Hristodulidis Holguin’e Karşı

Kutlay Erk

BM Genel Sekreteri’nin (BMGS) kişisel temsilcisi Holguin’in bir Kıbrıs Rum gazetesinde yayınlana makalesinin hemen ardından Kıbrıs Rum siyasetinde nerdeyse yer yerinden oynadı; Hristodulidis ve şürekası Holguin’i “Türk tarafının Truva atı” olmakla niteleyecek kadar açık ve ağır eleştiriler yaptı.

Hemen şunu kaydetmek gerek; Kıbrıs Rum siyaseti evvelden beri Kıbrıs sorununu çözmek üzere müzakere masasına oturulacağı aşamada BM’nin Kıbrıs özel temsilcilerini hep aynı veya benzeri sıfatlarla niteledi… Ne Alvaro de Soto, ne de Alexander Downer bundan kuruldu; Girne Limanı’nda yemek yiyeni bile bu nedenle lanetlediler… Eski hamam eski tas… Terk etmedikleri bu geleneksel stratejilerinden muratları BMGS temsilcisini etki ve dahi baskı altına alıp, kendi saflarında olmasını sağlamak… Downer’e imalı şekilde BM’nin Kıbrıs bütçesinin yarısını kendilerinin karşıladığını, yani maaşının yarısını kendilerinin ödediğini bile ifade etmişler, o da “Bunu bilseydim, bu görevi kabul etmezdim” diye tepki gösterince, Downer’e baskının ters tepmesinden ürkerek daha sakin kalmışlardı…

BMGS’nin de desteklediğini ve mutabık olduğunu açıkladığı o makalesinde Holguin neler yazdı? BM Ölçütlerinde 5+1 Gayri Resmi ve/veya Resmi görüşmelerin başlayabilmesi için birçok ön hazırlığın yapılması gerekiyormuş… Liderlerin iç sorunlar bağlamında daha üretken olmalarına, birbirlerine daha fazla güven tesis etmelerine, Güven Yaratıcı Önlemler uygulamayı başarmalarına ihtiyaç varmış… Ayrıca, liderlerin bire-bir görüşmelere devam ederek küçük de olsa, ortak kararlar alabilmelerini BM önemsiyormuş; böylece resmi müzakere sürecini Temmuz’da başlatacak ve mümkün olan en iyi şekilde sürdürebilecek yöntemi araştırıp bulabileceklerine inanıyormuş. Holguin diyor ki, ne kadar çok ön hazırlık, olumlu ve yaşayabilir sonuca ulaşmak için o kadar çok şans… Ve müzakerelerde ilerlemeyi temin etmek için Temmuz ayına kadar beklemek de en iyisi olacakmış.

Sen misin bunları söyleyen?! Hristodulidis ve şürekasına göre Temmuz’u bekleme “Yapay bir olgu” imiş; Hristodulidis’in AB Dönem Başkanlığının ve Mayıs ayında Güney Kıbrıs’ta yapılacak genel seçimlerin Kıbrıs sorunu müzakere sürecini başlatmayı Temmuz’a kadar bekletmeye neden olamazmış… Hristodulidis gelecek hafta bile müzakerelere oturabilirmiş; zaten çok da zaman kaybedilmiş…

“Konuşana bak” derler… Hani diplomasi var ya ve BM de bunu çok uygular ya, bazan uygulayan taraf esir kalır… Yani şimdi BM diplomasiyi boş verse ve Hristodulidis’e “Evet çok zaman kaybedildi çünkü siz BM girişimleri olan Annan Planı’na onay vermediniz, sonrasında da Crans-Montana’da masayı devirdiniz.” dese Kıbrıs sorununda BM diplomasi esiri olmaktan kurtulacak. 

