HP Gidişte ama Popülizm Halen İktidarda

Direnç Berksel

Dünyanın siyaseten içinden geçtiği süreci tanımlama ihtiyacı duymamız halinde “popülizm çağında” yaşıyoruz demek pek de yanlış olmaz. Her ne kadar popülizm kavramı özellikle Kıbrıs’ın kuzeyinde anlamı dışında enflasyonist bir şekilde kullanılıyor olsa da Kudret Özersay’ın 2015 yılındaki adaylığı ile başlayan ve Halkın Partisi ile devam eden gerçek bir popülizm tecrübesini hep birlikte yaşadık. Yaşadık diyorum çünkü UBP-DP-YDP üçlüsünden oluşan hükûmetin kendisini bir erken seçim hükûmeti olarak tanımlamasıyla birlikte artık malumun ilamının gerçekleştiğine kesin gözüyle bakıyorum.

Peki, Kudret Özersay ve Halkın Partisi’nin siyasetimizin tam anlamıyla merkezinde olduğu 2015’den bugüne kadar geçen zamanı nasıl değerlendirmeliyiz? İlk olarak şunu ifade etmeliyim ki “düşene de vurmayınca kime vuracaksın şu dünyada” dercesine Özersay ve Halkın Partisi’ne toplum olarak içimizde biriken öfkeyi yöneltmeyi pek de mantıklı bulmuyorum. Yapılması gereken değerlendirmeye gelince, Özersay ve onun liderliğindeki hareketin özelliklerini, mevcut siyasi yapının içerisinde hangi boşluklardan yararlandığını ve kullandığı kavramları iyi analiz etmek gerektiği kanısındayım. Kurulduğu ilk günden itibaren Halkın Partisi, açık açık “karizmatik bir liderin” hareketi oldu. Siyaseten net bir pozisyon belirtmeyen, programdan ve bu program etrafında örgütlenmiş bir kitleden yoksundu. Program ve manifesto Özersay’ın ağzından çıkanlardan ibaretti. Popülist hareketlerin en temel özelliği olan toplumu topyekün bir varlık, yani homojen olarak görme özelliğini ise merkez sağ ve merkez solda kendini konumlayan, kimisi çeşitli partilerde görev yapmış bireylerle, toplum içinde sevilen fakat siyasetle ilgilenmeyen bireyleri bir araya toplayarak sağladı. Haliyle ortada “bizim örgütlere ihtiyacımız yok!” gibi kavramlar da belirmeye başladı. Siyasi diline baktığımız zaman ajite bir dil kullandığını gözden kaçırmamak lazım. “Şeffaflık, dürüstlük, temiz kadro”... gibi etik-ahlaki değerlerin üzerinden bir yandan toplumun dağınık ve şekilsiz tüm kesimlerine ajite bir dille “biz halkız” söylemi üretip toplumu homojenleştirirken diğer yandan da siyasi partiler ve temsilcilerini “halkın” dışında ve tüm günahların sorumlusu olan hasımlar olarak tanımlayan söylevsel bir şiddet kullandı. Tüm bu özellikleriyle Halkın Partisi merkezde konumlanan popülist bir partinin sahip olması gereken tüm özelliklere rahatlıkla sahipti diyebiliriz.

***

 Dünyadaki diğer popülist örneklerle karşılaştırdığım zaman ise benim en çok dikkatimi çeken nokta Özersay ve Halkın Partisi’nin en önemli farkının sadece toplumu değil siyaseti de homojen olarak görmesi oldu. Toplumun gözünden bakıldığı zaman “hepsi aynıdır” kanısının yaygın olduğunu ve sol partilerin merkezde sıkışıp kaldığını düşününce Özersay’ın kendisi ve partisi için stratejik olarak akıllıca bir hamle yaptığını söylemek pek de yanlış sayılmaz. Bu hamleyi ilk başlarda teknokrat kabine gibi liyakat tüten fakat aslında demokrasiyi ve siyaseti rafa kaldıran, mevcut sistemin işleyiş ve programını kabul ederken dışarıdan bakıldığı zaman ise şık gözüken vaadiyle süslediğini unutmamak lazım. Tam da burada şunu sormak lazım bu popülist zemini Özersay kendisi mi oluşturdu, yoksa öncesinde bu zemin hâlihazırda var mıydı?

Benim için bu sorunun cevabı uzun zamandır çok net. Bu zemin 2013 yılında Sibel Siber’in Başbakanlığında kurulan erken seçim hükûmetinde oluşmaya başladı ve 2015 cumhurbaşkanlığı seçiminde Sibel Siber’in CTP’den adaylığıyla yerli yerine oturdu. İlk olarak 2013 yılında seçiminde etkisiyle dilin siyaset üzerindeki dönüştürücü etkisi görmezden gelindi veya bilinçli bir şekilde istismar edildi.

Kabinede yer alan bakanlar siyasetin içinden, bürokrasiden ve siyaset dışından olmak üzere üç farklı kesimden atanmış olsa da tümünün dışarıdan atanması hasebiyle hepsi teknokrat olarak güzellendi ve bugün halen dillendirilen “teknokrat bakanlar kurulu” söyleminin zemini hazırlanmış oldu. Şeffaflık, dürüstlük gibi siyaset dışı kavramlara siyasi anlam yüklenmesiyle aslında o günlerde siyasetin homojen hale gelişinin sinyalleri bizlere vermiştir. 2015 yılındaki seçimlere gelindiği zaman sağdan da oy alma gailesiyle CTP’nin Sibel Siber’i aday göstermesi ve stratejisinin CTP’nin tarihsel misyonunu yansıtmayacak bir şekilde ve dille Sn.Siber’in kişisel karizmasının üzerinden oluşturması, homojen popûlist siyasi zeminin oluşmasını sağlamıştır.

***

Özetle, bugünlerde Sn. Özersay ve HP’ye yöneltilen eleştirilere baktığımız zaman aslında toplumdaki isyanın HP’nin popülist söylemlerini yerine getirmeyişine olduğunu görmek lazım. Siyaseti toplumu ve sistemi dönüştürme uğraşı olarak yorumlarsak eğer, gailesi bu yönde olan birey ve hareketler için tehlike halen devam ediyor. Bir başka deyişle HP gidişte ama popülist söylemleri halk nezdinde halen iktidarda.