İçimizdeki sınırlar

Cenk Mutluyakalı

Kendimizi, yaşadığımız adayı ve dünyayı anlamaya başladığımız ilk günden beri bu ülkeyi “sınırsız” sevdik.
Yani “barikatsız.”
Bizim bilincimiz, öğretimiz, düşümüz hep bu oldu…
Bir gün hiçbir barikat olmayacak yurdumuzda, hiçbir bölünme, hiçbir sınır olmayacak.

İşte o nedenle…
Şimdi “yeni geçiş kapıları” gündeme gelir ya…
Hangisi olsa “açılsın” derim.
Böylesi bir yaklaşım beklerim…
Tüm barikatlara karşıyken, herhangi birinin açılmasının "müzakere" edilmesini anlamam…

***
Kendi bilincimize vardığımız, yaşadığımız dünyayı sorgulamaya ve hayatı kendi aklımızla yorumlamaya başladığımız ilk günden beri hep derdimiz oldu içimizdeki sınırlarla…

Fotoğraf sanatçısı Emel Sefer’in “İçimdeki Sınır” sergisini de bu duyguyla ziyaret ettim.
Bir yandan ‘güven yaratıcı’ dedikleri önlemler kapsamında yeni geçişler de masadayken…

“İnsan, sınır olmadan kimliğini kuramıyor maalesef” diyor, Gılcan Mete Delibay.
Serginin küratörü…
“Ancak bu sınırlar katılaştığında, bir koruma kalkanı olmaktan çıkıp zihinsel bir gettoya dönüşüyor.”
Böylesi bir “katılaşma” ile zaman zaman yüzleşiyoruz galiba…
Yüzleştikçe de yabancılaşma ve yalnızlaşma çoğalıyor.

***
Kıbrıs adasında yarım asırdan fazladır “bölünme”yi körükleyen bir ezber var.
Birbirini “insan” değil “etnik kimlik” olarak görmeye zorlanıyor toplumlar…
Böylece “ortak yurt” kavramı da şeytanlaştırılıyor.
Düşmanlık dili, her daim kendini "mağdur", ötekini "suçlu" gören bir anlayış üzerinden örülüyor.

Atatürk Kültür Merkezi’ndeki “İçimdeki Sınır” sergisini biraz da bu ortama itiraz gibi görüyorum.
Sınırı coğrafi bir gerçeklik olmaktan çıkararak insanın bedeni, belleği ve bilinci üzerine yerleştiriyor.
Dikenli teller, ipler, çatlamış duvarlar, variller, yasak levhaları ve insan yüzleri…
Her görüntüde biraz “eskitme”, biraz “yıpranmışlık.”

Sanatçı, fotoğrafın belgesel niteliğini aşarak insan bedenini ve mekanı, geçmişin izlerini taşıyan birer bellek alanına dönüştürüyor.

Sergideki eserler ne tam olarak fotoğraf ne de resim aslında… Dijital kolajlar ve çoklu pozlamalarla oluşturulmuş deneysel çalışmalar… Dijital teknolojinin sanatı ve fotoğrafı taşıdığı yeni bir aşamayla yüzleşiyoruz giderek… Bir de yurdumuzla, kendimizle…
Üst üste binen görüntüler, silinen ve yeniden beliren yüzler…
Sanki Kıbrıs'ın parçalanmış belleği de bu görsel katmanların arasında kendine bir yer arıyor.

Hepimizin sorgulaması gereken şu…
Sınırlar yalnızca toprağı mı bölüyor, yoksa zamanla insanın zihnine, kimliğine ve başkalarıyla kurduğu ilişkilere de mi yerleşiyor?

***
Kıbrıslı liderler yeniden buluştu ve Kıbrıs’ın tek karma köyü Pile’de düzenlenecek festivale birlikte katılma kararı aldılar.
Bu sembolik “yakınlık” bile pozitif bir ortam yarattı.
İçimiz ısındı…
Yüzler güldü...
Öylesine yorulduk ki gerilimden, mesafeden, suçlamalardan karşılıklı…

Çocukluğun saf dünyasından çıkıp hayatın gerçekleriyle yüzleştiğimiz, kendimizi ve yaşadığımız dünyayı sorgulamaya başladığımız ilk günden beri Kıbrıs’ı tek bir ülke olarak anlattılar bize…
Eğitimin ve siyasetin "resmi dili"ne inat!
Öyle sevdik…

Umarım bu sevdaya, bu bilince, bu düşe eşlik eder liderler de…
Her daim…