İnsan bir mucizedir

Neşe Yaşın

Son günlerde geçmişe, çocukluğa, ilk gençliğe dair anılara dalınca hayat algımızın evrimi şaşırtıcı geldi bana… Bu biraz da mekânlar ve insanlara yaptığım bazı ziyaretlerle ortaya çıkan bir şaşkınlık hali. Zaman tüneline girmişim gibi hissettim birden kendimi. İki arkadaşımla yıllar önce birlikte çok vakit geçirdiğimiz bir odada buluşunca akıp giden hayatla birlikte gelen değişimlerin bazı ince detaylarına takıldı kafam. Her dönemin farklı bir atmosferi, ruhu, duygusu var ama o dönemlerde kaç yaşında olduğumuz, hayatın neresinde durduğumuz da önemli.

Üç kadın, yıllar sonra aynı odada sohbet ederken birden dalgınlaşıp geçmişteki hallerimize doğru çevirdim anılar kamerasını. Zaman akıp gitmiş. Biz eskiden beri taşıdığımız renklerin farklı tonları halindeyiz. Çocuklar büyümüş, biz olgunlaşmışız ama dünyanın atmosferi, dönemin rengi, müziği, duygusu da değişmiş.

Geçmişteki o huzursuz, kaygılı, gergin, tırmalayıcı gençlik hezeyanlarının yerini alan bu hayatı daha iyi kavrayıp sırlarına daha çok hâkim olduğumuz kemale ermişlik hali hüzün vermedi bana… Yaşın ilerlemesinin bir kedere tekabül etmesi beklenir ya hep… Bu olgunluğu sevdiğimi, gençliğin çiğliğinden, sayısız seçenek ve hayal içinde kaybolmuşluğundan kurtulmanın, yolunu çizmiş, beklentileri dizginlemiş olmanın güzel bir yanı olduğunu düşündüm.

Geçenlerde yaş algımızın göreliliği üzerine düşünmeme neden olan bir ortamdaydım. Bir 76’ıncı yaş, doğum günü partisinde. Boğazda bir teknedeydik ve İstanbul’un büyüsüne kapılmış ilerliyorduk. Uzun yıllarını birlikte geçirmiş 70’lerindeki bazı ihtiyar delikanlıları izlerken,  ilerleyen yaşla birlikte ulaşılan birikim ve bilgeliğin değerini hissettim. Manzaranın renk cümbüşüne, gecenin müziğine dalmıştım ki birisi yanıma gelip “ Biz hepimiz bu okuldan mezun olduk” diye şimdilerde Mimar Sinan Üniversitesi olan eski Güzel Sanatlar Akademisi’ni gösterdi. Gece muhteşemdi… Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde bir teknedeydik. Müzikle coşup dans edenler 70 yaşı devirmiş bazı delikanlılardı. Her biri sayısız değerli anılarla yüklü eşsiz birer kitap gibiydiler. Uzun bir hayat boyunca belki de birbirleriyle didişmişler, ilişki gelgitleri yaşamışlar ama ayrılmamışlardı. İçlerinden birisi 76. Yıl pastasını üflüyordu ve oradaydılar. Şehir, ülke, dünya değişmiş, sayısız karanlık döneme tanıklık etmişlerdi ama bu “Karlı kayın ormanında” yürüme halinin efkârı bile hayatın müziğine, rengine, büyüsüne dâhildi…

Yaşla birlikte gelen bir başka kavrayış, hayatın her anının aslında ne kadar değerli olduğu ve heba edilmemesi gerektiği… Yaşanılan dönemler, ülkenin koşulları ne olursa olsun hayatın içinde hep bir şiir var gibi geliyor bana… Savaşları, hapishaneleri, işkenceleri küçümsemiyorum ama buralardan geçen insanların bile hayata nasıl bir tutkuyla sarıldıklarını görmek umutlandırıyor beni. İnsanın onca olumsuzluğa direnebilen, kendini onarabilen gücüne hayran kalıyorum.

Yeni bir sabaha uyanırken düşünüyorum bazen bu günü heba etmeden nasıl yaşarım diye… Hayat her zaman böyle düşünmeme izin vermiyor tabii… Bazen derin bir bıkkınlık, bir türlü olamayana karşı bir hayıflanma, dünyanın gündemlerine dair bir isyan ya da derin bir keder de yaşayabiliyorum.

Bütün bunlara rağmen hala burada olmanın mutluluğu hiçbir şeye değiştirilemez diye düşünüyorum. İstersem pek çok şeyi yapabilirim, hayatı değiştirebilirim duygusuna kapılıyorum. Buna inanmak bile iyi geliyor bana.

İnsanın çok çaresiz, çok zor zamanları da oluyor kuşkusuz. İçinden çıkamayacağını sandığın kör kuyularda merdivensiz bırakılmış da olabiliyorsun ama hayatın hep elini uzatan bir yanı var.

Tut ki bir dal kırıldı içinde. O dalı alıp bir sanat eseri yapabilirsin. Tut ki terk edildin, ihanete uğradın, ya da suçluluk duygusu sardı her yanını… Onarabilirsin istersen kendini…

Neden böyle mi düşünüyorum? Çünkü yıkıntı halindeki bazı insanların nasıl ayağa kalktıklarını, kendilerini küllerinden nasıl yeniden yaratabildiklerini gördüm hayatta. Yenik düşenleri de gördüm kuşkusuz ama onlar da birazcık daha direnseler, ya da onlara bir el uzatsak kurtulabilirlerdi belki.

İnsan bir mucizedir isterse… Kendine ve başkalarına…