İbadet, siyasetin makyajı olduğunda

Cenk Mutluyakalı

Yine bir “samimiyetsizlik” mevsimi…

Oruç tutmayanların iftar sofralarında en ön safta boy göstermesi, yetmezmiş gibi bir de “oruç bozma” mizanseni sahnelemesi…

Gerçekten inanan, ibadetini vicdanıyla baş başa, gösterişten uzak yaşayan insanlara ne büyük haksızlık.

***
Kocaman “iftar çadırları” ise başlı başına bir gösteriye dönüştü.

Bu ülkenin ölçeği küçük. Amaç gerçekten paylaşmak ve el uzatmaksa; yerel yönetimler aracılığıyla o yemekler sessizce evlere ulaştırılabilir ya da üniversite yemekhaneleri üzerinden öğrencilere düzenli destek sağlanabilir. Ancak mesele yalnızca yardım değil; mesele “görünmek”.

***
Peki, bu manzaraya bakıp sormak gerekmez mi:
Ülkede yoksulluk bu kadar mı derinleşti?
Hani o dillerden düşmeyen “zenginleşme” neredeydi?

İftar çadırlarının her geçen gün büyümesi, yardıma muhtaç insan sayısının arttığının mı kanıtı, yoksa din ve inanç istismarının yeni bir sahnesi mi?

***
Din istismarı demişken…

Türkiye’de süren bir tartışma bizi de yakından ilgilendiriyor. Çünkü siyasal iradesini dışarıya devretmiş, “Türkiye’den hangi talimat gelirse kayıtsız şartsız uygularım” diyen bir anlayışla yönetiliyoruz.

Kirli” yönetimin bu nedenle sırtı sıvazlanıyor...

“Kir” sözcüğü mecaz değil. Rüşvet, sahte diploma, kumarhane ilişkileri, ihale dosyaları, mafya iddiaları, yandaş istihdamı… Hepsi ortada.

***
Türkiye’de yeni bir “laiklik” tartışması var.

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Ramazan ayı boyunca okullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı etkinlikler düzenlenmesi için talimat verdi. Üstelik okul öncesi ve ilkokullar dâhil.
(Henüz buralara düşmedi talimat sanırım...)

Öğrencilere “adalet, merhamet, vatanseverlik gibi millî ve manevî değerlerin kazandırılması” denilerek kulağa güzel gelen hedefler seçilmiş. Ancak uygulamada “Ramazan Günlüğüm” adı altında çocuklardan her gün duygu ve düşüncelerini kayıt altına alması isteniyor; etkinliğe katılanlar ve katılmayanlar tek tek işaretleniyor…

Bu, bir yönüyle fişleme. Diğer yönüyle küçük yaştaki çocukların inanç üzerinden araçsallaştırılması.

Bu nedenle aralarında akademisyen, yazar ve gazetecilerin bulunduğu 168 isim, 19 sivil toplum örgütüyle birlikte “Laikliği birlikte savunuyoruz” başlıklı bir metin yayımlayarak uygulamaya karşı çıktı.

Bu itiraz dine değil; devletin din üzerinden şekillendirilmesine yöneliktir.

***
Lütfen beni de sahura kaldırın” yazılı kapı sembolleri hazırlatılıyor çocuklara… 5-6 yaşındaki çocuklara hem de...

İnsan ve doğa sevgisini, çocukluğun masumiyetini yaşatmak yerine; bilimi, sanatı, gözlemlemeyi, sorgulamayı, özgür düşünceyi ve dünyayı öğretmek yerine…

Lütfen bana demokrasi ve özgürlükleriyle gurur duyacağım bir ülke yaratınız” yazılı kapı askıları hazırlatılsa keşke çocuklara...

***
Bizi de ilgilendiriyor, çünkü yarın burada neyin sıraya gireceğini bilmiyoruz.

İnternet altyapısının ve tüm verilerimizin kayıtsız şartsız devrinden sonra insanlar soruyor: “Şimdi ne var sırada?”

Bu yönetim gidecekse… Hem de yine ezici bir yenilgiyle... Son birkaç aya ne sığdırılır? Ülke nasıl biraz daha kuşatılır?

Mağusa İlahiyat Koleji mi? Limanlar mı? Başka hangi protokol?

İbadet, siyasetin makyajı haline geldiğinde en büyük yarayı yine inanç alır. Sahiden; o kadar birikmiş utancın bir bardak su, bir hurma, bir avuç zeytin ve bir duayla ortadan kalkacağını mı sanıyorlar?