ABD-İsrail ittifakı İran’a saldırırken dünyaya başka başka gerekçeler söyledi; asıl gerekçe ve amaçları ise İran’ın özellikle petrol kaynakları başta olmak üzere tüm doğal kaynaklarına ve zenginliklerine el koymaktı… Her ikisinin de çok güçlü olduğuna inanılan istihbarat örgütlerinin sağladığı bilgilere göre, kendi askeri güçleri ve bölge ülkelerinin çok etkili destekleri ile kısa sürede zafere ulaşabileceklerdi. Gene istihbaratlarına göre bir de İran halkı içindeki rejime karşı unsurların başlatacağı ayaklanmalar ABD-İsrail ittifakının zaferinin, İran’ın teslim olmasının garantisi idi… Tutmadı…
Dini, siyasi ve askeri liderlerini öldürünce İran’ın darmadağın olacağını sandılar… Tutmadı… Halkta isyan hareketi beklentisi de tutmadı… İran’ın füzelerinin ve dronlarının tükenmediği bir yana, etkililiği de yüksek olarak sürdürülüyor. Kısacası ABD-İsrail ittifakının İran’la savaşı sürüyor, daha ve en azından yaz girişine kadar süreceği tahmin ediliyor. Muzaffer taraf da olmadan; Rusya- Ukrayna savaşı gibi…
Nasıl oldu da, dünyanın en güçlü ABD ordusuna ve en canavar ruhlu İsrail ordusuna karşı İran bu kadar dirençli savaşabiliyor?! ABD tek kutuplu dünyanın patronu iddiasında olabilir; Rusya ve Çin’in eli armut toplamıyormuş ama… ABD’nin göz koyduğu İran kaynaklarında Çin ve Rusya’nın ilgisi sıfır olamazdı… Dolayısıyla ve belli ki sessiz ve derinden bir işbirliği içinde İran-Çin-Rusya bu günlere hazırlıklarını çoktan yapmıştı; karşı saldırıyı da, bir taraftan militer savunma, diğer taraftan da ekonomik saldırı olarak planlamışlar… Militer savunma füzeler ve dronlarla, ekonomik saldırı da özellikle Hürmüz Boğazı’nı kilitleyerek… Tuttu… Sadece ABD’nin değil, dünyanın ekonomisi krize girdi, sarsılmaya başladı.
Petrol fiyatlarında aşırı artış ve dengesiz fiyat süreci genel ekonomilerde geleceği görebilmeyi engelliyor. Petrole ulaşabilme sıkıntıları ekonomide mal ve hizmet üretimini tehdit ediyor. İran’ın ABD dostu olan komşu ülkelerdeki ABD üslerine saldırısı yanında onların petrol tesislerini de vurması üretimi geriletti… Hürmüz Boğazı’nın kilidi dünya tedarik zincirini iyicene akamete uğrattı. Ulaşımda yaşanın riskler taşımacılığın maliyetlerini ve sigorta bedellerini yüksek oranda artırdı… Kıbrıs dahil olmak üzere tüm bölge ülkelerinin 2026 yılı turizm mevsimi tam da açılacakken kapandı…
Dolayısıyla, militer üstünlük ile ekonomik güç kazanmak stratejisinde olan ABD-İsrail ittifakı, ekonomik akıl ile karşı saldırıya odaklanan Çin-Rus destekli İran tarafından çok farklı bir konjonktüre sürüklenmiştir. Şu anda “Üçüncü Dünya Savaşı başladı mı, başlamadı mı, başlayacak mı, başlamayacak mı?” diye dünya siyasetinde tartışılırken, Dünya Ekonomi Savaşı’nın başladığı ve sürdüğü gerçeği fiilen yaşanıyor. Görünürde Ortadoğu’da ABD-İsrail – İran Savaşı var; gerçekte ise dünyada tüm devletlerin ekonomisini krize sokan, sarsan ve gerileten Dünya Ekonomi Savaşı var.
Kim kaybediyor?! Silah sanayi kazanıyor mutlaka ama tüm devletler ve halklar kaybediyor… Askeri savaşın sebep olduğu can ve mal kaybı henüz tam tespit edilmiş değil, kaldı ki kayıplar devam da ediyor. Ancak, dünya ekonomisinin mal ve hizmet üretim maliyeti artışmış, enerji yetersizliği nedeniyle de pazara sunum talebin gerisinde kalmıştır. Önümüzdeki dönemde dünya ekonomisinin tüketicileri ihtiyaçlarını temin etmekte sıkıntı çekecek, bulduğunu da satın almakta zorlanacaktır. Ve, bu savaştan sonra dünya artık tek kutuplu kalmayacak; AB’yi kuyruğuna takan ABD karşısında Rusya ve İran ile bütünleşmiş güç olma yapısını gerçekleştirebilecek olan Çin ikinci kutup olarak peydahlanacak.
Dünyanın hali böyle; ya Kıbrıs?! Dünyanın yaşadığı sorunlar elbette adanın tamamında da yaşanacaktı, yaşanıyor… Şiddetli bir askeri güvenlik sorunu yaşanmayabilir, Dünya Ekonomi Savaşı’nın olumsuzlukları yaşanacak ama… Petrol fiyatları nedeniyle KKTC’de akaryakıta bir haftada iki kez ve önemli oranda zam yapıldı. Ekonominin her sektörünün çalışan ve çalıştıran örgütleri hükümeti şiddetle eleştirdi. İki nedenle haksızlık yapıyorlar… Birinci neden: Bu savaş yok iken bu hükümet ekonomiyi iyi mi yönetiyordu ki, şimdi iki zam ile kötü yönettiği iddia edilsin?! İkincisi, zaten Dünya Ekonomik Savaşı’nın konjonktürüne girilmiştir, olumsuz etkilerinden yalıtılmış kalmak olası değil… Şimdiki KKTC hükümetinin etkin önlemler alacağını beklemek de saflık olur; ekonomi yönetiminde ne kadar başarısız olduklarını son dört yıl içinde göstermişler, ispatlamışlardır.
Ne mi olacak?! Bu hükümet sürdükçe, kaçarı yok, KKTC halkı büyük sıkıntılar içinde olacak… Dünyanın yaşadığı krizden önce de borçlanma ile mükellefiyetlerini yerine getiren bir hükümet vardı; borçlanmaya devam edecek… Hükümet üyelerinin gailesi yok… Nasıl olsa ilk genel seçimde kaybedecekler, “Gelecek olan CTP hükümeti çeksin gaileyi” havasındalar… Bu arada da pazara mal ve hizmet sunan tüm sektörler ile tüketenler krizlerle boğuşacak… Şimdiki hükümetin marifetiyle kurulacak kriz masası falan da kurtarmaz.
Çok mu karamsar oldu… İyi haber?! BM Genel Sekreteri (BMGS) Guterres Türkiye’de ve Türkiye Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan kendisine “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü verdi… Görüştüler de… Bölgedeki cadı kazanını ve Kıbrıs sorunu çözüm süreci konusunu konuşmuşlardır. CB Erdoğan, Hristodulidis’in BMGS tarafından zapt-ı rapta alınması halinde, elini taşın altına koyabileceğini tekrarlamış olabilir… BMGS gelecek hafta Brüksel’de Hristodulidis ile görüşecek… Zapt-ı rapt operasyonu başlayabilir. Hele bir görüşsünler bakalım