Ülkemizde son günlerde yaşananlar, yalnızca bir siyasi kriz değil; toplumun sabrının taştığı, demokratik reflekslerin güçlü bir şekilde ortaya çıktığı tarihsel bir eşiktir.
Sokaklara taşan öfke, Meclis’te kilitlenen süreç ve hükümetin içine düştüğü çaresizlik, artık görmezden gelinebilecek boyutların çok ötesine geçmiştir.
***
Başbakanlık makamında oturan Ünal Üstel liderliğindeki hükümetin, toplumun geniş kesimlerinin tepki gösterdiği yasaları ve düzenlemeleri dayatmaya çalışması, halkı kaçınılmaz olarak sokağa itmiştir.
Bugün yaşanan genel grevler ve kitlesel eylemler, herhangi bir siyasi manipülasyonun değil; doğrudan doğruya halk iradesinin bir yansımasıdır.
İşçiler, öğretmenler, kamu çalışanları, emekliler ve gençler, ortak bir sesle “Artık yeter! Hükümet İstifa!” diye haykırmaktadır.
***
Bu eylemler, demokrasinin en temel unsurlarından biridir.
Halk, kendisini temsil etmeyen, taleplerine kulak tıkayan bir yönetime karşı en meşru hakkını kullanmaktadır.
Nitekim Meclis’te yaşanan tıkanıklık ve hükümetin karar alma süreçlerindeki acziyeti de bu kopuşun açık göstergesidir.
Bir ülkenin yönetimi, kendi halkıyla bu denli karşı karşıya gelmişse, orada ciddi bir meşruiyet sorunu var demektir.
***
Ancak bu sürecin en kaygı verici yönlerinden biri, bazı polis güçlerinin eylemcilere yönelik tutumudur. Bunu söylerken de meclis çevresinde konuşlanan ve eylemcilere karşı makul davranan polisleri tenzih ediyorum.
Eylemcilerin haklı protestolarına karşı kullanılan orantısız güç, özellikle biber gazlı müdahaleler, demokratik bir toplumda asla kabul edilemez.
Polis, halkın karşısında değil, güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu halkın yanında durmalıdır.
Aksi halde, bu tür müdahaleler yalnızca öfkeyi büyütür, toplumsal yaraları derinleştirir.
***
Bugün gelinen noktada, hükümetin hâlâ geri adım atmamakta ısrar etmesi, krizi daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramamaktadır.
Üstelik Ankara ziyaretini dahi ertelenmek zorunda kalınması, yönetimdeki tıkanıklığın artık dış politikaya bile yansıdığını göstermektedir.
***
Bu tablo karşısında yapılması gereken açıktır.
Ünal Üstel hükümeti, daha fazla zaman kaybetmeden istifa etmeli ve halkın iradesine yeniden başvurulmalıdır.
Çünkü demokrasi, yalnızca seçimlerden ibaret değildir; aynı zamanda halkın sesine kulak vermeyi, gerektiğinde sorumluluk almayı ve çekilmeyi de gerektirir.
***
Kıbrıslıtürkler bugün sokakta yalnızca bir yasaya ya da bir karara karşı çıkmıyor.
Aynı zamanda, kendisini yok sayan bir yönetim anlayışına karşı duruyor.
Bu duruş, küçümsenmemeli; aksine, demokratik bir toplumun en sağlıklı göstergelerinden biri olarak görülmelidir.
***
Unutulmamalıdır ki, hiçbir iktidar halktan daha güçlü değildir.
Ve halk konuşmaya başladığında, en doğru adım onu susturmaya çalışmak değil, dinlemektir.