Seçildiği Şubat 2023 tarihinden bugüne “Crans Montana’da kaldığı yerden müzakereye hazırım” diye tekrarlayan Hristodulidis, nihayet önceki gün baklayı ağzından çıkardı.
Hristodulidis, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Yunan ayaklanmasının yıldönümü nedeniyle önceki gün Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’taki büyükelçiliği önünde gerçekleştirilen öğrenci resmi geçidi sonrasında basının sorularını yanıtladı.
KKTC’nin, İngiliz üsleri konusunu Rum tarafının müzakere edemeyeceği yönündeki tutumu hatırlatılan Hristodulidis “Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geri döndüklerinde İngiliz Üsleriyle ilgili müzakerede söz sahibi olabilir. Türkiye de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıdığında İngiliz üslerinin geleceğinde söz sahibi olabilir” dedi.
Hem katıldığı etkinlik, hem de bu etkinlikte basın mensuplarının sorularına verdiği yanıta baktığımızda Hristodulidis’in aslında seçildiği günden beri nakarat gibi tekrarladığı “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal bir çözüm için müzakerelere hazırım” cümlesi havada kalıyor.
Hristodulidis 1963 yılından bu yana tam 63 yıldır tek başlarına hakim oldukları Kıbrıs Cumhuriyeti devletini bizimle paylaşmak istemiyor.
Tıpkı Nisan 2004 tarihinde gerçekleşen “Annan Planı Referandumu” döneminde “Ben devlet aldım, Toplum teslim etmem” diyerek Annan planına hayır kampanyası başlatan dönemin Rum lideri Papadopulos gibi.
Tıpkı Temmuz 2017’de Crans Montana’da “ben bu devlette Türklerle eşit olmayı ve dönüşümlü başkanlığı halkıma anlatamam” diyerek masayı deviren kendinden önceki Rum lider Anastasiadis gibi.
Hristodulidis 21 Aralık 1963 ve sonraki günler ile 1967 ve 1974 hiç yaşanmamış ve ortaklaşa kurduğumuz Kıbrıs Cumhuriyeti hala bizim ortak devletimizmiş gibi “gelin katılın” diyor.
Ayrıca 1968 yılında başlayan ve 1974 sonrasında da devam eden toplumlararası görüşmeler ve tam 58 yıldır süren bu görüşmelerde konuşulan konular hiç yokmuş gibi davranıyor.
Statüko seviciliği tam da bu olsa gerek.
Hristodulidis ve onun gibi düşünenler hiçbir zaman çözüm istemediler. Onlar yalnızca müzakere için müzakere istiyorlar.
Hristodulidis için en iyi Türk lider Ersin Tatar gibi “iki devletli çözüm” diyerek uzlaşmaz tutum takınanlardır.
Tatar döneminde çok rahat biçimde “müzakerelere Crans Montana’da kaldığı yerden başlamaya hazırım” diyen Hristodulidis, çözüm yanlısı Erhürman’ın %63 oy oranıyla cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından foyası meydana çıktı. Bu durum Hristodulidis’in iki buçuk yıl boyunca izlediği “çözüm yanlısı siyasetçi” maskesini indirdi.
Hristodulidis o günden bu yana ne yapacağını şaşırdı. Önce Tufan Erhürman’ın 4 maddelik müzakerelere başlama metodolojisini haklı bulan BM Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin’e saldırdı.
Ardından Guterres ile görüşme talep etti. Bu görüşme geçen hafta Brüksel’de AB zirvesi sırasında gerçekleşti.
Görüşmede Guterres’in de sırf müzakere olsun diye değil, çözüm için müzakere istediğini gören Hristodulidis ne yapacağını şaşırdı.
Önceki gün katıldığı 25 Mart 1821 yılında Osmanlı imparatorluğuna başkaldıran Yunan ayaklanmasının yıldönümü etkinliğinde basının sorularını yanıtlarken söyledikleri bu açıdan çok önemlidir.
Hristodulidis nihayet baklayı ağzından çıkardı. Gerçek düşüncesini söyledi.
2004 referandumunda Papadopulos, 2017 Crans Montana’da Anastasiadis ve 2026 yılında da Hristodulidis.
Üçü de kendi dönemlerinde çözümün önünde engel olmayı ve statükoyu korumayı başarmış Rum liderlerdir.
Ama bu statükonun Kıbrıs’ı Taksime sürüklediğini, Kıbrıs’ta 50 yıldan fazladır süren fiili bölünmenin giderek kalıcılaştığını göremiyorlar.
Onlar kendi hayal dünyalarında yaşamayı sürdürüyorlar. Hele içinde bulunduğumuz günlerde sürdürdüğü AB dönem başkanlığı Hristodulidis’in başını döndürdü.
Bu söylemler ve eylemlerle Kıbrıs sorunu çözülemez. Kim ne derse desin karşılıklı kabul edilebilir bir anlaşmaya varmak için önce bu tavırlar terk edilmelidir.
200 yıldan fazla bir zaman önce Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Yunan ayaklanmasının yıldönümü etkinliğine, ya da Kıbrıs’ı kana bulayan EOKA terör örgütünü yücelten etkinliklere katılarak destek veren bu zihniyet hala dünde yaşamayı sürdürüyor.
Buna benzer söylem ve eylemler elbette kuzeyde de var. Onlar da tıpkı güneydeki tutucular gibi dünde yaşamayı ve yüz hatta bin yıl önceki zafer kutlamalarıyla avunuyorlar.
Kıbrıs sorunu bu hala dünde yaşayan zihniyetlerle çözümlenemez. Tam tersine iki toplumun da, bölgedeki tüm halkların da çözümle birlikte kazanacakları geleceği konuşmamız, yani dünü değil yarını hayal etmemiz çok daha verimli olacaktır.