If their golos on the isgemle, they are All Right Jack!

Serhat İncirli

Başlıcık da yarı İngilizce, yarı Elence!

Arapça da olabilirdi!

Mesela Kuran-ı Kerim’in orijinal dili gibi!

-*-*-

Neyse; Nisa Suresi’ni bu sayfada bir başka yazıda yazdık...

“Kadına dayak” hafifinden ağırından kabul edilebilir değildir!

Sapıklıktır, sapkınlıktır...

-*-*-

Nerede kabul edilebilir değildir?

Medeni bir hukuk devletinde...

Gerçek demokrasilerde...

-*-*-

Ama Nisa Suresi’nin 34’üncü ayeti ya da bölümü, şeriatla yönetilen ülkelerde gayet rahat uygulanmaktadır...

-*-*-

Bir soru daha; “Efendim, özgür düşünce, sadece solcular için midir?”...

Elbette değil!

Devletin laik ve demokratik bir hukuk devleti olması halinde, örneğin KKTC’de, bizim müftü gibi düşünmek ya da konuşmak yasaklanmalı mıdır?

Kesinlikle hayır!

İsteyen Nisa Suresi’nde yazdığı gibi düşünmekte serbest olabilmelidir!

Düşün tabii ki de “uygularsan”, “darp” olur, hapisliği vardır!

-*-*-

Haaaaa, “düşün” tabii ki!

Hatta düşünceni git açıkla da istersen!

Ama bunu “devlet” olarak, “devlet adına”, “Allah’ın emri” diye yapamazsın!

Konunun en ağır tarafı buradadır!

-*-*-

KKTC Din İşleri Başkanı, Türkiye’den atanmıştır...

Yasadışı vatandaşlık verilmiştir...

Uluslararası hukuk dışındayız zaten ama bu hukuk türü de “iğfal” edilerek kendisine apar topar vatandaşlık verilmiştir ki bu zaten apayrı bir meseledir...

-*-*-

Ancak, asıl yanlış ve tabii ki bizzat işgalin ta kendisi olan, ilgili şahsın “devletten aldığı maaşla” “şeriat” propagandası yapmasıdır...

Devlet memuru olarak, laik, demokratik, hukuk devletine son derece “aykırı” davranmasıdır...

Ve devlet adına tüm kişi veya makamların bu konuda tek bir şey söylemekten çekiniyor olmasıdır!

-*-*-

Yoksa, Kıbrıslı hoşgörüsü der ki, “... Amedim guzzum, git cemaatinle nasıl seks yapılacaksa yap, bize ne!”

-*-*-

Ya da sevgili Ahmet hocam, çık mertçe, “... Yaşasın şeriat” de, bilelim!

Korkma, Ersin mersin, Ünal münal “gık demezler”...

Kıbrıslı da der ki, “... If their golos on the isgemle, they are All Right Jack!”

Sorry!

Let mi çevireyim genni!

Onları ilgilendiren, bir tek kıçlarının oturduğu sandalyenin sağlam olmasıdır!

Bütün toplumla maytap geçsen de umurları olmayacaktır!

Hatta yürü Amedim da gorkma!


Tatar görevden alınır mı?

“Olmaz öyle şey ya hu!” mu diyorsunuz?

Bu ülkede “imkansızdır, olmaz, olamaz, yapamazlar” diye bir şey mi kaldı?

Kesinlikle “olabilir” diyorum!

Haaa pardon, “ne olabilir”i anlatmadık değil mi?

-*-*-

Başlıkta belirtmiştik ama yine de hemen anlatayım!

Ersin Tatar, “Cumhurbaşkanlığı” görevinden alınabilir mi?

“Ne gereği var, ayrıca mümkün değil...” diyebilirsiniz ama gerçekten, bu ülkede, kesinlikle mümkündür...

-*-*-

Ve hepsinden acısı nedir biliyor musunuz?

Böyle bir şey olsa, yani açık söyleyeyim, Türkiye’den bir ses, “alın bunu oradan” dese; şu anda Tatar’ın yanında veya çevresinde duran kimseden “gık” diye ses çıkmaz!

İtiraz eden bulamazsınız!

O’nu bile savunmak, yine bu ülkenin “solcusuna” yani “çok üzgünüm ama”, gerçek evlatlarına kalır!