Cumhurbaşkanı (CB) Erhürman bu ayın başında BMGS ile New York’ta görüşmek için randevu istedi ve BMGS de hemen randevu verip on gün sonra New York’ta görüştüler; Hristodulidis ise bu görüşmeden hemen sonra değil de Holguin’in makalesinin yayınlanmasını hemen ardından BMGS ile görüşme randevusu talep etti. Tarihi de BMGS’ye bırakmadı, Mart’ın ilk haftasında diyerek, belli ki pek de istekli olmayan BMGS’ye geç tarih verme tercihi bırakmadı…

Hristodulidis CB Erhürman’ın BMGS ile olan görüşmesine kendince yorumlar yaparak önemini düşürmeye, Türkiye’nin tezlerini desteklermiş gibi sorgulayarak CB Erhürman’ı farklı lanse etmeye çalıştı; stratejisi, Kuzey Kıbrıs insanında kafa karışıklığı yaratmaktı… Başaramadı… Bir de Holguin’in makalesi yayınlandı ya,  tüm algı operasyonları somut olarak etkisizleşti… Mart’ta BMGS ile New York’ta görüşmesinin ana gündem maddesi herhalde, BMGS’nin kişisel temsilci olan Holguin’in, müzakere süreci başlarsa BM’nin resmi temsilcisi olmasına karşı çıkacağını bildirmek olacak…

Holguin’in makalesininden CB Erhürman ile benzer düşündüğü anlaşılıyor; ancak müzakere süreci için metodoloji önerisi yapan CB Erhürman da ilhamını BMGS’lerin açıklamalarından, raporlarından ve dahi BM Güvenlik Kurulu kararlarından almıştı. Dolayısıyla, Holguin mi CB Erhürman ile benzer düşünüyor, CB Erhürman mı BM ile benzer düşünüyor diye de yorumlanabilir…
Bu noktada, bir de kendi içimizdeki yorumlamalara bakalım… CB Erhürman’ın önerdiği metodolojiyi eleştirenlerimiz var; eleştirilerinde, CB Erhürman’ın Türkiye’ye uyumlu bir siyaset değişikliğine girdiği ve görüşme sürecini ötelemeye çalıştığı, bunun için de aslında önkoşullar olan bir metodoloji önermesi yaptığı yorumlarını paylaşanlar var. Demokratik hak kullanımıdır, sorun değil… Holguin’in makalesine bakınca, CB Erhürman ile benzer düşündüğü yadsınamaz. Syrıca, her ikisi de müzakere olsun diye müzakere istemediğini de söylüyor. CB Erhürman “Adadaki iç sorunları görüşerek çözemezsek, bir kapı dahi açamazsak bütünlüklü çözümü nasıl başaracağız?” diyor; makalesinde Holguin de neredeyse aynısını yazıyor. Da, CB Erhürman Türkiye’nin tezine kaymışsa, Holguin ve dahi BMGS de mi kaymıştır ki CB Erhürman ve Holguin benzer düşünür oldu?!

Erhürman’ın KKTC CB, yani Kıbrıslı Türk lider olarak seçilmesi ile müzakere sürecini yapılandırmaya çalışan BMGS’nin de Türkiye CB Erdoğan ile benzer düşündüğüne dair şöyle bir yorum da afaki olmayacaktır: Geçmişte, biri CB Erdoğan’ın çıraklık diğeri de kalfalık dönemlerinde gerçekleşen iki BM inisiyatifini Kıbrıslı Rumlar çökertti; şimdi CB Erdoğan’nın ustalık dönemidir ve Rumlara üçüncü defa yenilmeyecek; BMGS de Kıbrıslı Rumlara üçüncü defa yenilmeyeceği bir süreci başlatmak azminde. Ve her ikisinin de yenilmemek için emniyet subabı CB Erhürman’ın metodoloj önerisinin özellikle dördüncü maddesidir ve Hristodulidis bu metodoloji önerisini kabul ve teyit etmeden Türkiye tez değişikliğini açıkça yapmayacak, BMGS de umutsuz vakaya bulaşmayacak… Bu duruşlarla benzer düşünüyorlar…
Uzun lafın kısası, daha önce de bu köşede yazmıştık, çember Hristodulidis için daralıyor; CB Erhürman’a ve Kıbrıslı Türklere ve dahi Holguin’e yönelik algı operasyonları da etkililiğini kaybediyor…