döneme rastlayan 2010 seçimi, İşçi Partisi için büyük bir hezimetle sonuçlanacak, parti 258 sandalye ile muhalefete düşecekti.


Tabii Tony Blair’in ülkeyi, ABD’nin Irak işgaline ortak etmesinin de bu seçim öncesinde İşçi Partisi adına çok büyük bir eksi olduğunu söylemeden geçmemek lazım.

2003 yılında işgal edilen Irak’ta işler giderek ‘sarpa sarmış’ ve Irak’ın işgaline karşı çıkan gerek parti içi muhalefetin gerekse halkın önemli bölümünün Blair’e yönelik tepkisi, giderek büyümüştü.

Hatta Blair, yine ağırlıklı olarak bu tepkilerin sonucunda, 2007 yılında hem parti başkanlığını hem de başbakanlığı, dönemin Maliye Bakanı Gordon Brown’a bırakmak zorunda kalmıştı.

2010 seçimine Brown gibi sönük bir karizmaya sahip bir liderle girmesi de, ufak da olsa İşçi Partisi’nin muhalefete düşmesinin sebeplerinden biri olarak gösterilebilir.

--------

Ve Ed Miliband liderliğindeki İşçi Partisi, geçtiğimiz hafta yapılan seçimde, büyük bir ‘hezimetin’ yaşandığı 2010 seçiminin de gerisine düştü.

Peki neden?

Neden Muhafazakârlar, koalisyon ortaklığını tek başına iktidara çevirmeyi başarırken, İşçi Partisi 5 yıllık muhalefet avantajını, kendi iktidarına dönüştüremedi?

İşçi Partisi, işçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı bölgelerde oylarını korudu, ancak orta gelirli, ağırlıklı olarak tercihini Muhafazakâr Parti’den yana kullandı.

Ortada olan oylar, yani kararsız seçmen, İşçi Partisi’ne yönlendirilemedi.

Partinin liberal kanadı, buna neden olarak partinin Miliband döneminde, Blair döneminin aksine tekrardan ‘daha sola’ doğru kaymasını, Blair’in halka tanıştırdığı ‘üçüncü yolu’ terk edip, merkezdeki konumunu yitirmesini gösteriyor.

Ekonomik toparlanma, ekonomik iyileşme adına İşçi Partisi’nin ortaya koyduğu politikalar ise, orta gelirli halkın sıkıntılarına güncel çözümler üretmediği gerekçesiyle eleştiriliyor.


Buna karşılık örneğin küçük ve orta ölçekli işletmeler, Muhafazakâr Parti’nin son beş yılda ekonomik iyileşme adına ürettiği modellerden, göreceli de olsa memnun. (Ya da belki şöyle söylemek lazım, KOBİ’ler Muhafazakâr Parti’nin ürettiği modelleri, İşçi Partisi’nin ürettiği modellere kıyasla, daha çok kabul edilebilir bulmuş durumda).

Muhafazakâr Parti’nin özelleştirme politikası da İşçi Partisi’nin özelleştirme karşıtı politikası karşısında galip gelen noktalardan biri.

Ve günün sonunda, İşçi Partisi’nin ekonomi politikalarının yeterli zemini bulamamış olmasının açık sonuçlarından biri, kuşkusuz partinin gölge Ekonomi Bakanı Ed Balls’un, Perşembe günü yapılan seçimde sandıktan çıkamaması, Balls’un yerine Muhafazakar adayın seçimi kazanması.

-------

Seçimin önemli argümanlarından biri olan göçmenler meselesi konusunda da İşçi Partisi’nin öngördüğü politikalar, halkın takdirini kazanmadı, bu da ortada.

Sol bir parti olması nedeniyle göçmenler meselesine, sağ partilerden farklı bakan İşçi Partisi, bu konudan rahatsız olan insanların oyunu da alamadı ki başta aşırı sağcı UKIP olmak üzere sağ siyasetin son dönemde çok yoğun bir biçimde propaganda malzemesi yaptığı ‘yabancılar’, belli ki artık halkın ağırlıklı çoğunluğunca ciddi bir ‘sorun’ olarak algılanmakta, oy doğrultusu bunun altını kalın kalemle çiziyor.


İşçi Partisi’ne en büyük darbe ise kuşkusuz İskoçya’dan geldi.

Son dönemde ciddi anlamda güç kazanan ‘bağımsızlık’ rüzgarına karşı aldığı ‘karşıt’ pozisyon, geçtiğimiz yılın Eylül ayında yapılan bağımsızlık referandumunda yürüttüğü ‘Hayır’ kampanyası, tarihsel olarak İskoçya’nın en büyük siyasi gücü konumundaki İşçi Partisi’nin bu gücünü ciddi anlamda erozyona uğrattı.

İşçi Partisi gibi siyasi yelpazenin solunda yer alan İskoç Ulusal Partisi (SNP) ise yine aynı dinamik nedeniyle süratle güç kazandı.


SNP, Muhafazakar Parti’nin uyguladığı kemer sıkma politikaları konusunda da İskoç halkına İşçi Partisi’nden daha çok hitap etmeyi başardı (SNP’nin bu konudaki iddiası ise İşçi Partisi’nin bu konuda yeterince ‘SOL’ davranmadığı, Muhafazakar Parti ile benzeştiği şeklindeydi) ve İskoçya’nın 59 sandalyesinin 41’ini elinde bulunduran İşçi Partisi, Perşembe günü sandıktan sadece 1 sandalye ile çıkabildi.

Miliband’ın seçime sadece günler kala, matematiksel olasılık doğması halinde SNP ile koalisyon kurmayı kesin bir dille reddetmesi, ‘SNP’nin nihai niyeti ülkeyi bölmek, ülkeyi bölmek isteyen bir partiyle ortaklık yapmaktansa hükümette olmamayı tercih ederim’ demesi de sanırım, İşçi Partisi’nin İskoçya’daki başarısızlığına katkı yapan ‘son’ damla oldu.

---

İşçi Partisi Cuma sabahından itibaren, önümüzdeki dönemde yaralarını nasıl sarabileceğini, Muhafazakar Parti’ye ve SNP’ye kaptırdığı sandalyeleri geri alabilmek için ne tür bir politik yapılanmaya gitmesi gerektiğini detayıyla tartışmaya başladı bile.

Yeni başkanın kim olacağı, bu anlamda önem taşıyacak.

Peki ya yeni hükümet ne yapacak?

David Cameron’un yeni hükümetinin Britanya politikalarına nasıl yön vereceğini de gelin yarın değerlendirmeye çalışalım.