-*-*-

Konusu açılmışken söyleyeyim, Tatar’ı görevden mi alıyorlar?

Bunun söylentisi dolaşıyor ortalıkta ki bu söylenti bile, makamın seviyesinin ne hallere düştüğünü çok net bir şekilde göstermektedir...

-*-*-

Gerçekten Tatar görevden alınabilir mi?

“Atandığı gibi alınır” demek çok zor, sonuçta “bir seçim” yapıldı ve o göreve getirildi...

Ayrıca, daha önce benzer bir durum hiç yaşanmadığı için, “görevden alınma proesdürü” konusunda tecrübemiz yok...

-*-*-

Ancak, “sağlığı bozuldu” denirse işlem başlar...

Sağlığının bozulduğunu ispat etmek çok mu zor?

İki konuşmasını değerlendirin, yangına ve cenazede çekilmiş gülümserkenki fotoğraflarını yayınlayın, bence yeter ve artar bile...

-*-*-

Ama gerçekten mesele o değil!

Mesele, hem o makamın, hem de ülkenin geldiği ya da getirildiği yerdir.

Bugün birileri Türkiye’den emir gönderse ve “indirin Tatar’ı aşağıya” dese; tek bir UBP’li, tek bir DP’li ve tek bir YDP’li, “ne oluyor, ne yapıyorsunuz?” diye sormaz!

Ertesi gün de hayat devam eder!

Haaa Ersin Tatar’ın kendisi de “ne oluyor?” diye soramaz!

Acı olan budur...

Acı olan, geldiğimiz – getirildiğimiz bu salya sümük noktadır!

-*-*-

Eşit ve egemenmiş?

Tahsin abim da deyyor ki, “Federasyon bir daha görüşülmeyecek”miş!

-*-*-

Be abi, “otur, yat, kalk, açıkla, konuş, sus” gibi talimatlara yüzde yüz itaat ediyorsunuz; Ersin beyi görevden alsalar, bir gün sonra “Ersin da kim?” diye soracak haldesiniz; “evet federasyona geri dönüyoruz” dendiğinde, yine mi dağa çıkacaksınız?

Yapmayın Allah aşkına!

Ne egemenliği, ne eşitliği!

“Müftünüzün eşitliği ve egemenliği” dedirtmeyin bana!


Laik bir hukuk devleti mi şeriat devleti mi?

Kuran’da Nisa Suresi var...

Bu surenin 34’üncü bölümünün Türkçe açıklaması şöyledir:

-*-*-

“Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta ve ailenin geçimini sağlamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın kendilerini koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar... (Gayb nedir? Gayb, İslam inanışına göre görünmez anlaşılmaz yani akıl ve 5 duyu ile algılanamaz âlem. Yani kadınlar bir şekilde görünmez olurlar gibi...) Evlilik yükümlülüklerini reddederek başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları dövün. (Bazı iyi niyetli Türkçe açıklamalarda “dövün” kelimesinden önce “hafifçe” ifadesi eklenmiştir...) Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür...”

-*-*-

Şeriat bunu emreder...

Kadın “dövülebilir”dir!

Kadın, “erkeğe itaat edendir, etmelidir...”

-*-*-

Efendim, bunu savunmak olur mu?

Ben savunmuyorum!

Yanlış olduğu inancındayım!

-*-*-

Ahmet, Ersin, Ünal, Ali ve de Veli savunuyor mu?

Sibel, Ayşe, Fatma bu durumu kabulleniyor mu?

Vallahi umurumda değil!

-*-*-

Ancaaaaak; laik bir hukuk devletinin maaşıyla, bir kuruma, daireye memur veya amir olarak atanan kişi bunu savunursa, haliyle “suç” işlemiş olmaz mı?

-*-*-

“Kadın sana itaat etmezse döveceksin” ama “hafif vur kardeşim”...

Bu mudur?

-*-*-

Bu olmamalıdır!

Ve Din İşleri Başkanı, “Ahmet olarak” böyle düşünebilir ama “Başkan” olarak düşünemez...

Kesinlikle istifa etmelidir ve evet, evine dönmelidir...

Evine dön Ahmet!


Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa...