İNSAN DOKUNUŞU

Neşe Yaşın

Bu yazın zihnimdeki fotoğraflarına bakarken hep bir acı kaplayacak içimi. Hele dün kaydettiğim o görüntü.  Gümüşlük Akademisi’nde gerçekleşebilecek bir proje için ziyaret ettiğim Suriyeli galerici Adnan Alahmad’ın ülkesinde çektiği bir videoyu bize izletirken birden gözyaşlarına engel olamayıp balkona çıkışı. Dünden beri bir mühür gibi belleğime vurulmuş durumda bu balkonda sessizce uzaklara bakan, kanatlanan kalbine, yakıcı anılarına söz dinletemeyen cüsseli yalnızlık anıtı. Şu an bile gözyaşlarımı tutamıyorum. Yaz boyunca hemen hemen gittiğim her yerde yerlerinden edilmiş insanlar, hayatın bir çelişkisini vurgular gibi çıkıveriyordu karşımıza. Plajda güneşlenenlerin yanında sokaklarda uyuyan bir halk… Bir yanda sürüp giden savaş, kimilerinin aşağılık çıkarları için ölüme gönderilen gençler, cenazeler başında yakılan ağıtlar, isyan çığlıkları…

Yenilen yemeğin boğazda düğümlendiği, atılan kahkahanın utançla yarım kaldığı, mutlu anların suçluluk tarafından teslim alındığı bir yazdı bu.
Keder ve mutluluk, sıkıntı ve keyif bir arada kuşkusuz ki… Zulme yenik düşmemek, hayatın güzelliklerine, keyifli anlara sahip çıkmak da önemli…
Son haftalar yıkımın ve acının boyutuyla sersemlediğimden ne desem, ne yazsam boş duygusu sarmıştı beni. Şimdilerde bir yerinden tutmalı, bir şeyler yapmalı noktasındayım.
Hayatın ne getireceği hiç belli olmuyor. Aslında böylesi zamanlarda mutluluğa, keyifli anlara daha çok koşmak istiyor insan. 2. Dünya Savaşı sırasındaki çılgınca eğlenceleri daha iyi anlıyorum şimdi. Hayatımızın her an zalim kararlarla elimizden alınabileceği, ülkemizden kaçmak zorunda kalabileceğimiz, her şeyimizi bir anda yitirebileceğimiz bilgisi dehşet verici.

Geçenlerde hayatta kendini yönsüz bir kırlangıç gibi hisseden, yaşlanma telaşına kapılan bir arkadaşımı rahatlatmak için manzaranın güzelliğinden ve yaşadığımız bu anın ne kadar özel olduğundan söz ettim.
Hepimiz birer anı toplayıcıyız bu dünyada… Ve bütün bu biriktirme telaşı içinde anılardan daha değerli bir servet yok gibi. Bazen koca bir gün içinde mücevher kutumuza koyacak özel bir an bulamayız. Bazense yaşanan gün öylesine özeldir ki hayat boyu yayar ışığını.

Yaşlanma telaşı yaşayan herkese söyleyebileceğim zaman denen şeyin ne kadar izafi olduğudur. Hayatımızın bazı günleri başka hayatların ya da kendi hayatımızın yıllarına bedeldir.
Savaştan kaçan pek çok insan onca acıya rağmen canlarını kurtarmış olmanın, yaşıyor olabilmenin mutluluğunu taşıyor aslında. Bütün zorluklara rağmen yeni bir hayat kurabilmek mümkündür her zaman. Hayatın sürprizleri hep oradadır. Kaybettiklerimizin yasını tutarken bizden alamayacakları anılarımızın mücevher kutusuna bakıp bir miktar avutabiliriz kendimizi. Hayatı iyileştirmek için bir dokunuş, karanlığı kırmak için bir mum yakmak her zaman elimizdedir.

İnsan her şeyin geçici olduğunu bildiği zaman daha da sımsıkı sarılıyor, derinlemesine yaşamaya çalışıyor karşısına çıkan güzellikleri.
Hayatı dönüştürebileceğimizi bilmek, bu dünyada kötülük kadar iyiliğin de bir tarihi olduğunu anımsamak iyi geliyor insana.

İnsana en çok başka insanlar iyi geliyor. Birilerinin acıyı paylaşması, onca vicdansızlığa karşı durup isyanını haykırması, adaletin sesini dillendirmesi… Zalimlerin yok etmeyi başaramayacakları budur işte. Sevdiklerimizi elimizden alabilir, ülkemizi cehenneme çevirebilir, değerli bulduğumuz her şeyi yakıp yıkabilirler ama güzel kalplerimizi yok edemezler. Hayat bazen bir ölümü bile başkalarına verdiği ışık ve direnme azmi ile ödüllendirir. Bütün bir ülkeyi, dünyayı ağlatan ölümler vardır bazen.
Hiçbir şey yaşıyor olmaktan, nefes alıyor olmaktan değerli değildir ama.

Dün Suriyeli galerici Adnan Alahmad’ın bütün yıkıma karşın ülkesinin sanatçıları için çırpınışını, savaşa ve zulme yenik düşmediğini gördüm. Arkadaşı Hüseyin Emiroğlu ona destek için hep yanındaydı. Bu korkutucu dünyada hepimizin küçük de olsa yapabileceği bir şey var; bunu hissettim ve iyi geldi bana.